CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarının, siyasete yeni bir parti kurarak devam etmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.
Özel’in, yeni parti sorularına “ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız” diye yanıt vermesi, yeni parti fikrini giderek içselleştirdiklerini gösteriyor.
Hatta yeni kurulacak parti için isim çalışmalarının yapıldığı da söyleniyor ki bunlar içinden “Yeni Parti” isminin öne çıktığı da dünkü haberler arasındaydı.
Geçen hafta Nefes gazetesinde Tarık Işık imzasıyla yayınlanan bir kulis haberine göre böyle bir siyasi oluşumun alt yapısı da hazırlanıyormuş.
Haberde “Özel’in kurmayları” olarak tanımlanan kaynağa göre yeni kurulacak parti “sol görüşlü” olmayacakmış.
“Kurmaylar” şöyle konuşmuş:
“İddiamız göstereceğimiz adayın Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olması. Bunun için de yüzde 50 + 1 oy alması gerekiyor. Türkiye’nin tamamına hitap etmek için kırmızı çizgilerimizden taviz vermeden Türkiye İttifakı’nı kurmalıyız.”
Kulağa hoş geliyor tabii: Yüzde 30 buradan, yüzde 12 şuradan, yüzde 4,5 öbür köşeden derken yüzde 50 + 1 bulunacak ve Türkiye’de rejim değişecek.
Ancak kulağa hoş geldiği kadar da kolayca gerçekleşebilecek bir şey değil.
Hadi diyelim ki geleneksel CHP seçmeni, kurulmasına Kılıçdaroğlu’nun da katkı sunduğu kumpasa tepki gösterip, yeni partinin arkasında fire vermeden hizalandı.
Geriye neresinden baksanız yüzde 20 – 25 civarında bir oy gerekiyor ki bu ne olduğu ve kiminle kurulduğu belli olmayan “Türkiye ittifakı” ile sağlanabilir mi, emin değilim.
Zaten kim böyle bir sonuçtan emin olabilir ki?
Bunun bir benzerini son genel seçimde Kılıçdaroğlu denedi; TBMM seçimi büyük farkla kaybedildi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ise hüsran oldu.
Öyle görünüyor ki söz konusu “kurmaylar” siyaseti, kişisel karizmalar üzerinden yürütülen bir tür oyun gibi görüyorlar.
Aş pişmeden önce su katayım ki baştan söyleseydin kardeşim demeyin.
Siyaset yapmak, kitleleri bir siyasi partinin peşine takmak böyle bir şey değil.
Bu yaklaşım biraz da “helalleşerek” muhafazakâr kitleleri de CHP’nin peşine takmayı hayal eden Kılıçdaroğlu’nun planına benziyor.
Evet, kuşkusuz ki kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan vatandaşlardan da oy almadan seçim kazanılamaz ama bunun yolu ne olduğu, nasıl bir siyasi çizgiyi savunduğu belli olmayan bir parti kurmak değildir gibi geliyor bana.
Elbette “belli bir ideolojisi olmayan parti” kurmak mümkün.
“İdeolojisiz siyaset” diye yola çıkan DEVA Partisi’nin gelebildiği yer ortada.
Geçen seçimde Kılıçdaroğlu’nun ihtirasını milletvekili pazarlığı için kullanmamış olsalardı, bugün muhtemelen parlamentoda temsil de edilmiyor olurlardı.
Tabii şu da bana ilginç geldi: Acaba “Özel’in kurmayları”, CHP’yi “sol parti” olarak mı görüyorlardı diye merak ettim.
Siyaset, sorunlara çözüm bulmak için yapılır ve çözüm yolu için önerileriniz de siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.
Türkiye’nin temel sorunu üretemiyor olması ve üretebildiğinin gelirini de adil bölüşemiyor olması.
Bu iki temel sorunu çözmek için bulduğunuz yanıtlar, siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.
“Biz sol partiyiz” dediniz diye solcu olmazsınız, Baykal – Kılıçdaroğlu çizgisinin CHP’sinde olduğu gibi!
24 yıllık AKP iktidarının izlediği politikalar, Türkiye’de orta sınıfın yok olmasına yol açtı.
Özal’ın meşhur ettiği kavramla “orta direk” çöktü!
Artık bu ülkedeki insanlar “zenginler, fakirler, daha fakirler” diye sıralanıyor.
Nüfusumuzun en zengin beşte biri 2025 yılında toplam gelirin yüzde 48’ini aldı.
Yani 16 milyon Türk, gelirin yarısını alırken, 64 milyon Türk geri kalan yarımı paylaştı.
En düşük gelire sahip beşte birin aldığı pay ise sadece yüzde 6,4 oldu.
En zengin beşte birlik grubun geliri, en zayıf beşte birlik grubun gelirinin 7,5 katıydı.
Haksızlık etmeyeyim, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında da durum bundan farklı değildi.
AKP böyle bir Türkiye’de düzen partilerini silip süpürdü. Bu sadece lider kadrosunun karizmasıyla açıklanabilecek bir şey değil.
Bunu da “herkesin ortak partisi, ideolojisi olmayan parti” olarak yapmadı.
Siyasi pozisyonunu tarif etti, içinden çıktığı siyasi çizgiden farkını net olarak anlattı, halkın önüne yeni bir program koyduğu için seçimi kazandı.
“Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla” mücadele edeceğini vaat ederek iktidara gelen partinin 24. Yılının sonunda 3 Y’nin 3’ü de yerinde duruyor.
Yoksulluk yenilemedi, yolsuzluklar arttı, yasaklardan nefes alamaz haldeyiz.
Bu tablo, muhafazakâr – modern ayrımı gözetmiyor.
Müslümanı da seküleri de aynı derecede etkiliyor.
Dua ederek de düzelmiyor, Anıt Kabir’i ziyaret ederek de iyileştirilemiyor.
1980’den beri, neredeyse yarım yüzyıldır Türkiye’ye hâkim olan neo liberal politikaların bir sonucu bu.
Yeni kurulacak parti, bunu değiştirmeyecek ise neyi değiştirmeye talip?
Tekrar söyleyeyim: Türkiye’nin sorunu öncelikle üretmek ve ürettiğini mümkün olduğunca eşit bölüşmek sorunudur.
Elbette herkesin eşit olacağı bir ütopyadan söz etmiyorum ama başka bir yol izlemek mümkün.
Muhafazakâr kitlelerin “kazanım” diye benimseyip, kaybetmekten korktuğu şeylerin güvencesi, herkesin eşit yurttaş olarak, idari kararlarla yok sayılamayan temel haklara sahip olmasıdır.
İktidarda kim olursa olsun devletin özgürlük alanlarımıza müdahale etmesini önleyecek demokratik standartları sağlayacağını taahhüt eden bir siyasi hareket, samimiyetinde inandırıcı olursa muhafazakarların da oyunu alır.
Bugünkü siyasi tıkanma görüntüsünü değiştirecek siyaset, kimlikler üzerine değil, ülkenin zenginliklerinin eşit paylaşımı temelinde yapılabilir.
Bu meseleyi önceleyip öncelemediğiniz siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.
“Solcu partiyim” dediniz diye solcu olmazsınız.
Türkiye’nin bugün yaşadığı temel sorunları nasıl çözeceğiniz durumunuzu tarif eder, gerisi laf cambazlığından ibarettir.
———————————–
