Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Savcıların görevi demek ki neymiş?

Nazlı Ilıcak, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmasıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı’ndan ‘bir yetkili’yle konuşmuş.

Dünkü köşesinde bakanlık yetkilisinin şöyle bir sözünü aktarıyordu: “Savcılar hem lehte hem aleyhte delil toplamak zorunda. Lehe olan bir pozisyonun üstünü kapatarak gizlemek suç sayılmaz mı?”
Bakanlık yetkilisi bu sözleri, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmalarına yönelik eleştirileri yanıtlarken söylüyor ve görevden almanın bu sebepten kaynaklandığını vurguluyor.
Bu köşede bu gerçeği kaç kez yazdım sayabilmeme olanak yok.
Bir Adalet Bakanlığı yetkilisinin de böyle düşündüğünü görmek beni mutlu etti.
Hatırlayacaksınız özellikle Balyoz davası ile ilgili olarak böyle bir durum ortaya çıkmıştı.
Balyoz davasının en önemli kanıtlarından kabul edilen 11 no’lu CD’deki bazı bazı bilgilerin yanlışlığını kanıtlayan kamu kuruluşlarından gelen yazılar her nasılsa dava dosyasına girmemiş, sonradan Adli Emanet’te ortaya çıkmışlardı.
Şu anda güvenilirliği son derece kuşkulu bu ‘delil’ nedeniyle birçok subay terfi edemedi, cezaevinde tutuklu olarak bulunuyor.
Tek nedeni de savcıların bilmeyerek de olsa sanıkların lehlerindeki bu kanıtları toplayıp, dosyaya koymamış olmalarıdır. Gerçi mahkeme sonradan ortaya çıkan bu lehteki delilleri de hiç dikkate almadı ama olsun, savcıların görevi sanıkların aleyhine delilleri olduğu kadar, lehine olan delileri de toplayıp, iddianamelerini öyle yazmalarıdır. Adalet uygulamaları herkese aynı şekilde yapılır ve dava farkı gözetilmez ise adalete olan güven artar.
Adalet Bakanlığı’nın ‘bir yetkilisi’nin bu gerçeği de bildiğini tahmin ediyorum.

Sorunun büyüğü yasal dinlemelerde

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, dün NTV’nin sorularını yanıtlarken yasadışı dinlemeler ile ilgili olarak cezaları arttırıcı düzenlemelerin geçen dönem TBMM’ye getirildiğini ama Meclis’in çalışmalarını tamamlayamadığını söyledi.
Bakan Ergin, bu dönemde konunun yeniden gündeme geleceğini söylüyor.
İki hususu hatırlatmak isterim:
Birincisi, o tasarıda yasadışı dinlemeler ile ilgili ceza arttırılıyordu ama herhangi bir nedenle ‘alenileşmiş yasadışı dinlemelerin’ medyada yayımlanmaları da tamamen serbest oluyordu.
Yurtdışından bir internet sitesine yüklediğiniz bir gizli dinlemeyi bütün ülkeye yasal olarak yayma olanağı doğuyordu. Umarım bu sefer de aynı hatalı yola girilmez.
İkincisi, bugün Türkiye’de yasadışı dinlemeler kadar bir başka sorun da savcıların, iletişimin takibi ile ilgili yasalara uymamakta ısrarlı davranmaları.
Suç ile ilgisi olmayan dinleme tutanaklarının imha edilmemesi, hatta bunların dava dosyalarına konulması, yasal süre içinde hakkında dava açılmamış kişiler ile ilgili dinleme tutanaklarının imha edildikten sonra ilgili kişiye zamanında bildirilmemesi gibi büyük ihlaller söz konusu.
Bu ihlallerden eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın bile nasibini aldığını da hatırlayacak olursak, ihmalin ne kadar büyük olduğunu görebiliriz. Hatta buna ihmal bile demek hafif kaçıyor, bu açıkça yasanın çiğnenmesi, kanunların savcıların umurunda olmamasıdır! Savcılar, kanunlarımıza göre idari olarak Adalet Bakanlığı’na bağlılar. Artık HSYK’da da Adalet Bakanlığı bürokratlarının ağırlığı var.
Bakan Ergin, yasadışı dinlemelerin cezasını arttırmak ile elbette iyi bir iş yapacak. Ama yasal dinlemelerde kanunun belirttiği kurallara uymayan savcılara neden göz yumulduğunu da açıklasa iyi olurdu.

Bir ‘derin devlet’ var onlar görüşüyor!

BDP, Abdullah Öcalan ile ‘devlet’ arasındaki kesilen görüşmelerin yeniden başlaması için çağrı yaptı.
Adalet Bakanı dün NTV’de bununla ilgili olarak şunu söyledi:
“1999’da Öcalan yakalanıp İmralı’ya götürüldüğünden beri devletin ilgili birimleri ihtiyaç duydukları zeminde görüşme yapmışlardır duymadıkları zeminde görüşmemişlerdir. Yine ihtiyaç duyarlarsa görüşürler, bu tamamen bizim dışımızda bir olaydır. Bu ülkenin geleceği, güvenliği adına görev yapan kamu görevlileri bu ihtiyacı duyarlarsa yine görüşürler.”
Bu kişilerin kimler olduklarını aşağı yukarı biliyoruz: MİT Müsteşarlığı görevlileri, Emniyet görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları.
Bunların sıradan görevliler olmadığını, bulundukları konum itibariyle yüksek mevkilerdeki kişiler olduklarını ya da onlar tarafından görevlendirildiklerini de biliyoruz.
İlginç bir durum çıkıyor ortaya!
Bakan Ergin’e göre bu görevliler ‘devlet adına’ kendi kendilerine karar verip, hareket ediyorlar.
Gerekli görürlerse görüşüyorlar, gerekli görmezler ise görüşmüyorlar. Ve bunun için siyasi otoritenin iznine, onayına da ihtiyaç duymuyorlar, hatta o otoriteden herhangi bir emir almaya gerek de görmüyorlar!
Siyasi otoriteden tamamen bağımsız bir oluşum gibi görünüyor, sanki bir tür ‘derin devlet’!
Acaba zaman zaman başka işler için de kendilerini yetkili ve görevli görüyorlar mı diye düşünüyor insan ister istemez!
Bir de ‘sivilleşiyoruz’ diye seviniyorduk!
Hatırlatmak isterim ki ‘sivilleşme’ dediğimiz konu da tamamen bununla ilgilidir.
Devlet adına hareket eden görevlilerin sivil otoriteye hesap vermesi, eylem ve işlemlerinde siyasi otoritenin emri ve sorumluluğu altında olmasıdır.
Bakan Ergin’e ve hükümete önerim, halkın kendilerine teslim ettiği iktidarın hakkını vermeleridir.
Unutmasınlar ki bir ülkede olan ya da olmayan her şeyin sorumlusu hükümetten başkası değildir!