Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Coni düdüğü çalınca

Salı akşamı Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün’ünü izlediniz mi, bilmiyorum. Ben izledim. En çok dikkatimi çeken iki şey vardı. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Programın hemen başında mikrofon Atina sokaklarında yürüyen orta yaşın üzerinde bir beye yöneltildi. Kardak kayalıkları krizi ile ilgili olarak ne düşündüğü soruldu.

Adamın bir yandan yürürken kameraya karşı anlattıkları çok ilginçti.

Yaratılan krizi, Yunanlı politikacıların bir “dümeni” olarak gördüğünü söyledi.

Azgelişmiş ülkelerin politikacıları
Ona göre Yunanlı politikacıların amacı bu bahanelerle yaptıklarını halktan gizlemekti. Hepsi esas olarak cebini doldurmayı düşünüyordu. Bir tarafta depolar ağzına kadar silah doluyken şimdi bu kriz bahane edilerek yeniden silahlanmaya para harcanacağını ve bu paralardan Yunanlı politikacıların da “paylarına düşeni alacağını” söyledi.

Bir yandan da elini ağzına götürerek yeme işaretleri yapıyordu.

O yaşlı adamı izlerken çok güldüm.

Azgelişmiş ülke politikacılarının esas amaçlarının hazineden sebeplenmek olduğunu yazan Çetin Altan’ı hatırladım.

Hırslı politikacıların elinde oradan oraya sürüklenen az gelişmiş ülke halklarını, heba edilen kaynakları düşündüm.

Ve nihayet Yunan halkının, maceracı politikacıların oyunlarına karşı yavaş yavaş uyanmaya başladıklarını gördüm. Sevindim.

İkinci konuşmacı ise Yunanistan’ın eski Genel Kurmay Başkanıydı.

Bu emekli asker, aslında bir çoğumuzun bildiği, ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği söylüyordu.

Tahta ayaklı dev
Konuşmasının özeti şuydu: Yunanistan ile Türkiye birbirleriyle bir savaşa girmeye kendileri karar verebilirlerdi. Ama savaşı bitirme kararını verecek olan asla onlar olmayacaktı. Savaşın ne zaman ve nasıl bitirileceğine başta Amerika olmak üzere batılı müttefikler karar vereceklerdi. Bu arada olan da Yunanistan’ın ve Türkiye’nin zaten kıt kaynaklarına olacaktı.

“Türkiye böyle bir savaştan zaferle çıkabilir” diyordu, emekli Yunan generali ve ekliyordu: “Ama bu savaştan sonra Türkiye ancak tahta ayaklı bir dev olarak ayakta kalabilir!”

Türkiye asker-sivil yöneticileriyle, halkıyla bu gerçeği çok iyi biliyor.

Gücün sınırını bilmek
Yunanistan ile girişilecek bir savaştan galip çıksa bile, bunun ülke ekonomisine ve kaynaklarına ne büyük zararlar verebileceğini düşünüyor.

Onun için de Yunanistan ile olan problemlerini, sıcak bir çatışmaya dönüştürmekten hep kaçınıyor.

Küçük bir çocuk tarafından taciz edilen olgun bir insan gibi davranmaya çalışıyor. Elini kaldırıyor, ama asla çocuğun yüzüne indirmiyor!

Generalin söylediklerinin birinci bölümü ise sanki bir kehaneti seslendiriyordu.

Nitekim, bu konuşmanın üzerinden saatlar geçmeden devreye giren Başkan Clinton’un bir işareti olayı yatıştırmaya yetti.

Böylece, Türkiye de, Yunanistan da bir kez daha kendi güçlerinin sınırlarını Coni’nin bir düdük sesiyle gördü.