GENEL, t24.com.tr

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

AKP’nin yeni Anayasa çalışmalarında “kritik bir eşiğin aşıldığını” okuyunca rahatlasam mı, panikle sokağa mı fırlasam, kestiremedim.

Çünkü “kritik eşiklerin aşılması” bazen iyi bazen olumsuz sonuçlar üretebilir.

Mesela beğendiğiniz bir insanla yemeğe çıktıktan sonra “kritik eşiği aşmak” olumlu bir örnek.

Yazdığın yazıyla malum çevrelerin sinirinin kritik bir eşiği aşmasına neden olup, tutuklanmak olumsuz bir örnek diyelim.

Yeni Anayasa çalışmalarının sonuna yaklaşılması bunun hangisine örnek olacak, şu anda bilemiyorum.

Biliyorsunuz iktidarda “demokrasi olsun da taştan topraktan olsun” düsturuna yürekten inanmamızı isteyen ama bunun gereklerini yapmaktan da kaçınan bir parti var.

Aslında buna “parti” demek de ne kadar doğru, bilemiyorum.

Çünkü gerçekte bir kişi var; parti de o, hükümet de o, iktidar da o icabında kendisine muhalefet etme hakkına sahip olan da o.

Kısaca “Recep Tayyip Erdoğan” diyeyim, siz kimden bahsettiğimi anlarsınız.

Aslıhan Altay Karataş’ın Milliyet’te yayımlanmasına izin verilen haberine göre “Terörsüz Türkiye” raporunun TBMM komisyonu tarafından kabul edilip, açıklanmasından sonra yeni Anayasa çalışmaları “hız kazanmış”!

Daha önce hızlanmasını kim önlüyormuş diye merak etmedim de değil ama sonuca odaklanalım; hız kazanması şimdilik yeterli!

Çalışmalar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında yürütülmüş ve taslak çalışma büyük ölçüde netleşmiş, ana ilkeler belirlenmiş.

Önümüzdeki günlerde yapılacak birkaç toplantının ardından taslak metin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak ve onay vermesi halinde maddeler üzerinde ayrıntılı çalışmaya geçilecekmiş.

Taslağın, mevcut anayasaya kıyasla daha az maddeden oluşacağı belirtiliyor.

Muhabirin “kaynakları” şöyle konuşuyor: “Anayasanın ilk üç maddesine dokunmayı uygun bulmuyoruz. İlk üç maddedeki anlam genel kabul gördü, o kabulü değiştirmeye uğraşmanın bir manası yok.”

Bu üç maddeyi “koruma altına alan” 4. Madde’nin akıbeti hakkında bir bilgi edinemedim.

Metin kısaltılacak ya, belki bundan tasarruf etmeyi düşünmüşlerdir.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından darbecilerin kontrolü altında yazılan Anayasa, 1982 yılından beri yürürlükte.

O günden bugüne kadar Anayasa’da 19 değişiklik yapıldı.

Bunların 5’i AKP iktidarından önce, 14’ü AKP iktidarı döneminde gerçekleşti.

AKP dönemindeki 14 değişiklikten birincisinin Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilme yeterliliğine kavuşmasını sağlayan değişiklik olduğunu, Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin desteği ile yapıldığı da küçük bir ayrıntı olarak hafızalarımızda.

Bu değişikliklerle ölüm cezası kaldırıldı, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi sağlandı, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirildi, TBMM tarafından onaylanan uluslararası anlaşmaların kanun hükmünde olduğu kabul edildi, hükümet sistemi değiştirildi, yargının siyasallaştırılmasının önü açıldı vs.

Yani 1982’de yürürlüğe giren Anayasa ile bugünkü arasındaki benzerlik benim ile Brad Pitt arasındaki kadar! İkimiz de erkeğiz, hepsi bu.

“Yeni Anayasa çalışmalarında kritik eşiğin aşıldığını” okuyunca heyecanlanmamın nedeni bu.

Heyecanlandırdı ama bu heyecan bir mutluluk mu getirecek, mutsuzluk mu, karar veremedim.

Kusura bakmasınlar ama bunun sorumlusu da ben değilim.

Tam bir ayrıntı vermekten ısrarla kaçındıkları için yapmak istedikleri değişiklikleri “olsa olsa” diye tahmin edebiliyorum ve vardığım sonuçlar iyi değil.

Mevcut Anayasa’ya bakıyorum, bu Anayasa’nın Erdoğan yönetimi tarafından hiç beğenilmediği için uygulanmayan maddelerini okuyorum, yapılmak istenen yeni Anayasa’nın neye benzeyebileceğini oradan tahmin ediyorum.

“Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime,

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” şarkısını bu yüzden hatırladım.

Uygulamalardan çıkarabildiğim kadarıyla Yeni Anayasa’da mesela Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu ve herkesi bağladığı hükmü olmayacak.

AİHM kararları da isteyen hâkimi bağlayacak, istemeyeni bağlamayacak.

Yine anladığım kadarıyla basın özgürlüğü filan gibi ayrıntılardan da tasarruf edilecek.

İsteyenin aklına geldiği gibi konuşması diye tanımlanabilecek ifade özgürlüğü de yeni Anayasa’nın tasarruf edilecek maddeleri arasında olacak.

Toplantıydı, protesto gösterisiydi filan unutun.

“Anayasa’yı kısaltacağız” diyorlar ya belki de bu maddelerden tasarruf edilerek temel metin kısaltılacak.

“Hak” temelli bir Anayasa değil, “ödev” temelli bir Anayasa gelecek gibi.

Vatandaşların temel haklarından çok söz etmeyen ancak vatandaşların devlete ve iktidardaki kişiye karşı yerine getirmeleri gereken ödevlerden söz eden” bir Anayasa bekliyorum.

Hatta Anayasa’ya şöyle bir geçici madde konulma ihtimalini bile es geçmiyorum:

“Bu Anayasa’daki hükümler Cumhurbaşkanı ve onun belirleyeceği makamlar dışındaki herkesi bağlar! Bu madde Recep Tayyip Erdoğan emekli olmaya karar verene kadar yürürlükte kalır.”

Artık “kritik eşik” aşıldığına göre yakında daha elle tutulur bir metin üzerine konuşabileceğiz sanırım.

Tabii buna fırsat verirlerse.

—————————————-

İnsanoğlu gariptir, her lafı kaldırmaz

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, bu kez şarkıcı Hadise’ye kızdı.

Bu kardeşimiz gerçekten çok sinirli, her gün birilerine kızıyor.

Cumhurbaşkanı’nın Saral’a ne danıştığını hep merak etmişimdir.

Cumhurbaşkanı gibi her şeyi bilen, öngörebilen, dinlenmeden dik duran bir Dünya liderinin, Saral gibi birisine danışacağı ne olabilir ki?

Benim için gerçek bir muamma!

Hadise, UNİCEF için bir video çekmiş, Ramazan ayı için bağış çağrısı yapan bir video bu.

Saral’ın ve benzeri tiplerin sinirlenmesine neden olan sözler şöyle:

“Bu Ramazan dünyanın hiçbir yerinde aç bir çocuk kalmasın. Türkiye’den Gazze’ye, Sudan’dan Afrika’nın en uzak köylerine… Bağışınla çocuklara umut ol.”

Bu elemanların sinirlenmesinin nedeni ise Türkiye’nin, Gazze ve Sudan ile aynı cümle içinde kullanılmış olması.

Elbette Türkiye, Gazze ve Sudan ile kıyaslanamaz ama Türkiye’de çocukların yüzde 43,6’sının yoksulluk koşullarında yaşadığını söylememiz gerek.

Ankara Tabip Odası’nın araştırması gösteriyor ki her 3 çocuktan 1’i okula yetersiz şekilde beslenerek gidiyor.

171 bin çocuk, en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkana sahip değil.

TÜSİAD ve Eğitim Raporu Girişimi tarafından hazırlanan rapor da bu veriyi destekliyor.

Öğrencilerin yüzde 31’i okuldan önce kahvaltı yapamıyor, okula aç gidiyor.

Beş çocuktan biri (Yüzde 19,8’i) parası olmadığı için en az bir gün aç kalıyor.

Okul çağındaki çocukların yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemiyor.

Bu çocuklara yardım çağrısı yapılmasını değil, bu çocukların nasıl ve neden bu duruma düşürüldüklerini sorgulaması gerekenler ise Hadise’ye saldırıyor.

O da ne yapsın, başkalarının başına ne çoraplar örüldüğünü gördüğü için çektiği videoyu silip, memleketi filan ne kadar sevdiğini açıklamak zorunda kalıyor.

Bunun için Hadise’yi eleştirebilirsiniz elbette ama ilk taşı hiç susup oturmayanların atması şartıyla.

Saral ve takipçilerinin sinirlenmesi, bana insan oğlunun garip olduğunu ve her sözü kaldıramayacağını öneren halk deyişini hatırlattı.

Bilenler, bilmeyenlere sözün devamını söyleyebilirler, beni bulaştırmayın.

———————————-