Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin 100 yıldır beklediği lider olduğunu söylemiş.
Söyleyeli bir hafta kadar oluyor, benim dikkatimden kaçmış; Ertuğrul Özkök’ün yazısında fark ettim.
Fidan şöyle diyor:
“Erdoğan diye bir lider çıkmış, bu topraklardan, 100 yıldır beklediğimiz ve masaya yumruğunu vurmuş ve demiş ki, ‘kardeşim, artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun, onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkiyavari, insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir kardeşim, benimle beraber bu dönem bitmiştir.”
Yağcılığın bu kadar cıvığı biraz fazla ama yine de insanın tebessüm etmesine katkıda bulunduğu için Hakan Fidan’ı kutluyorum.
Öbür yağcılardan daha başarılı bulduğumu da belirteyim ama bu gelecekte Erdoğan tarafından “halef” ilan edilmesine yeter mi; zannetmiyorum.
İşe yaraması zor çünkü maddi verilerle desteklenebilecek bir yağlama yıkama konuşması değil.
Erdoğan elini masaya niye vurmuş, karşısında kim varmış da onlara “haddinizi bilin yeter artık” demiş meçhul.
Ayrıca böyle konuştuğunu iddia ettiği insanın tek başına yönettiği bir ülkede insan hakları, adalet filan yerlerde sürünüyor.
Yani diyeceğim o ki biraz ham bir yağcılık olmuş. Beslenme bilimi jargonuyla söyleyecek olursam “doymamış yağ oranı çok yüksek”!
Ayrıca bu ülkenin tarihi liderlerine ayıp kaçmıyor mu?
Erdoğan “ülkenin tarihi liderlerini bir kalemde silen adam bana yarın neler yapmaz” diye aklından geçirmez mi sanıyor, anlamadım.
Erdoğan’ın temel sorunu bu aslında: Etrafının bir yağcılar ve evet efendimciler ordusuyla çevrilmiş olması.
Onun için ayakları bir türlü yere basmıyor, hata üzerine hata yapıyor ve hata yaptığının bile farkına varmıyor.
Ekrem İmamoğlu seçimde karşısına çıkmasın diye bütün hukuk düzenimizi altüst etti mesela.
Çevresinden birisi de çıkıp “efendim yanlış yapıyoruz, seçimi kazanmanın yolu bu değil” diyemedi.
Bu kadar savcı, şu kadar hâkim seferber olmuş, onu tutukla, bunu hapse tık, şunu itirafçı yap diye çabalıyor ama kimseyi ikna edemiyorlar.
Vatandaşın ezici çoğunluğu bu işin neden yapıldığını biliyor.
Bunun seçimde bir sonucu olmayacağını mı düşünüyorlar, çok merak ediyorum.
Erdoğan kendisini iktisatçı, damadını da maliyeci zannedip, ekonomik dengeleri altüst ederken hiçbiri çıkıp “aman efendim, böyle giderse batacağız” diyemedi.
Tam tersine yepyeni bir iktisat teorisi keşfedilmiş gibi yıkayıp, yağladılar ve sonuç ortada.
Bugün Ankara semalarında “titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” şarkısı çalınıyorsa onların sorumluluğudur.
MetroPOLL’ün 2025 yılı verileriyle hazırladığı rapora göre bu ülkede yaşayan her iki kişiden biri psikolojik desteğe muhtaç hale gelmiş.
Toplumun yüzde 61’i “yüksek düzeyde tükenmişlik hissi” yaşıyor.
Nüfusun üçte biri “çekelim gidelim bu diyardan” havasında.
18 – 34 yaş arası eğitimli genç nüfusta “fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim” diyenlerin oranı, ülkede kalmak isteyenlerle neredeyse eşit.
Rapor, bu grupta gitme isteğinin artık marjinal bir düşünce değil, “ana akım bir seçenek” olduğunu vurguluyor.
“100 yıldır beklenen liderin” vatandaşlarının sadece yüzde 39’u devlet kurumlarına güveniyor.
Her iki kişiden biri (yüzde 55), ülke gündemini takip etmenin kendisini “fazla” ya da “çok fazla” bunalttığını söylüyor.
Demek ki yüz yıldır “haberleri izlerken şöyle doya doya bunalmak için” beklemişiz!
Türkiye, “yüksek tükenmişlik” duygusunun esiri olmuş, nüfusun yüzde 61’i, günlük yaşamını belirgin bir duygusal yorgunluk, gündem baskısı ve gelecek kaygısı ile sürdürdüğünü söylüyor.
Erdoğan’ın ihtiyacı olan şey birilerinin bu gerçekleri kendisine söylemeye cesaret etmesi.
Belli ki etrafını saran yağcılar ordusu, gerçekleri saklıyor, Erdoğan’ı hayali bir dünyada yaşatıyor.
Böyle bir ortamda liderlik yapmaya çalışan bir insanın hata yapmaması mümkün mü?
O da yapıyor zaten, hem de bol bol.
——————————
