Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Azınlıklara ayrımcılık, ırkçılıktır!

CHP Milletvekili ve TBMM Grup Yönetimi Basın Sözcüsü Feridun Baloğlu’ndan bir açıklama aldım.

Baloğlu, “CHP’yi doğru anlamama konusunda ısrarlı olduğumu” söylüyor ve soruyor:

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dinleri üzerinden ayrıma tabi tutulmasını kim savunuyor? Bunu nereden çıkardınız?”

Hemen söyleyeyim: Bunu, TBMM’de Vakıflar Yasası tasarısı görüşmelerinde CHP sözcülerinin konuşmalarından çıkarıyorum.

CHP, 1974 yılındaki Yargıtay kararının delineceğini savunarak tasarıya karşı çıkıyor.

1974 yılındaki karar, azınlık vakıflarının ellerindeki mallara el konulmasını onaylıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gayrimüslim vatandaşlarının vakıflarını “yabancı tüzel kişilik” sayıyor.

Ben de diyorum ki eğer Türkiye’de vergi veren, askerlik yapan, seçme ve seçilme hakları bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazılarını “yabancı” sayıyorsanız bu en genel deyimiyle kaba bir ırkçılıktır.

Din ve etnik temellere dayanan bir ayrımcılıktır.

Anayasamız açıkça tarif ediyor: Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür!

Türklerin bu ülkede hangi haklara sahip olacakları da açıkça belirtilmiş. Mülkiyet edinme hakkı da bunlar arasında.

Ve Anayasa, bu hakların sadece yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceğini emrediyor.

Ülkemizdeki gayrimüslim azınlıklar “yabancı” mıdır ki, CHP onların kurdukları vakıfların mal edinmesine, el konulan mallarının iadesine karşı çıkıyor?

Baloğlu, 301. madde ile ilgili olarak da CHP karşıtlığım nedeniyle yanlış düşündüğümü iddia ediyor. Kendisine Deniz Baykal’ın konuşmalarını tekrar okumasını öneriyorum.

Herkes Mersin’e giderken…

NEWSWEEK Dergisi geçtiğimiz ay “Dünyanın En İyi 50 Üniversitesi” araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

İlk ondaki üniversitelerin sekizi Amerika’da, ikisi İngiltere’de.

Arkadaki kırk üniversite içinde de 22 Amerikan, 5 İngiliz, 5 İsviçre, 3 Kanada, 2 Japon, 2 Avustralya, 1 Singapur üniversitesi var.

İngiltere Başbakanı Tony Blair, dergide yayımlanan makalesinde, Avrupa üniversitelerinin Amerikan üniversiteleri karşısındaki bu durumdan kurtulmalarının yolunun bütçelerini geliştirmek için yeni yöntemler bulmaktan geçtiğini anlatıyor.

Üniversitelerin kaynak konusundaki en büyük hedeflerinin de “en iyi, parlak ve zengin yabancı öğrencileri kapmak” olduğu anlaşılıyor.

Yabancı öğrenciler eğitim için yılda 30 milyar dolar harcıyorlar ve bunun 13 milyar dolarını Amerikan üniversiteleri alıyor.

UNESCO’nun araştırmasına göre şu anda 2,5 milyon öğrenci ülkesi dışında eğitim alıyor. Bu sayının 2025 yılında 7,5 milyona çıkacağı tahmin ediliyor.

Ve bundan en büyük pay da İngilizce dilini kullandıkları için Amerikan ve İngiliz üniversitelerine düşüyor. Hollanda bu pazardaki payını artırabilmek için master programlarının yarısını İngilizce’ye dönüştürmüş. Yeni Zelanda da bu işten yılda 1,2 milyar dolar kazanıyor.

Körfez’deki Arap emirlikleri de Amerikan üniversiteleri ile işbirliği içinde bu pazardan pay kapma yarışındalar.

Ve bizim üniversitelerimiz yaklaşık 25 bin boş kontenjanla öğretim yılına giriyorlar.

Vakıf üniversitelerimiz için çok önemli bir kaynak, sırf YÖK öyle istiyor diye dışarıya gidecek.

“Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine” sözü bir kez daha yaşamın içinden bize sırıtıyor!

Şarap için yanlış kanılar

DÜN Hürriyet yazı işlerinde Büyükada’da yapılan bir şarap yarışması ile ilgili haberi okurken dikkatimi bir yetkilinin söylediği söz çekti: “Eski şarap iyidir yanlış bir kanı.”

“Şarapla ilgili tek yanlış kanımız bu mu” diye düşündüm.Yaşadığımız ülke, tarihin en eski şarap ülkelerinden birisi.

Bir yandan dini gerekçeler, diğer yandan devletin yanlış tarım ve şarap politikalarının sonucunda bugün dünyanın en önemli endüstriyel tarım gelirlerinden birinden yoksun kaldık.

Daha da kötüsü ülkemize gelen turistlere bile şaraplarımızı yeterince tanıtamıyoruz.

Çünkü en iyi şaraplarımızı bile doğru dürüst servis edecek bilgiden yoksunuz.

Aklımızda “kırmızı şarap oda sıcaklığında içilir” kalmış. Yazın cehennem sıcağında odaların bazen otuz dereceye bile çıktığı gerçeğini ihmal ediyoruz.

“Oda sıcaklığı” denilen sıcaklığın 16-18 derece arasında değişmesi gerektiğinin farkında değiliz.

Turistlere kan sıcaklığı kıvamında şarap içirmeye çalışıp, en iyi şaraplarımızı bile rezil ediyoruz.

Şarap üreticilerinin lokantalarda sadece kendi şaraplarını sattırma yarışından bir an için kafalarını kaldırıp, servis personelinin de eğitilmesi işine yoğunlaşmalarında yarar var.