Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Aynı senaryoya engel olun

İSTANBUL Yeşilköy’de bir Latin Katolik Kilisesi var. Bir kez bir evlilik töreni için gitmiştim, küçük bir kilise.Geçtiğimiz ay, bir vaftiz töreni sırasında sekiz kişilik bir grup kiliseye girmiş.
Ellerinde bıçaklar da varmış ve Hürriyet’te yayımlanan habere göre, gruptan bir kişi kendilerine engel olmaya çalışan bir kilise görevlisini de bıçak ile tehdit etmiş.
O sırada kilisenin önünden geçen üç ayrı polis ekip otosu, kilise görevlisi kendilerine seslendiği halde durmayıp, geçip gitmişler.
Aynı kiliseye mayıs ayında da kimliği bilinemeyen 3–4 kişilik bir grubun girdiği, içerideki mumları dağıttıkları, çevrede bulunan vatandaşların dumanı fark ederek olaya müdahale ettiği biliniyor.
İçişleri Bakanı olayı incelemek için iki müfettiş görevlendirmiş. Nasıl bir sonuç çıkacağını hep birlikte yakında öğreneceğiz.
Saldırı sonrası gelişmeleri Taraf’ta Hayko Bağdat’ın yazısından öğrendim.
Bu yazıyı buraya aktarabilmeme olanak yok. Taraf’ın internet sitesinden Bağdat’ın “Zor bir yazı” başlıklı yazısını okuyabilirsiniz.
Kısacası şu: Bağdat’ın bu olaya dikkat çeken ve İçişleri Bakanı’nı göreve davet eden ilk yazısından sonra Kilise bir açıklama yapmış.
Açıklamada, “Kilisemize ve kilisemizin bir görevlisine saygısızlık yapan kendini bilmez bazı çocukların sergilediği nahoş davranışlar bahane edilerek, sanki kilisemize yönelik büyük bir tehdit ve saldırı varmış gibi bir hava estirilmeye çalışılmaktadır” deniliyor.
Böyle bir açıklamaya neden ihtiyaç duyulduğu çok açık.
Belli ki kilise yetkilileri, böyle olayların duyulmasından endişe duyuyorlar.
Neden endişelendiklerini kolayca tahmin edebiliriz.
Devletin kendilerini koruyabileceğine güvenmiyorlar, şu anda güvenlik önlemleri sıkılaştırılsa bile günün birinde gevşeyeceğini ve bu kez daha büyük bir güvenlik sorunu yaşayabileceklerini düşünüyorlar.
Yeri geldiği zaman “hoşgörü” sözünü dilimizden hiç düşürmüyoruz.
Ben bu sözü sevmem, doğru da bulmam, bununla ilgili fikirlerimi daha önce yazmıştım.
Doğru olan bir lütuf gibi söylenen “hoşgörü” değil, başka inançların varlığını kabul etmek ve ona saygı duymaktır.
Ama dilinden “hoşgörü” sözünü düşürmeyenlerin, iş o varlığa saygı duymaya sıra geldiğinde, umursamaz olduklarını, yüksek sesle söylemeseler bile “çekip gitsinler” diye düşündüklerini de biliyoruz.
Bunu kilise yöneticileri de biliyorlar.
Onun için böyle iğrenç bir saldırının örtbas edilmesini bile düşünebiliyorlar.
Çünkü önlerinde Rahip Santoro, Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetleri var.
“Kendini bilmez çocukların”
hangi tahrik ve düşüncelerle bu işlere bulaştırıldıklarını ve devletin kendisine tam ihtiyaç duyulacak o anlarda kafasını başka yöne çevirdiğini biliyorlar.
Bu kez aynı senaryo sahnelenmesin!

İyi ki katılamadık!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Futbol Federasyonu’nun yaptırdığı kamp ve eğitim tesislerinin açılış töreninde Dünya Kupası’nı seyrederken üzüldüğünü söyledi.
Üzüntüsünün nedeni Milli Takım’ın bu turnuvaya katılamamış olması.
Doğrusunu isterseniz, Milli Takım grup maçlarında başarısız olup elendiğinde ben de üzülmüştüm.
Üzüntüm, Brezilya’daki maçlar başlayana kadar da sürdü.
Ama şimdi düşünüyorum da aslına bakarsanız elendiğimiz iyi de olmuş.
Biz katılabilmiş olsaydık, televizyonlardan tüm dünyanın neleri izleyebileceği gözümün önüne geliyor çünkü.
Faul yapıldığında yerden hışımla kalkan, “sana gösteririm gününü” dercesine rakibe parmağını sallayan futbolcularımız var çünkü.
Hakemlerin her kararına itiraz etmek, hakemleri ittirip kaktırmak bizim oyuncularımızın asla vazgeçemeyeceği bir eylem.
Ceza sahası içine girerken sanki bir keskin nişancı tüfeğinden atılan bir kurşunla vurulmuş gibi kendisini yere atan forvetlerimiz var!
“Irkçılık”
tan mahkûm edilmiş bir takım kaptanına sahibiz.
Yok, katılamadığımız kesinlikle iyi oldu, dünyanın böyle “kötü huylu” bir takım ile bizleri özdeşleştirmesi hiç iyi olmazdı çünkü!

İhale Kanunu hiç olmasaydı da olurmuş

AKP hükümetinin başının kamu ihalelerini düzenleyen mevzuatla hiç hoş olmadığını biliyoruz.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, Kamu İhale Kanunu’nun geçtiğimiz 11 yıl içinde tam 164 kez değişikliğe uğradığını açıklamıştı.
Geçenlerde Kamu İhale Kurumu, bu kez 7 ayrı ihale yönetmeliği ve 3 ihale tebliğinde bir günde toplam 267 maddelik bir değişiklik yaptı, bini aşkın fıkrayı yeniden yazdı.
Oysa daha altı ay önce aynı yönetmeliklerin birçok hükmü değiştirilmişti.
Öyle görünüyor ki ihaleleri istedikleri kişilere kolaylıkla verebilmek için kanun ve yönetmelik değiştirmek artık olağan bir uygulama haline gelmiş.
Önce kanunu yapıyorlar, sonra bakıyorlar ki bir ihale istemedikleri şekilde sonuçlanacak, sevmedikleri birisi işi alacak, hop kanun değişiveriyor.
Bu değişikliklerden kimler yararlanıyor, mevzuattaki bu hızlı değişiklik kimlerin cebine devletin milyonlarca lirasını koyuyor, bunu anlamak aslında son derece kolay.
Kimlerin bu işlerden yararlandıklarını öğrendiğimiz gün, o değişikliklerin nelerin karşılığında yapıldığını da öğrenebiliriz.
Bu durum artık bir Meclis araştırmasını gerektirmiyor mu?