Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Muhtıralı demokrasi

Fethullah Hoca’nın “muhtıra” uyarısı üzerine kopan kıyamete bakıp da gülmemek mümkün değil.

Hoca’nın açıklamalarına tepki o kadar büyük oldu ki, Fethullah Hoca da nazik bir şekilde sözlerini geri almak zorunda kaldı.

Konunun ilginç olan yönü de burası işte.

Tepkiler, muhtıra verilmesine ya da kimlerin muhtıra hazırlığı içinde olduklarını araştırmaya yönelik olmadı da, tam tersine böyle bir kuşkusu olduğunu açıklayan insana karşı oldu.

Siyasi olaylar karşısında nasıl tavır alacağımız konusunda biz Türklerin hiç bir zorluğu yok.

Siyasi tartışmalarda duracağımız yeri, kendi dünya görüşlerimize göre değil de, karşıt görüşlülerimizin bulunduğu noktaya göre belirleme alışkanlığımız var.

Türkiye son yıllarda dinciler ve laikler diye iki parçaya bölündüğü için uyarının bir dini cemaat önderinden gelmiş olması herkesin tavrını buna göre belirlemesine yol açtı.

Tavır belirlemedeki bu kolaycı yaklaşımımız da en çok “muhtıra severlere yaradı tabii.

Tartışmanın ekseni, Fethullah Gülen’in devlet içindeki örgütlenme hedeflerine, Tansu Çiller’in güvenoyu planlarına kaydığı için esas konu gözlerden kaçtı.

Türk ordusu içinde şu anda siyasete heveslenen bazı subaylann bulunup bulunmadıktan tartışılmadı bile.

Hoca’nın dini ve siyasi kişiliğinden etkilenmeden konuyu araştırmaya ve açıklamanın ardındaki gerçekleri bulmaya sadece Posta çalıştı.

Bunun sonuçlarını üç gündür Posta’nın sayfalarında size sunuyoruz, okuyorsunuz.

Son iki gündür meydana gelen bazı gelişmeler, Türk demokrasisinde “muhtıra” geleneğinin giderek yerleşmeye başladığını gösteren ilginç örneklerle doluydu. Ancak bunlar nedense gözden kaçtı.

Türkiye bir kez daha “insanoğlu gariptir her lafı kaldırmaz” diye başlayan argo tekerlemenin ne kadar doğru olduğunu kanıtladı.

Dünkü gazetelerde Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın işçilere verdiği bir “muhtıra” yer aldı.

Gazetelerin “Ağar’dan sert uyarı” diye verdikleri “muhtıra” (Frenkçesi; memorandum. Halk diliyle; uyarı yazısı) Türk-İş’e yönelik.

Mehmet Bey, pazar günü Ankara’da toplanmak isteyen işçilere ve onları toplamak isteyen sendikacılara kızmış.

“Bizi işçiyle karşı karşıya getirmeyin” demiş. Bunun çevirisi “Ankara’ya gelirseniz hepinizi sopalarım, gelmeyin sakın” demek.

Ağar, bununla da yetinmeyip eski 15-16 Haziran olaylarını hatırlatmış.

Yani hem yargıç, hem savcı olmuş, gösterinin yasadışılığına bugünden karar vermiş ve sonra emniyet müdürü olarak kendisine emir verip, işçileri uyarmak için basın toplantısı düzenlemiş.

Bildiğim kadarıyla emniyet müdürlüğü makamının kendi başına bir gösterinin yasadışı olup olmadığına karar verme yetkisi yok.

Yine bildiğim kadarıyla Türk-İş’in gösterisi ile ilgili olarak verilmiş adli ve idari bir yasaklama kararı da yok.

Bir süredir emniyet müdürlerinin siyasilere muhtıra vermesine alışmıştık.

Ancak öyle görünüyor ki, muhtıra vermek emniyet teşkilatının üst yöneticilerini saran bir hastalığa dönüşmüş.

Bugünkü Posta’nın birinci sayfasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kaynaklanan bir “muhtıra” haberi var.

Ordumuz da meğerse grevlerden rahatsızmış. Özellikle limanlar ve demiryollarındaki grevlerin milli güvenliğimizi ciddi olarak tehlikeye düşüreceği kanısı ordumuza hakimmiş.

Şimdi olaylara bakış açınıza göre bunun işçilere mi, yoksa grevleri ertelemesi için hükümete mi bir uyarı olduğuna artık siz karar verin.

Fransa Genel Kurmay’ı, böyle bir durumda nasıl davranırdı onu bir gözlerinizin önüne getirmeye çalışın.

Bu durumda bizimkine sağlıklı bir demokrasi denilebilir mi?

Hey millet! Eller cebe…
Danıştay, geçen yılki kriz sırasında faaliyetleri durdurulan Impexbank, Marmarabank ve TYT Bank’ta paraları batanların zararlarının hazineden karşılanmasına imkan verecek bir karar aldı.

Buna göre bu bankalarda batırılan 5 trilyon lira halkımızın ödediği, vergilerden karşılanacak.

Yani bugün işçiye, memura verilmeyen para, sahtekarlara paralan kredi diye dağıtıp ortadan yok olan banka yönetici ve sahiplerinin cebine konulacak.

Bu bankalardan kredi alıp yok olanlann arasında Ahmet Özal da var.

Ondan başka daha bir çok batakçı ve sahtekar da var.

Bu paralan bu dolandırıcılara kredi diye dağıtan bankaların sahip ve yöneticileri her halde şimdi rahat bir nefes almışlardır.

Karann uygulama alanı bulması için Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nda da kabul edilmesi gerekiyor.

Ancak o karar nasıl olsa çıkartılır! Yasal prosedür tamamlanana kadar sizler de paralan hazırlamaya bakın.

Sonra Cin Atila’ya, Şemiler’e, Lapisçiler’e mahcup olmayın. Benden uyarması..