Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Amor, T.C. vatandaşlarına vize serbestisi için Türkiye’nin üzerine düşenleri yapmadığını söyledi.
AB ülkelerine kısa süreli seyahat için Schengen vizesinin tamamen kaldırılması konusunun aslında tamamen Türk yetkililerin elinde olduğunu söyleyen Sanchez Amor, “görünüşe göre üst düzey yetkililer bu konuya pek ilgi göstermiyorlar. Türkiye’de yetkililer sorunu yeşil pasaportla ve hizmet pasaportuyla çözmeyi tercih ediyor” dedi.
Yeşil pasaport alabilecek olanların sayısını arttırarak bu işi çözmeye çalışmak ne kadar işe yarayacak, bilmiyorum.
Bu işin sonunda yeşil pasaport sahiplerine de vize zorunluluğu getirilmesine kadar varması kimseyi şaşırtmamalı.
Amor kibarlık yapıp “Türk yetkililer” demiş ama aslına bakarsanız bir tek kişiden, bir “tek yetkili”den söz ediyor.
“Türk yetkililerin” Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan işaret almadan tuvalete bile gidemediklerini bizim gibi o da biliyordur kuşkusuz.
Erdoğan’ın bu konuda iki görüşü var: Biri resmî görüşü, diğeri gayrı resmî görüşü!
“Resmî görüşü” belli: Anlaşmaya uymak için gerekli kriterleri yerine getireceğiz.
Gayrı resmî görüşü de belli: Boş verin, işimize bakalım, kriterler de nereden çıktı?
Nitekim 2022 yılının Ocak ayının 14. günü AB Büyükelçileri ile düzenlenen toplantıdaki konuşmasında şunu söylemişti:
“18 Mart Mutabakatı göç alanında iş birliği yanında, Türkiye – AB ilişkilerinde 5 alanda daha somut ilerleme sağlamayı hedefliyor. Özellikle vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularında ilerleme kaydetmeliyiz. Biz bu çerçevede 72 kriterden kalan 6’sının karşılanması hususunda önemli mesafe kat ettik.”
Sözünü ettiği 18 Mart mutabakatı, 2016 yılında imzalanmıştı. Ahmet Davutoğlu, Başbakandı.
Sakıt Başbakan Ahmet Davutoğlu, AKP’nin TBMM Grup Toplantısında “en geç ekim ayında Avrupa’ya vizesiz seyahat mümkün olacak” dediğinde salon alkıştan yıkılmış, ertesi gün yandaş medyada manşetler bu sevindirici haberi haykırmıştı.
Tarih 26 Ocak 2016 idi.
Aynı yılın 8 Mart günü, Davutoğlu tarihi daha da öne çekmiş, “Avrupa ile vize muafiyeti Haziran ayında başlayacak” demişti.
İki ay sonra, 3 Mayıs günü Financial Times gazetesinde çıkan bir haber, Başbakan Davutoğlu’nun Avrupa ile vize muafiyeti anlaşmasının, kendisini koltuğundan edebilecek sonuçlar doğurabileceğini yazıyordu.
Ve Davutoğlu’nun Başbakanlığı da o ay içinde bitmişti.
“Yerine getirilemeyen” altı kriterden biri Türkiye’nin “terör suçları” ile ilgili tanımının netleştirilmesi.
AB bunu istiyor çünkü Türkiye’de tipini beğenmediğiniz birisini kolayca terörist, iltisaklı, aynı ağızla konuşuyor diye hapse atabiliyorsunuz.
Böyle suçlanan birisinin de vizesiz olarak gideceği AB, kapıya dayanıp, iltica hakkı istemesinden çekiniyor.
Ancak, AB’nin istediği gibi terör ve terörist tanımı netleşirse Cumhurbaşkanı’nın sevmediği tipleri terörist diye hapse atmak mümkün olmayacak.
Mesela Osman Kavala’ya, Çiğdem Mater’e, Tayfun Kahraman’a, Can Atalay’a eziyet edemeyecekler.
Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı hapishanede tutmak mümkün olmayacak.
Bu durumda olan herkesin ismini yazmaya kalksam, bu köşe İstanbul telefon rehberine döner.
Onun için bu konu çözülürse, Erdoğan’ın sevmediği tipleri hapiste tutmak için başka gerekçeler uydurmak gerekecek ki bu da o kadar kolay değil.
Bir diğer konu, kişisel verilerin korunması meselesi. AB bu konuyu takip edecek kurulun “bağımsız” olmasını istiyor.
Erdoğan’ın talimatıyla yayınlanan yönetmeliğe göre kurulun dört üyesin bizzat Cumhurbaşkanı, 5 üyeyi de Cumhurbaşkanı’nın partisinin çoğunlukta olduğu TBMM seçecek.
Bu kurulun bağımsızlığından söz edilebilir mi?
Milletvekilleri için hazırlanması gereken “etik yasası” ile, “yolsuzluklar ile mücadele konusundaki düzenlemeler” konusu ise konuşulmuyor bile.
Davutoğlu bu konuyu gündeme getirdiğinde fırçayı yemiş, bir daha da bu konuyu ağzına almamıştı.
Davutoğlu’na “böyle yaparsanız çalışacak belediye başkanı bulamazsınız” diyen de Erdoğan’dan başkası değildi.
Erdoğan kamuoyunun önüne her çıktığında bu konuda çok kararlı görünüyordu.
Mesela 2019 yılının Mayıs ayında adına “Reform Eylem Grubu” dediği bir gruba talimatı şöyle vermişti:
“Tüm başlıkları hazır hale getirin!”
Bu tarihten 5 yıl sonra 2024 yılının Ağustos ayında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan şöyle konuşmuştu: “İlgili kurumlar çalışmalarını sürdürüyor!”
Bugün 12 Mart 2026. Hâlâ aynı noktadayız.
Sebebi de “ilgili kurumların tembelliği” değil.
Erdoğan, Türkiye’yi bir demir yumrukla yönetmek istiyor.
Türk vatandaşlarının vize kuyruklarında aşağılanması umurunda bile değil.
————————————-
