OKSİJEN, t24.com.tr

Maymun Punch yanlız değil

Günün birinde Maymunlar Cehennemi filminde anlatılan hikâye gerçekleşir ve gezegenimize maymunlar egemen olursa, tahminime göre ilk işleri psikolog Harry Harlow’u mezarından çıkarıp, bir daha öldürmek olur.

Filmi seyretmeyen kalmış mıdır, sanmıyorum ama filmin konusu kabaca şu: Bir nükleer savaştan sonra insanların kurduğu medeniyet yok oluyor ve bu kez maymunlar zekâ ve becerilerini geliştirerek dünyaya egemen oluyorlar.

Tabii bu özet biraz da Tolstoy’un Harp ve Sulh romanını hızlı okuma kursunda öğrendiği yöntemle yarım saatte okuyan bir kişinin, olayın Rusya’da geçtiğini kavrayabilmesi gibi bir şey oldu ama idare edeceğiz artık.

Bu dünyada maymunlara eziyet çektirme konusunda Harlow’un eline su dökecek başka birisi var mıdır, bilmiyorum.

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına kadar insanlara çocuklarını büyütürken disiplini ön plana almaları salık veriliyordu.

Benjamin Spock’un ilk baskısı 1946’da yapılan “Baby anda Child Care” isimli kitabı yayınlanana kadar “bilinçli ebeveynler” çocuklarını böyle büyüttüler.

Disiplinden taviz vermediler, sevgilerini göstermek için çabalamadılar vs.

Laf aramızda bugün Türkiye’de yaşadığımız sorunların önemli bölümünün böyle ailelerde büyüyen çocuklardan kaynaklandığını düşünüyorum.

Otoriter ve sert, şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir baba, her şeye katlanarak sessizce çocuklarını büyütmeye çalışan fedakâr bir anne ve kişiliğinin oluştuğu ilk gençlik yıllarında baba ve anne figürlerinin böyle olması gerektiğini zanneden çocuklar!

İşimiz dedikodu değil, isim vermeyeceğim. Alıcı gözle çevrenize, televizyonlara, gazetelere filan bakarsanız bu tiplerin kimler olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

Spock’un kitabı, insan yavrularının duygusal ihtiyaçları olduğu ile ilgili bilincin yayılmasını sağladı.

Psikolog Harry Harlow ise deneylerini maymunlar üzerinde yapmıştı ancak amaç bebeklerin duygusal ihtiyaçları olduğunu göstermekti.

Kuşkusuz ki deneyin objesi konumundaki maymun yavruları için acı verici bir deneydi.

O yıllarda, insanlığın iyiliği için bazı deney hayvanlarının acı çekmelerinin ahlaki olup olmadığını sorgulamak kimsenin aklına gelmiyordu.

Harlow’un deney setlerinde kullandığı Rhesus maymunlarından (bizde halk arasında şebek olarak biliniyor) deneylerden sağ çıkabilenler üreyemediler, ender olarak doğan yavrularını da öldürdüler. Onlarcası da zaten deneyler sırasında ölmüştü.

O yıllarda hayvanları böyle deneylerde kullanmanın yarattığı ahlaki sorunlar tartışılmıştı ama insanlık bugünkü bilinç düzeyinde değildi.

Harlow, maymun yavrularını, doğumdan kısa bir süre sonra annelerinden koparıp özel kafeslere aldı.

Kafeste iki “anne” modeli vardı. Birisi memelerinin yerine yerleştirilmiş süt dolu biberonlara sahip olan ve tel ve ahşaptan yapılmış bir anne maketiydi.

Diğeri ise çocukların pelüş oyuncakları gibi yumuşak şekilde doldurulmuş bir anne maketiydi ama memelerinin yerinde bulunan biberonların içinde süt yoktu.

Ve bebek maymunlar her seferinde, memeleri boş olan yumuşak anne maketine sarılıyorlardı.

Aç kalıyorlar ama gidip metal anneye sarılarak süt emmeyi reddediyorlardı.

İnsanlar da dahil olmak üzere tüm memeliler aleminin, sadece yemekle yaşamadıklarını, duygusal ihtiyaçları olduğunu da ortaya koyan bir deneydi bu.

Japonya’daki Ichikawa Hayvanat Bahçesi’nde annesi tarafından terk edildikten sonra pelüş bir orangutan ile ilişkisi viral olan Punch, bir Japon Makakı.

Dr. Harlow’un eziyet ettiği Rhesuslar ile kuzen sayılır.

Punch’un kendisini kabul etmeyen annesinden ve akrabalarından kaçarak, bir pelüş maymuna sarıldığı görüntüleri unutamıyorum.

Punch’ın bu konuda yalnız olmadığını da belirteyim.

Yetim kalmış ve kurtarılmış şempanzelerin, penguenlerin, dağ aslanlarının ve fillerin de oyuncaklarla böyle bağlar kurabildiğini gösteren çok örnek var.

Colorado Boulder Üniversitesi’nde ekoloji ve evrimsel biyoloji profesörü Marc Bekoff’a göre, yeni doğan memeliler temas yoluyla rahatlık bulurken, kurtarılan hayvanlar da ailelerinin yokluğunda bazen tüylü oyuncaklardan teselli arayabiliyorlar.

Bekoff’a göre, bazı yetişkin hayvanlar da güvenlik ve arkadaşlık için oyuncaklara yönelebiliyor.

“Bu onlara neşe veriyor ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor” diyor.

Şempanze Lizzy, Kasım 2021’de Georgia’daki bir şempanze barınağına getirildiğinde barınaktaki yüzlerce oyuncaktan sadece bir tanesiyle ilgilenmişti: Küçük bir Grinch bebeği.

Grinch, Dr. Seuss’un kitaplarından birinde yaratılmış hayali bir kahraman.

Lizzy, bu yeşil renkli Dr. Seuss karakterini her yere yanında taşıyor, yemek yemek için ellerini kullanmak zorunda kaldığında da bebeğini ayaklarının arasına sıkıştırıp, bırakmıyor.

Penguen Henry’nin yumurtadan çıktıktan sonra karşılaştığı ilk arkadaş, Tom adında bir oyuncak penguendi.

30 Ocak’ta İngiltere’deki bir akvaryumda dünyaya gelen Henry’nin, diğer küçük mavi penguenlerle (peri penguenleri olarak da bilinen bir tür) birlikte yaşayabilecek kadar büyümesi için yaklaşık 45 gün gerekiyor.

Bu nedenle Henry, hayatına iPhone büyüklüğünde bir oyuncak olan Tom’a sarılarak başladı.

Henry, otuzdan fazla küçük mavi penguenle birlikte aynı havuza konulduktan sonra bile akvaryum personeli oyuncakları kaldırmayacak.

Şempanze Foxie’nin en iyi arkadaşı ise parlak pembe saçları olan bir trol bebeği. Bunun ışında “evcilik oynadığı” çok sayıda pelüş bebeği var.

Şempanze barınağının direktörü Diana Goodrich’in anlattığına göre Foxie, bu barınağa getirilmeden önce hepatit aşısı araştırmalarında ve biyomedikal endüstrisi için üreme amaçlı olarak kullanılmıştı. Dört yavrusu vardı ve bunlar küçük yaşta ondan alınmıştı.

Goodrich’e göre Foxie, muhtemelen annelik içgüdülerini oyuncak bebekleriyle oynayarak tatmin ediyor.

9 aylık Afrika fili Kaikai’nin en çok sevdiği oyuncam ise bir şambrel. (Otomobil lastiklerinde kullanılan, şişirilebilir iç lastik.)

Lastiği yuvarlamaktan, ters çevirmekten ve uyurken yastık olarak kullanmaktan keyif alıyor.

Kaikai, Kenya’daki bir koruma alanında, bir dişi filin cesedinin yanında bulunmuş.

Kenya’daki yaban hayatı vakfının sözcüsü Sean Michael, Kaikai’nin hayatta kalabilmiş olmasını bu oyuncak ile kurduğu ilişkinin sağladığını düşünüyor.

Şempanze Lizzy ile aynı barınakta yaşayan şempanze Nyia’nın bağlandığı şey ise mavi bir battaniye.

Bazen başına doluyor, bazen yemeklerinin üstüne örtüyor. Eskiyen battaniyenin değiştirilmesi gerektiğinde maviden başka renkte bir battaniyeyi kabul etmiyor.

Dağ aslanları hayatlarının ilk bir ila iki yılını anneleriyle birlikte geçirirlermiş.

 

Kaliforniya’da doğada yalnız başına bulunan 4 aylık bir yavru dağ aslanı için bu mümkün olamadı.

Vahşi hayatı koruma görevlileri yavrunun annesini birkaç gün süreyle aradılar ama bulamayınca onu Oakland Hayvanat Bahçesi’ne götürdüler.

Briar hayvanat bahçesinin hastanesinde tedavi altına alındığında ona annesinin yokluğunu aratmaması için pelüş bir köpek verdiler. Briar, doğal yaşam alanına taşınana kadar o köpekle arkadaşlık etti.

Bu örnekleri Kyle Mernick’in The Washington Post’taki haberinden derledim.

Bir örnek de kendimden vereceğim: Bir arkadaşım aracılığıyla edindiğim Rio’yu eve getirdiğimde henüz iki aylıktı.

Pomeranian cinsi bu köpek yavrusu büyürken bütün zamanını benimle geçirdi. Pandemi dönemiydi, evden çıkamıyorduk. Hep kucağımda olmak istiyordu, ben yazı yazarken bile kucağımdan inmedi. Gece uyumak için de kendisine aldığım yatağı değil, dolapla duvar arasındaki daracık aralığı tercih etti.

Ona oynaması için bir peluş lemur verdik.

O günden beri lemur, Rio’nun arkadaşı, sevgilisi, oyuncağı.

Bazen onunla kavga ediyor, bazen ise dakikalar boyunca yalayarak sevgisini gösteriyor. “Sevgilisi” olduğunu buna bakarak çıkartıyorum zaten.

Bu sayede Rio’yu kısa süreler için evde yalnız bırakmak zorunda kaldığımızda gözümüz arkada kalmıyor.

Başka köpekler gibi yalnız kalmanın hıncını ayakkabılardan, ev eşyalarından çıkarmıyor.

Lemur, erken yaşta ayrılmak zorunda kaldığı annesini, ikiz kız kardeşini hatırlatıyordur belki, konuşamadığımız için bilmiyorum.

——————————-