Cumartesi gece yarısı (Türkiye saatiyle) Beyaz Saray’ın X hesabından bir fotoğraf yayınlandı.
Bu fotoğraf yayınlanmadan dört saat önce de aynı hesaptan bir ABD bayrağı ile birlikte “Tanrı Birleşik Devletler Ordusunu Korusun” yazısı yayınlanmıştı.
Sözünü ettiğim fotoğraftan dört saat sonra aynı hesaptan yayınlanan fotoğraf Venezuela’nın “kaçırılan Başkanı” Maduro’nun elleri kelepçeli bir fotoğrafıyla şu metin yayınlandı: “Nicolas Maduro USS Iwo Jima gemisinde.”
Bu fotoğraftan beş saat sonra da farklı zamanlarda kaydedilmiş görüntülerin montajlandığı bir video yine aynı hesaptan yayınlandı.
Videonun açılışında Maduro öfkeli bir konuşma yapıyor.
“Gelin beni alın!” diye bağırıyor. “Burada, Miraflores’te (Venezuela Başkanlık Sarayı) bekliyorum” diyor. “Çok beklemeyin, korkaklar” diye haykırıyor. Bunu Beyaz Saray’dan Başkan Trump görüntüleri izliyor.
Paylaşımdaki metin şöyle: “Bilmiyorsanız şimdi öğrendiniz!”
Başlangıçta sözünü ettiğim paylaşımda ise siyah – beyaz bir Trump fotoğrafı var.
Fotoğrafın siyah beyaz olması, Trump’ın yüzünde bir “sert adam” efekti de yaratıyor.
Paylaşımdaki yazı şöyle “Oyun yok. FAFO.”
FAFO harfleri “Fuck around, Find – Out” deyiminin kısaltması. “Dene de bilmemneyi gör” gibisinden bir anlamı var.
Amerikan argosunda sıkça kullanılıyor, filmlerde filan da rastlamışsınızdır.
Bu aynı zamanda, egemen bir devletin, meşruiyeti belli bir kesim açısından tartışmalı da olsa başkanının kaçırılmasına karşı gösterilen tepkilere karşı da bir yanıt anlamını da taşıyor.
“Beyaz Saray’ın sosyal medyasını iare eden yaramaz çocukların işi” deyip tebessümle karşılamak da mümkün, seviyenin giderek irtifa kaybedip, çukura dönüşmeye başlamasının bir başka habercisi diye düşünmek de mümkün.
ABD, bu tür müdahaleleri ilk kez yapmıyor.
Vaktiyle Panama diktatörü Noriega’nın da benzeri şekilde kaçırılıp, ABD hapishanelerinde çürütüldüğünü hatırlarsınız.
Şili Devlet Başkanı Allende’nin ölümüyle sonuçlanan askeri darbede de binlerce insanın acımasızca öldürüldüğü, cesetlerinin bile yok edildiği Arjantin askeri darbesinde ABD’nin rolü zaten hiç gizlenmedi.
Bir vakitler Güney Amerika’yı askeri diktatörlükler kıtası haline getiren de ABD’den başkası değildi zaten.
Ama seviye hiç bu kadar düşük olmamıştı.
Bunu söylerken “kibar kibar askeri darbe yapsalardı, ayıp ettiler” demek istemiyorum elbette.
Sadece bugün geldiğimiz noktada artık her şeyin mubah olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.
Türkiye’nin kamu desteğiyle finansmanı sağlanan onlarca haber kanalındaki seviyeye bakınca da bunun genel bir durumun yansıması olduğunu söyleyebilirim.
Devletler arasındaki ilişkilerde “güç” her zaman belirleyici oldu.
Bu açıdan yeni bir durum yok aslında.
Ancak gücün varlığı belli sınırların gözetilmesine engel değildi.
Ahlaki meşruiyet de bu sınırlardan birini oluşturuyordu, artık bu dönem geride kaldı.
Bunda kuşkusuz ki kendi ülkelerindeki “ahlaki meşruiyetlerini” yitiren yönetimlerin de kolaylaştırıcı bir rolü oldu.
Maduro’nun kaçırılmasının ardından Venezuela sokaklarında adeta karnaval havası estirilmesinin nedeni de bu.
Kendi ülkesinde ahlaki ve hukuki meşruiyetlerini kaybedenler dış müdahalelere karşı daha zayıf ve korunaksız oluyorlar.
Korunaksız olmalarında kuşkusuz ki diktatörlük sınırında gezinen tek adam yönetimlerinin kendi ülkelerindeki kurumları tahrip etmelerinin de rolü var.
Liyakatin yerini ülkeyi yöneten tek adama bağlılık prensibi alınca kurumların içleri boşalıyor, dış tesirlere daha açık hale geliyor.
Venezuela’nın kurumları, askeri, polisi, istihbarat servisleri böyle bir kurumsal çöküş yaşamamış olsalardı, ABD ordusu böyle bir operasyonu bu derece kolay yapabilir miydi?
Devletler, kurumlarının içi böylece boşaltılınca içine doğru çöküyor ve o diktatörler çaldıkları parayı harcayacak zaman da yer de bulamaz hale geliyorlar.
Sözüm meclisten dışarı; bundan herkesin alması gereken dersler var.
————————–
2026 – Ne oldu? Ne oluyor? Ne olacak?
Türkiye’de alanında ilk ve tek yayın olan T24 Yıllık’ın 2026 sayısı çıktı.
Bu yıl sekizincisi yayınlanan yıllıkta, 60 uzman, yazar, akademisyen, gazeteci, çizer ve sanatçı başlıktaki sorulara yanıt arıyor.
Prof. Dr. Evren Balta’nın yıllıktaki yazısını dün bir kez daha okumak ihtiyacını hissettim.
Prof. Dr. Balta, “barış artık siyasal bir taahhüt değil, bir finansal proje; fonlar, krediler ve yatırım garantileriyle şekillenen yeni bir istikrar ekonomisi” diye yazıyor.
Trump’ın Venezuela petrolleriyle ilgili sözleriyle yan yana okuduğunuzda gelişmeler insanın kafasında daha bir yerine oturuyor.
Trump – Erdoğan – Putin üçgenini analiz eden Cansu Çamlıbel ve Hakan Aksay’ın yazıları da bizleri gelecekte neyin bekleyebileceği ile ilgili bir çerçeve sunuyor.
Yıllıktaki bütün yazılardan tek tek öz etmeme olanak yok.
Hepsi çok değerli uzmanların günümüzden geleceğe baktıklarında gördüklerini yazıları okumanızı öneririm.
Türkiye’yi, içinde bulunduğumuz dar coğrafyayı ve dünyaya yön verecek gelişmeleri anlamayı kolaylaştırıcı yazılar bunlar.
Online kitap satılıcılarından temin edebilirsiniz.
———————–
