t24.com.tr

“Uygulama boyutu” deyip geçme

Meclis’in Terörsüz Türkiye Raporu açıklandığında memlekette değildim.

Sanırım ruhumun mazoşist bir yönü de var.

Müdebbir bir Türk turisti, Dünya’nın huzurlu bir köşesinde birkaç gün geçirme fırsatını yakalamışken Türkiye haberlerini okuyup, sinirlenmemelidir.

Demek ki ben o kadar tedbirli değilim ki ister istemez gözüm cep telefonumdan T24 uygulamasına kayıyor.

Yeri gelmişken söyleyeyim, T24’ün yeni uygulamasını de çok beğendim. Bunu reklam olsun diye yazmıyorum, maksat okuyucuya hizmet!

Her neyse, raporu o huzurlu ortamda bir metro yolculuğu sırasında okudum.

Şunu anladım: Türkiye’de vatandaşların temel haklarını kullanma haklarına sahip olabilmeleri, bizzat devlet tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanmış bir örgütün insafına kalmış durumda.

Bunlar silahlarını bırakıp, eylemlerine son verirlerse, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı” herkes temel insan haklarını kullanabilecek.

Yok bunlar silah bırakmazlar ve çatapata devam etmek isterlerse bize de huzur yok, yazamayacağız, konuşamayacağız, toplanıp sesimizi duyuramayacağız.

Allah sizi inandırsın, rapora göre Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanabilmesi bile buna bağlı!

T.C. Mevzuatı denilince karşımıza çıkan ilk metin Anayasa adını taşıyan bir şey.

“Bir şey” diyorum gerçekten ne oluğunu tam olarak anlamamıza imkân olmayan “bir şey” bu.

Hem var hem yok.

O metinde birtakım şeyler yazılı, teorik olarak bunların tartışılmaması bile lazım ama gelin görün ki o yazılı şeylerin uygulanmasını bu ülkenin Meclis’i bile ancak “tavsiye edebiliyor”!

Tavsiyeyi yerine getirecek olan organları denetleyip, gerekirse görevden alacak olan Meclis’in kendisi değil mi?

Bu millet bu işleri halledebilesiniz diye sizleri seçip oraya göndermedi mi?

Bunlara şaşırmıyorum tabii, ne de olsa bu memlekette yarım yüzyıldır bu mesleği yapıyorum.

Neler gördüm, neler.

Ama beni bile şaşırtan şeyler yine de var.

Mesela Cumhurbaşkanı’nın raporu “yol haritası niteliğinde, önemli bir kazanım” diye değerlendirmesi çok ilginç.

Sürecin sadece bir raporla sınırlı kalmayacağını, “yasama ve uygulama boyutuyla hayata geçirileceğini” söylüyor.

“Uygulama boyutu” dediği için de beni bir endişedir alıyor.

Anayasa’nın ve kanunların “uygulama boyutundan” o sorumlu değil mi?

Anayasa’da zaten yazılı haklarımızın kullanılmasını niye getirip, “terör örgütü” diye tesmiye edilen örgütün ne yapacağına bağlıyor?

Seçilirken ettiği yemin ne oldu?

“Anayasa’ya bağlı kalmak” ve “herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmamak” ile ilgili yemin vardı ya?

Türk olmak gerçekten çok zormuş, bunu her geçen gün daha iyi anlıyorum.

——————————–

Öcalan’ın statü sorunu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın “statü sorununun” çözülmesini istedi.

“Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan hamlelerin, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır” dedi.

“Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır” diye sordu, bu tartışmanın samimiyetle yapılarak, akla ve vicdana uygun bir sonuca kısa sürede ulaşılmasını istedi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu süreci başlatan politikacı.

Eğer “Öcalan gelsin, TBMM’de örgütünü feshettiğini açıklasın, umut hakkı gündeme gelsin” dememiş olsaydı bütün bu süreç yaşanmazdı.

Onun için Bahçeli’nin “Öcalan’ın statü açığı kapatılmalı” demesinin ciddi bir anlamı var. Bu laf olsun, testi dolsun diye söylenmiş bir söz değil.

Gerek HDP Eş Genel Başkanı Bakırhan’ın son açıklamaları ve gerekse Kandil’deki münfesih PKK’nın yöneticilerinin açıklamaları, gelinen noktadan PKK’nın çok da memnun olmadığını gösteriyor.

Bakırhan’ın rapordaki bazı ifadeleri “bizi yok sayıyor” diye eleştirmesi, KCK’dan gelen “silah bırakıp dönmeyi düşünmüyoruz” çıkışının üzerine Bahçeli’nin Öcalan’ın “statü sorununu” gündeme getirmesi ilginç.

Bahçeli’nin HDP ve KCK’dan gelecek direnişi Öcalan’ın engelleyebileceğini düşündüğünü gösteriyor.

Ancak sorun şu ki Bahçeli’nin ortağı bu işe o kadar hazır da değil, gönüllü de görünmüyor.

Bahçeli’nin bu konuşmayı yapmasından 3 gün önce yayımlanan bir kulis haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Komisyonu’nun raporuyla tekrar gündeme gelen “umut hakkı” ile ilgili olarak “kurmaylarını” uyarmıştı.

“Kişiye özel bir düzenleme olmaz. Bunu vatandaşlarımıza çok iyi anlatmamız lazım” demişti.

Öcalan’ın “statü sorunu” ise çok açık bir şekilde ve kaçınılmaz olarak “kişisel bir düzenlemeyi” gerektiriyor.

Tabii ilginç olan Bahçeli’nin sorunu ortaya atıp, çözümü için kendisinin ne düşündüğünü es geçmesi.

Kendisi iktidarın küçük ortağı olarak birçok konuda belirleyici pozisyonda, özellikle de bu meselede.

“MHP bu konuda ne öneriyor” sorusunun yanıtını vermeden herkesi bu konuda tartışmaya davet etmesi, ortağı ile de henüz bu meseleyi hiç konuşmadığını düşündürtüyor.

—————————