Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Eyvah, Marmaris’e bir bakan geldi!

DÜN benim için “mutlu bir tesadüf eseri olarak” Marmaris’teydim.

Ve “benim için mutlu bir tesadüf eseri olmayarak” İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Marmaris’teydi.

Yanlış anlaşılmasın, Abdülkadir Bey’in şahsıyla bir sorunum yok. Kendisi çelebi bir zattır. Biz gazetecilere iyi davranır, güler yüzlüdür.

Sorun, “Bakan geliyor” denilerek sabah saatlerinden itibaren Marmaris kent merkezinin trafiğe kapatılmış olmasıydı. Kent merkezindeki meydan ve çevresindeki yollar kapatılınca, zaten pek de “iyi bir şehircilik örneği” sayılamayacak Marmaris’te trafik birbirine girmişti.

Esnafın iddiasına göre bakanın “güvenliğini sağlamak için” Marmaris’teki polisler yetmemiş, Muğla’dan da “takviye” getirilmişti.

Otomobilimizi çeviren polise şunu sordum: Bakan Bey, Ankara ve İstanbul’da dolaşırken yollar kapatılmıyor da burada neden kapatılıyor?

“Güvenlik için” yanıtını aldım.

Bir de buradan Muğla Valisi’ne, Marmaris Kaymakamı’na, Marmaris Emniyet Müdürü’ne sorayım:

İçişleri Bakanı’nın güvenliğini sağlamak için yolları kapatmanız gerekiyorsa, sade vatandaşları nasıl koruyorsunuz?

Bakanın güvenliği için “takviye polis” gerekiyorsa, ülkenin en önemli turizm merkezinde geri kalan zamanlarda güvenlik nasıl sağlanabiliyor?

Marmaris’in asayişi, bir bakanı korumak için yolların kapattırılmasını gerektirecek kadar bozuk mu? Eğer öyleyse siz o koltuklarda neden oturuyorsunuz?

Tatmin edici bir yanıt alamayacağımı biliyorum; ama yine de sorayım dedim!

Yasa çıkınca Paris’e gidiyorum

’ERMENİ Soykırımı’ tasarısının yasalaşması, Fransızların “devrim”den beri savunageldikleri değerlerin yok sayılması anlamına da geliyor.

Böylece Fransa, bir tek konuyla sınırlı da olsa fikir açıklama ve bilimsel tartışma özgürlüğünü askıya almış oluyor.

Merkezi Paris’te bulunan bir uluslararası kuruluş var: UNESCO.

Neden Dışişlerimiz, “Arkadaşlar, bu Fransa’da akademik özgürlük kalmayacak, UNESCO’nun merkezini akademik özgürlük olan bir yere taşıyalım” demiyor?

Bu yasa çıkarsa bizlerin de yapabileceği bir şeyler var:

Mesela, ben yasa çıktığı hafta Paris’e gidip elimde bir pankartla polis merkezinin önünde gösteri yapacağım: “Ermeni soykırımı yoktur!” yazılı bir pankartla.

Sonra beni yakalayıp yargılayacaklar, mahkûm edip sınır dışı edecekler.

Ben de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidip sıkı bir tazminat alarak emeklilik hayallerimi gerçekleştirmek için büyük bir adım atacağım.

Biraz düşünürsek, bu yasaya karşı “Fransız mallarına boykottan” çok daha etkili yöntemler bulabiliriz.

Çünkü unutmayalım ki “Fransız” zannettiğimiz birçok mal esasen “Türk malı”. Ülkemizde 30 binden fazla Türk, bu malların üretildiği yerlerde çalışıyor.

Hadi, tembelliği bırakıp daha yaratıcı protesto yöntemleri bulalım!

Neden hep gol yiyoruz?

FRANSA’da gündeme getirilen “Ermeni Soykırımı” ile ilgili tasarı yasalaşırsa, bundan böyle Fransa’da “Ermeni soykırımı yoktur” demek ciddi bir suç sayılacak.

Fransa’nın bu konudaki tutumunu Ermenilerin “etkinliğiyle” açıklamak genel kabul gören bir durum.

Ama şöyle de düşünebiliriz: Ermenistan’da kaç Ermeni yaşıyor ki Fransa’da kaç tane olsun ve bunlar Fransa nüfusu içinde nasıl bir “azınlık çoğunluğuna” karşılık gelsin.

Bilmeyenler için ben söyleyeyim: Ermenistan’ın nüfusu 3 milyon, Fransa’nın nüfusu 61 milyon, Fransa’daki Ermeni nüfusu 250 bin.

Demek ki sorun esasen “Ermenilerin başına geçmişte gelen felaketlere üzülmek” ile ilgili değil, bunu Türklerin yapmış olduğunun iddia ediliyor olmasıyla ilgili.

Ve bu açık ırkçılığa karşı bizim yapabileceklerimiz ilk bakışta “hiçbir şey”.

Uygulanamayacak boykotlardan, elçi geri çağırmaktan daha etkili bir şeyler yapabiliyor olmalıyız. Ama yapamıyoruz.

En başta biz tek tek vatandaşlar yapamıyoruz. Statükoyla sağladıkları avantalar kesilmesin diye Türk halkına yıllarca demokrasiyi çok görenler bunun mimarı. Çünkü bu süreç, en çok bizlerin demokratik tepkilerimizi ortaya koymayı öğrenmemiş olmamıza neden oldu.

Böyle kültüre sahip olmayan bir halk bir de yurtdışında yaşıyorsa içine kapanma kaçınılmaz oluyor. Fransa’da yaşayan şu kadar Türk’ün bu olayda esamisinin okunmamasının tek nedeni bu.

Bu nedenle Türkiye’den kaynaklanan tek demokratik tepki, sadece dokuz aydının bir bildiri yayımlamasıyla sınırlı kalıyor.

Bunu değiştiremediğimiz sürece bu konuda “gol yemeye” devam edeceğimiz de çok açık.