Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Korkutamazsınız, mesleğimizden vazgeçmeyiz

Korkutamazsınız, mesleğimizden vazgeçmeyiz

T24 yazarı Tolga Şardan’ın tutuklanması, yargının düştüğü sefaletin boyutlarını gösteren çarpıcı örneklerden biri oldu.

Öyle bir sefalet ki hâkim, kararına yazdığı kanunu bilmiyor, savcı olmadığını iddia ettiği bir şeyi aratıyor, en üst sınırdan hapis cezasına mahkûm edilse bile bir gün dahi hapis yatmayacak bir gazeteci, sırf ders olsun denilerek tutuklanıp, hapse konuluyor.

Tolga Şardan’ı çeyrek yüzyıldır tanırım, birlikte çok verimli bir çalışma dönemi de geçirdik. Şunu söyleyebilirim ki Türkiye’nin önde gelen polis adliye muhabirlerinden biri olarak, hukuk bilgisiyle kendisini tutuklayan hâkimi de hakkında iddiada bulunan savcıyı da cebinden iki üç kere çıkartabilir.

Şardan’a atılı suç, TCK’nın 217A maddesinde düzenlenmiş.

Önce maddeyi okuyalım, hâkim ve savcı beyler de belki bizimle okurlar:

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”

Tolga’nın yazdığı haber, MİT’in yargıdaki yolsuzluklar ile ilgili olarak Cumhurbaşkanlığına yazdığı bir rapordan söz ediyor.

Birincisi, bu haber “endişe ve korku yarattıysa”, bu halk arasında olmaz. Korkması ve endişe duyması gerekenler, rapora konu olabilecekleri türden eylemler içinde olan hâkim ve savcılar olabilir.

Onun için böyle bir haberle kamu barışı da bozulmaz, nitekim bozulmadı da!

Adliyelerde sağa sola saldırıp, yakasını paçasını yırtarak bağırıp çağıran bir tek savcı ya da hâkim de görmedik.

İkincisi, haberde verilen bilgi, gerçeğe aykırıysa, yani böyle bir rapor yazılmadıysa, bir gazetecinin evinde polisin aradığı ve bulamadığı şey neydi?

Nitekim haberin İletişim Başkanlığı tarafından yalanlanmasının, tutuklama kararından 40 dakika sonra gelmesi çok anlamlı. Belli ki Tolga’nın evinde MİT raporunun bir kopyası aranmış, rapor bulunamayınca derin bir nefes alınıp, yalanlama yoluna gidilmiş. Haberin yayınlanması ile yalanlanması arasında 43 saat geçmesi bu tahminimi destekliyor.

Yani “bilgi” aslında “gerçeğe aykırı” değil, öyle anlaşılıyor.

Üçüncüsü, hâkim tutuklama kararı verirken “delillerin yok edilmesinden” söz ediyor.

Burada “suç delili” zaten yazının kendisi ve o da yayınlanmış durumda. Okuyan okudu, okumayan da tutuklama kararından sonra okudu. Ortada “karartılacak bir delil” yok yani. Her şey apaçık, Türkçe okuma bilenlerin gözünün önünde cereyan etti ve bitti.

Kararda bir de dehşetengiz ifade var: “Tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu!”

İddia edilen “suçun tanıkları” okuyucularımız. Mağdurları ise parayla karar veren hâkim ve savcılar olmalı.

Kim bilir, belki de “mağdur”, bütün Türkiye, adliyedeki yolsuzlukları konuşurken, bunu merak dahi etmeyip, MİT’e ya da bir başka kuruma “bu ne iştir, bir araştırın bakalım” talimatı vermeyi akıl edemediği iddia edilen Cumhurbaşkanlığı’dır.

Belli ki Hâkim Bey, Tolga Şardan ile Clark Kent’i karıştırmış; bu kadar insan üzerinde baskı yaratabilmek için insanın, insan olması yetmez, Süpermen olması da gerekir çünkü.

Bu suçlamayla Tolga’yı mahkûm edemeyeceklerini kendileri de belli ki gayet iyi biliyorlar.

Anlaşılıyor ki adliyedeki yolsuzlukların dile getirilmesinden hazzetmiyorlar ve bu nedenle yüreklerini soğutabilmek için tutuklamayı, bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıyorlar.

Böylece bu işleri araştırmaya eğilimli diğer gazetecileri de ürkütüp, bu işin peşini bıraktıracaklarını zannediyorlar.

Boşuna bir çaba içindeler.

——————————

İmalat hatası mı?

Tolga Şardan hakkında tutuklama kararı veren “görevli hâkimin” hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu merak ettim.

O fakültenin hocalarının, kararı okuduktan sonra başlarını utançla önlerine eğdiklerini ve “biz bu adamı nasıl mezun ettik ve adliyeye gönderdik” diye hayıflandıklarını düşünüyorum çünkü.

Hâkim, tutuklama kararı verirken Tolga Şardan’ın suçlandığı TCK’nın 217. Maddesinin “tutuklanmayı gerektiren katalog suçlardan olduğunu” da söylüyor.

“Katalog suçlar” meselesi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinde düzenlenmiş.

“Katalog suçların varlığından kuvvetli şüphe” varsa tutuklama kararı verilebiliyor.

Katalog suçların “sıralı tam listesi” şöyle:

“Soykırım ve insanlığa karşı suçlar, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı, hırsızlık ve yağma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, silah kaçakçılığı, Bankalar Kanunu’nda tanımlanan zimmet, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan hapis cezasını gerektiren suçlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar, kasten orman yakma suçları, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar, Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar, kadına karşı kasten yaralama, sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçları.”

Hani bunların arasında TCK 217. Maddesi nerede?

Hâkim ya kanunu bilmiyor ya okuma yazması zayıf.

Kanunu bilmiyor olmasına ihtimal veremiyorum aslında.

Diyelim ki bütün kanuna vâkıf ve hâkim değil, böyle bir karara varırken en azından açıp söz konusu maddeyi okuması gerekirdi ki okumadığı da anlaşılıyor.

Ya da okudu, tam olarak anlamadı.

Ya da tutuklama kararı vermeyi kafasına koymuştu, gerisini salladı geçti!

Hakimler ve Savcılar Kurulu, bu tip hakimleri hangi amaçla bu görevlere tayin ediyor, artık anlamış olmalısınız.

Hâkimin, bu yolla “suç uydurma suçu” işleyip işlemediğinin takdirini de elbette HSK’ya bırakacağız ama HSK da emir kulu.

En iyisi bu kararı veren yargıcın, hukuk fakültesine iadesi cihetine gidilmesi.

Ciddi bir imalat hatası var çünkü!

———————————-