GENEL

Su fakiri ülke olmak üzereyiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyaseti yeni bir zirveye taşıdı ve iklim değişikliği kaynaklı gelişmelerden “CHP zihniyetini” sorumlu tuttu.

Bunun bir adım ilerisinin buzulların eriyerek, kutup ayılarının yuvasız kalmalarının sorumluluğunu Özgür Özel’e yıkmak olacağını da bugünden söyleyebilirim.

Sadece kutup ayıları değil tabii, penguenler de var!

Cumhurbaşkanı, “seçim zamanı meydanlarda vatandaşı vaat yağmuruna tutup bugün başkent Ankara’ya haftalardır su bile veremeyen beceriksizlerin insafına bu milleti bırakmamak için çalışıyoruz” diye konuştu.

Bu konuşma metinlerini kim yazıyor bilemiyorum tabii ama ben olsaydım “Aman Reis, bu seçim zamanı vaat yağmurları meselesini hiç hatırlatmayalım” derdim.

Seçim zamanı yapılan ama sonra unutulan vaatlerin listesi meselesi iktidar partileri açısından her zaman daha can sıkıcı olmuştur. Sadece bizde değil, düzgün seçimlerin yapıldığı her ülkede böyledir.

Su meselesi ise seçim vaatlerinin çok ötesinde bir konu.

Hele Türkiye gibi büyük alt yapı yatırımları için yerel yönetimlerin merkezi idarenin iki dudağının arasına bakmak zorunda olduğu bir ülkede.

Cumhurbaşkanı’na yeteri kadar bilgi veriliyor mu, emin değilim.

Türkiye’de 1950’lerde kişi başına düşen yıllık su miktarı 4 bin metreküptü.

Bugün 1300 metreküpe kadar inmiş bulunuyor.

Bu miktar 1000 metreküpe düştüğünde ise resmen “su fakiri” olacağız.

Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. İrem Daloğlu Çetinkaya’nın T24 Yıllık – 2026’daki makalesinde aktardığı kuraklık analizlerine göre İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da daha sık ve daha uzun kuraklık dönemleri yaşayacağız.

2040’ta itibaren de çok ciddi buharlaşma artışı ile çok ciddi yağış azalışı bekleniyor.

Çok fazla suya gereksinim duyan tarım ürünleri nedeniyle yer altı sularında da ciddi azalma yaşanıyor ve şu anda Koya Ovası’nı bir boydan diğerine kat etmeye başlayan obruklar, gelecek için bir fotoğraf sunuyor.

Artan kentsel su talebi nedeniyle havzalar arasında yapılan su transferi de ayrı bir sorun.

Dr. İrem Daloğlu Çetinkaya’nın T24 Yıllık’taki yazısı sorunu son derece net tarif ediyor ve yenilikçi çözümler de öneriyor.

Cumhurbaşkanı’nın okuma eylemiyle başının hoş olmadığını biliyoruz ama belki Saray’da bu konuyu merak eden birisi çıkar diye hatırlatayım dedim.

—————————–

Benim oğlum bina okur

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş takılmış plak gibi hep aynı şeyi söylüyor.

Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle Parlamento Muhabirleri Derneği’ni ziyaret etti, yine aynı şeyleri söyledi.

Gerçi dün ayın 8’iydi, belki de 10 Ocak günü başka bir işi vardır, erken bir kutlama yapayım diye düşündü.

Kurtulmuş şöyle konuştu:

“Yeni bir Anayasa çalışması şarttır. Partilerimizin anayasa teklifleri vardır. Sivil, demokratik, katılımcı, özgürlükçü Türkiye’nin 21’inci yüzyıl hedeflerini yakalayacak bir Anayasa’ya ihtiyaç var. Türkiye’nin önünde ödev olarak yeni Anayasa duruyor.”

Bu kez bir tek Yeni Anayasa’nın “milli” olmasından söz etmemiş, niye bilmiyorum.

Kurtulmuş bu sözleri sıkça söylüyor ama bugünkü Anayasa’nın nasıl olup da uygulanamadığından hiç bahsetmiyor.

Anayasa’ya açıkça yazılmış, “Anayasa Mahkemesi kararı yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar” diye ama alt derece mahkemelerinin umurunda bile değil bu durum.

Can Atalay milletvekili seçildi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen hala yemin edip, görevine başlayabilmiş değil.

TBMM Başkanı olarak Kurtulmuş’un bu konuda bir fikri olduğunu duydunuz mu?

Kurtulmuş’un bu konuda ne düşündüğünü kimse bilmiyor.

Niye acaba?

Bu konuda bir fikri mi yok, Cumhurbaşkanı’nı kızdırmaktan mı korkuyor?

Halkın seçtiği bir milletvekili hapishanede ve Anayasa’ya aykırı olarak hapishanede tutulmaya devam ediliyor ve TBMM Başkanı “yeni; sivil demokratik, katılımcı Anayasa yapmaktan” söz ediyor.

Uygulanmadıktan sonra eski Anayasa kalsa ne olur, yeni Anayasa yapılsa ne olur?

Yoksa yeni Anayasa da “fiili olanı Anayasal hale getirelim” diye mi yapılacak?

——————————