Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı’na hazırlık mı?

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, görevini Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’ya devretti.

Görevini iyi yaparak tamamlamış insanların huzuru içinde! “Tamamlayamadığım tek konu üniversitelerde kalite güvencesi” diyor ama o kadar kusur artık kadı kızında da olur!

Üniversiteler, halen yüksek lise olmaktan ileri gidememiş, akademik özgürlükler genişletilememiş, tıp fakülteleri öğrenim yapamaz hale getirilmiş, üniversite hocalarının özlük hakları düzeltilememiş, kimin umurunda!

Özcan, Cumhurbaşkanı’na Köşk’te danışmanlık da yapacakmış, tam maaşlı emeklilik hayatında kendisine mutluluklar dilerim.

Yeni başkan Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya da “üniversitedeki yapılandırmanın süreceğinden” söz ediyor.

Üniversitenin nasıl bir “yapılanma” içinde olduğu kimse için sır sayılmaz. Siyasi kadrolaşma aynen devam edecek demektir, vatana millete hayırlı olsun.
Prof. Dr. Çetinsaya sıradan bir kişilik değil. Kendisi aynı zamanda bir yandan “cemaatin” gazetesinde yazılar yazıyor, diğer yandan “cemaatin” kurduğu vakıflarda etkin bir üye konumunda.

Yani “cemaat” ile AKP’nin arasının açılmakta olduğu ile ilgili söylentiler bu örnek olayla doğrulanmamış da oluyor.

Kim bilir, belki de her şey Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına geçeceği planları üzerine şekilleniyordur.

Şu anda tek başına “cemaatten” daha güçlü olan Erdoğan’ın “yetkisiz Cumhurbaşkanlığı” dönemine yönelik bir ön hazırlık!

“Komplo teorileri” üretmek konusunda malum şahıslar kadar başarılı değilim, ama onlar da bu işlere bulaşmak istemezler. “Dokunan yanıyor” çünkü!

Bu ‘kötü muamele’ değil, ‘işkence’!

İZMİR ’deki “dayakçı polisler” ile ilgili olarak HSYK’nın olayı soruşturan savcıyı, Türk Tabipler Birliği’nin de mağdur ile ilgili sağlık incelemesini yapan hekimleri incelemeye aldığı bildiriliyor. Bunlar olumlu gelişmeler.

İzmir Valisi Cahit Kıraç da karakolda dövülen kadından özür diledi, “elleri bağlı bir kadına yapılan kötü muamelenin takipçisi olacağız” dedi. Onu da kutlarım.
Ancak Vali’nin “kötü muamele” tanımı, hukuki bir duruma işaret ediyorsa, itirazım var!

Kanunlarımızda “işkence” ve “kötü muamele” iki ayrı suç ve cezaları da farklı!

Eğer birisini karakola götürüp dövüyorsanız, elleri bağlı olmasa bile bu işkencedir, kötü muamele değil.

İşkencenin olması için mutlaka Filistin askısı, falaka, elektrik vermek gibi “icraatlar” gerekmiyor. Karakolda kendisini savunma olanağı olmayan bir vatandaşı dövmek doğrudan işkence suçudur, başka bir şey değil.

İzmir Emniyeti’nden bir yetkili Hürriyet muhabirine şöyle diyor: “Burada işkence söz konusu değil. Bu olayda sistemli ve sürekli bir dayak ya da zor kullanma olayı yok. Münferit bir olay, karşılıklı darp! Deliller toplandığı için de polislerin görevden alınmalarına gerek görülmemişti.”

“Yetkili beye” şunu hatırlatmak isterim: Video kaydında karşılıklı darp değil, elleri bağlı bir kadının dövüldüğü açıkça görülüyor. “Münferit” olması, olayın işkence olarak değerlendirilmemesine yol açarsa, her yerde böyle “münferit olaylar” yaşanır, bunu unutmasın.

Ve elbette karakolda dayağa tanık olduğu halde müdahale etmeyen polisler hakkında ne işlem yapıldığını da merak ediyorum.

İşkence ile mücadele için bir örnek olay

İzmir’de bir karakolda elleri kelepçeli bir kadını döven polisler ile ilgili olarak açılan davada 1,5 yıla kadar hapis cezası istendiğini geçenlerde öğrendik. Savcı, davayı “işkenceden” açmadı ki polisler hapse bile girmeden paçayı kurtarabilsinler.

Liberal Demokrat Parti Başkanı Cem Toker, dün bana Amerika’da yaşanan benzer bir olayı hatırlattı.

“Karakolda işkence ve kötü muamele” ile nasıl mücadele edildiğini gösteren ilginç bir örnek olduğu için sizlerle paylaşmak istedim.

Olay 1997 yılında New York’ta yaşandı. Haiti kökenli bir Amerikalıyı gözaltına aldıktan sonra devriye otomobilinde döven ve karakolda taciz eden polis memuru Justin Volpe, “şartlı tahliye hakkından da yararlanmamak üzere” 30 yıl hapis cezasına ve 277 bin 485 dolar tazminat ödemeye mahkûm edildi. (Davanın bütün aşamalarının da iki seneden az süre içinde tamamlandığına ayrıca dikkatinizi çekmek isterim.)
Olay sırasında arkadaşına engel olmayan ve yardımcı olan polis memuru Charles Schwartz da 15 seneye hüküm giydi. New York Emniyet Müdürlüğü’nün bağlı olduğu New York Belediyesi de, polislerini düzgün seçmediği ve karakolları vatandaşlar için güvenli hale getirmediği için dövülüp, taciz edilen mağdura 8 milyon 750 bin dolar tazminata mahkûm edildi.

İşkenceye uğrayan Haiti kökenli Louima’nın öyküsünü gazetesine taşıyan New York Daily News muhabiri Mike McAlary de bu çabasıyla 1998 yılının Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü.

Olayın duyulmasının ardından New York’ta büyük bir protesto yürüyüşü de yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı gün “Polis vahşetine ve tacize karşı öfke günü” ilan edildi. (Olayın ayrıntılarını Wikipedi’nin “Abner Louima” sayfasında bulabilirsiniz.)

İşte işkence ve kötü muamele ile topyekûn savaş böyle olur!

Geçiştirerek, görmezden gelerek, ört bas etmeye çalışarak işkence ve kötü muamele ile mücadele edilemez.