Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın “sularının ısınmakta olduğu” ile ilgili haber ve yorumlar giderek artıyor.
Ateş olmayan yerden duman çıkmayacağı için artık geri sayım süreci başlamış olmalı.
Herkes biliyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kimseye söylenmemiş ama herkesin bildiği hedefi seçimlerin normal süresine az bir süre, mesela 6 ay kala TBMM’ye bir erken seçim kararı aldırarak seçime bir kez daha girebilme şansı elde edebilmek.
Seçilmek için sadece seçime girmek de yetmeyeceği için mahkemeler eliyle kendisine rakip olabileceğini düşündüğü politikacıların seçime girmelerini engelleyeceği de artık yeni bir haber sayılmaz.
Bu arada ekonomi biraz kendisine gelirse emeklilerin ve düşük ücret ve maaş gelirleriyle geçinmek zorunda kalan dar gelirlilerin gönlünü okşayacak bonkörlükler sergileyerek seçimi yeniden kazanmayı hedefliyor olmalı.
Ama gelin görün ki ekonomik göstergelerin hiçbiri düzelmiyor.
Bunun suçu da Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan’ın sırtına yüklenecek, iktidara yakın iş adamlarının demeçlerinden bu anlaşılıyor.
Böyle olmayacak olsaydı, bu arkadaşları susturmak için Reis’in bir kaş göz işareti bile yapmasına gerek kalmazdı, akıllarından bile geçiremezlerdi çünkü.
Ekonominin bozulmasından da enflasyonun bir türlü kontrol altına alınamamış olmasından da bir kişi sorumlu: Türkiye’yi tek başına yönetme yetkisini haiz olan kişi!
İsmini söylememe gerek olduğunu zannetmiyorum.
Mehmet Şimşek ve ekibinin yapabilecekleri bu yaptıklarıyla sınırlıydı.
İlk günden beri başı sonu belli bir ekonomik program ortaya konulmadı, palyatif önlemlerle gemi yüzdürülmeye çalışıldı.
Erdoğan’ın içinden çıkamadığı temel çelişki bu.
Hem neo liberal ekonomi politikaları uygulamaya çalışmak hem de bunun gerektirdiği yapısal reformlardan sanki öcüymüş gibi uzak durmak, olmayacak duaya âmin demek gibi bir şey zaten.
Çünkü bu işlerde “yarım hamilelik” olmuyor.
Bu işler için “emir dinlemeyen, emir verilemeyen” Merkez Bankası lazım.
Ekonomiye yön veren kurulların, ehil kişiler tarafından hükümetten bağımsız olarak yönetiliyor olması gerekiyor.
Sıkı bir bütçe yönetimi ile israfın önlenmesi, gösteriş amaçlı harcamaların kesilmesi şart.
Yeteneksiz tiplerin, sırf “bizdendir” diye yönetim kademelerinde yükseltilmesinin sonuçlarından biri de ekonominin iyi yönetilememesi.
Ancak Erdoğan için bu yapısal reformlara onay vermek, bugün sahip olduğu tek adam yetkilerinin bir bölümünden vaz geçmek demek.
Bildiğimiz Erdoğan da bundan asla vazgeçemiyor.
Anayasa’nın altından girip, üstünden çıktıktan sonra, tam da bu tek adam yönetiminin tadını almışken “vaz geçtim, aldığım yetkileri iyi kullanamadım, ehil kişilere devredeceğim” diyebilmesi mümkün değil.
Türkiye ekonomisinin en temel yapısal sorunları çözülmeden öylece ortada durduğu için çok ihtiyaç duyulan dış kaynak da “güvenemediği, öngöremediği bir ülkeye” gelmiyor.
Suç işledikleri mahkeme kararıyla tespit edilmemiş kişilerin malına, mülküne savcılık kararıyla el koyup, bir de mahkeme sonucunu bile beklemeden TMSF marifetiyle yandaşlara satmak isterseniz bunu yapabilirsiniz elbette ama bunu gören yerlisi, yabancısı Türkiye’den, Türkiye’ye yatırım yapmaktan uzak durur.
Sonra günahı Mehmet Şimşek ve arkadaşlarının boynuna yıkarsınız, ne deseniz inanan bir kitle de buna inanır tabii ama ekonominin hiçbir göstergesi düzelmez.
—————————–
