OKSİJEN, t24.com.tr

4 bin kadın bir kadını evlenmekten vazgeçiremedi

Hayır arkadaşlar, bu, sırf ilginçlik olsun, müşteri toplasın, çok okunsun diye atılmış bir başlık değil.

Burada gerçeği, sadece gerçeği ve bütün gerçeği söyleyen bir köşede bulunuyorsunuz; bazılarımızın sadece bir başlık okuyarak huzursuzlanmasının nedeni de zaten budur.

Aslına bakarsanız bizim gazeteciler dünyasında insanların çok fazla şey okumayacaklarına inanılır ki bazı durumlarda doğru bir görüş sayılabilir.

Söz meclisten dışarı tabii, okumayacak olsanız bu gazeteyi niye alasınız ve bu yazının da burasına kadar okuyarak niye vaktinizi harcamış olasınız?

“Evlenmek ve düğünler kadınlar içindir” diye kimin söylediğini hatırlamadığım bir söz var.

Kim bilir, belki de ben uydurmuşumdur, dedim ya hatırlamıyorum kimin söylediğini.

“Evlenmek” kısmını geçelim; ileri geri konuşup kimsenin sinirini bozmak istemem ve unutmayalım ki yaşlı bir erkeğe, bir kadının tahammül edebilmesi için evlilik sihirli bir formül gibi görünüyor!

Ancak şunu gözü kapalı söylerim: Düğünler esasen kadınlar için yapılır!

Hangi erkek çocuk, daha üç yaşındayken damatlık giyeceğim de yuvaya öyle gideceğim diye tutturur?

Hangi erkek çocuk, bir düğünde ille de smokin giyip “küçük damat” olacağım diye ayak direr?

Ama kız çocuklar bunu yaparlar, içgüdüsel bir şekilde hem de! Kimsenin bunu onlara öğretmiş olması gerekmez.

Zaten hayatında bir kez bile bir düğüne giden ve çevresini gözlemleme yeteneğinin kırıntısına sahip olan herkes bunu çıplak gözle müşahede etmiştir.

Bütün gözler gelindedir, onun saçı başı, kıyafeti, takıları vs. konuşulur.

Düğünün en çok eğlenen elemanı odur, onun sevdiği şarkılar çalınır.

Damadın o sırada orada bulunuyor olmasının tek nedeni, gelinin bu işi tek başına yapamayacak olmasından başka bir şey değildir.

Damat mecburen bulundurulur ki torba ağızlar büzülsün!

Gerçi bizim memlekette damadın gıyabında düğün yapıldığına da çok rastlanır, damat gurbettedir, işi nedeniyle gelemiyordur, nikah da önceden kıyıldıysa, damadın gıyabında bir düğün yapılarak sorun çözülür.

Mesela 21 Temmuz 2016 günü böyle bir düğün Çorum’un Osmancık ilçesinde yapıldı.

O tarihte Milliyet’te yayımlanan habere göre (kesip sakladığım habere bakar mısınız?) uzman jandarma çavuş A.A. darbe girişimi başlayınca birliğine geri çağrıldığı için düğününe katılamadı.

Damat “orada olmak isterdim ama görevdeyim. Vatan sağ olsun” dedi.

Gelin Ö. K. salona damadın yüz maskesini takan yeğeni ile girdi ve düğün pastasını da tek başına kesti.

Düğünde arkadaşları da yüz maskesini takarak, damadın yokluğunu hissettirmemeye çalıştılar.

Abhazya’da damadın düğüne katılmayıp, bir arkadaşının evinde beklediği ile ilgili bir şeyler duymuşluğum da var ama ne kadar doğru bilemiyorum.

Tersi bir haberi de saklamışım: 5 Haziran 2021 günü Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletindeki bir düğün sırasında gelin kalp krizi geçirip ölünce, yan odaya alınmış, damat gelinin kız kardeşiyle evlenip, düğünü tamamlamış.

Cüppeli Ahmet Hoca’nın isabetle tanımladığı gibi: Manyak manyak işler!

“Lafı amma uzattın birader, hala başlığa gelemedik”, diyorsanız haklısınız ancak kelime başı ödeme yapılıyor, ne kadar uzun yazarsan o kadar iyi para veriyorlar burada.

Geçim dünyası yani!

Threads’te realannaboyd isimli bir hesaptan geçtiğimiz Ocak ayının 22. Günü şöyle bir paylaşım yapıldı:

“Evlenmek istiyorum. Beni herhangi bir fotoğrafla vazgeçirmeye çalışın bakalım.”

“Gerçek” Anna Boyd’a dört bine yakın kadın, fotoğraf yollayarak yanıt verdi.

Bu dört bin fotoğrafın ezici çoğunluğunu yerdeki kirli çamaşır yığınlarını ve mutfaktaki bulaşık yığınlarını gösteren fotoğraflar oluşturuyordu.

Yerlere yığılmış kıyafetler, yatak odasında rast gele ortalığa saçılmış çoraplar, pizza kutusunda ortada bırakılmış yarısı ısırılmış pizza dilimleri ve bir daha yemek yemeye tövbe etmenize neden olabilecek mutfak görüntüleri.

Bir kadının gönderdiği fotoğrafta banyo zeminini boydan boya kaplayan havlular görünüyordu, arka plandaki havlu askısı bomboş dururken!

Bir fotoğrafta adam sanki sokak kapısından girmiş, yatak odasına giderken soyunmuş ve üzerinden çıkardığı her şeyi o anda bulunduğu yere bırakmış gibiydi. Hansel ile Gretel masalındaki gibi kapıdan itibaren giysileri takip ederek adamı banyoda bulabilirdiniz.

Banyodaki kirli çamaşır sepeti ise bomboştu.

Kadınların verdikleri yanıtlar da “erkek ruhunu” anlamamızı kolaylaştırıyor: “Üzerinden çıkardığı giysileri yere attığının farkında bile değil.”

Bir başka yanıt: “Artık söylemekten vaz geçtim. Şimdi çamaşırlarını olduğu yerde bırakıyorum, bakalım ne zaman fark edecek diye. Üç hafta oldu!”

Kadınların gönderdiği fotoğraflardan birinde bir çamaşır odasında devasa bir kâğıt havlu paketi görülüyor. Adam şöyle demiş: “Çamaşır odasında havlu kağıtları bulamadım?”

Kadınlardan biri bir karikatür yollamış: Adam kulaklıklarını takmış playstation oynarken kadın iki çocuk kucağında, elleri kolları yüklerle dolu.

“Bütün holiganların annesi” isimli hesaptan gönderilen bir fotoğrafta üç çocuklu bir aile var; Şükran Günü yemeği yeniliyor.

Adamın üstü çıplak, göbeği masanın üzerine çıkacak gibi. Kadının yazdığı nottan anlıyoruz ki adamın ayağındaki basketbol şortu da üç gündür hiç çıkmamış!

Bunlar yine de başınıza gelmemesi şartıyla tebessüm edip, geçeceğiniz şeyler.

Bunlara ortak hesaptaki parayı çekip kendi hesabına aktaranları ve bunu üç yıl boyunca karısından gizleyenleri, öfkelenince yumruğu duvara geçirip, duvarda koca bir delik açanların fotoğrafları ekleniyor. (ABD’deki bazı evler aynen böyle, duvarları karton kadar ince bir alçı panelle yapılmış, yumruğu geçirince bileğiniz öteki taraftan çıkabilir.)

Pek gülünecek bir durum değil yani.

Bir kadın evlerinin garajındaki pahalı otomobil yedek parçalarının fotoğraflarını yollamıştı.

Adam çamaşır makinesini yaptıracak parası olmadığını söylüyordu ama otomobiline parça almak için 2 bin doları çat diye ödemişti.

Bir başkası kocasının internette kumar oynarken çektiği fotoğrafını yolladı.

Adam ev almak için karı koca biriktirdikleri on binlerce doları, internette kumarda kaybetmişti.

Maaşı konusunda yalan söyleyen erkekler bunların yanında çok masum kalıyor tabii ancak onlardan da bol miktarda vardı.

Dört bin fotoğraftan sonra “Gerçek” Anna Boyd, evlenmekten vazgeçmedi tabii.

Sanırım kadınların en büyük sorunu da bu: Ben onu değiştiririm!

Buna inanıyorlar, hedeflerine evlenmeyi koydukları vakit de onları kimse caydıramıyor.

Benden duymuş olmayın ama kimse kimseyi kolayca değiştiremiyor.

Buyurun “şiirimsi” bir şey:

“Mey biter sâkî kalır.

Her renk solar hâkî kalsa da,

İlim insanın cehlini alsa da,

Eşeklik bâki kalır!”

Fuzuli’ye atfediliyor ama rahmetlinin bu kadar ucuz bir metni, şiir diye yazmayacağını bilecek kadar Fuzuli okumuşluğum var.

Şimdilerde böyle kitaplar pek basılmıyor, bizim ilk gençlik yıllarımızda Varlık Yayınları, Türk Klasikleri başlığı altında önemli yazarların, şairlerin hayatını anlatan, sanatından örnekler veren kitaplar basardı. Karton kapaklı, mücellithanede kesilmediği için sayfalarını bir bıçak yardımıyla açtığımız sayfaları olan, küçük boy kitaplar.

Kendilerine özgü kâğıt ve mürekkep kokuları da vardı ki koku hafızasının ne kadar güçlü olduğunu şimdi daha iyi idrak ettim; yazarken burnuma o kitapların kokusu geldi!

Not: Gerçek Anna Boyd’un bu deneyini, yazar Desiree Peralta’nın bloğunda yayımlanan haberden öğrendim.

—————————-