Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Güzel kadınlar sevilmek ister!’ Ya çirkinler?

JOSE Saramago’nun yayınlanan son romanı aslında yazarın yazdığı ilk romandı.

Bu köşede daha önce size bu romandan söz etmiştim, hatırlayan okuyucular vardır.
Çatıdaki Pencere’yi (Çeviren: Pınar Savaş, Kırmızı Kedi Yayınları.) 1953 yılında yazmış Saramago. Ama yayınevi yayınlamaya layık bulmamış, yıllar sonra Saramago, Nobelli bir yazar olunca yayınlamak istemişler, bu kez de yazar izin vermemiş yayınlanmasına. Kendi öyküsü bile başlı başına bir roman, bu romanın!
Saramago’nun o romanda yazdığı bir sözü not etmiştim, geçen gün bir okuyucu mektubu vesilesiyle yine hatırladım.
Bu sözü not etmiştim, çünkü bütün romanlarını ve denemelerini okumuş bir insan olarak benim hiç katılmadığım ilk ve tek cümlesi de buydu.
Şöyle yazmıştı Saramago: “Güzel kadınlar sevilmek isterler.”
Bir okuyucum da geçen hafta Sevgililer Günü’nden de söz ettiğim yazım ile ilgili bir yorum yapmış: “Charlize Theron gibi bir sevgilim olsaydı, Sevgililer Günü’nü ben de kutlardım.”
Hiçbir kadına “çirkin” demek istemem ama okuyucumun bu yorumundan çıkarak ille de bir örnek vermem gerekiyorsa şöyle mi demeliyim: “Whoopi Goldberg’in Sevgililer Günü hiç kutlanmadı!”
Ya da Saramago’nun cümlesinin tersini şöyle mi kurmalıyım: “Çirkin kadınlar sevilmek istemezler!”
Bu önerme neresinden bakarsanız bakın yanlış bir önerme.
Bir kere bir kadının güzelliğine ya da çirkinliğine nasıl karar vereceğiz?
Medyanın bizlere dayattığı ve filmler, moda dergileri gibi iletişim olanaklarını kullanarak yeniden ürettiği bir güzellik anlayışı var kuşkusuz ki.
İnce, uzun boylu olacak; uzun boy yetmez, bacakları da uzun olacak, kalçası şu kadar, beli bu kadar, göğüsleri o kadar santimle ölçülecek, saçları şöyle dalgalanacak, gözleri böyle bakacak, yüzünde altın oran olacak vs.
Ve bu güzellik anlayışı belli dönemlerde değişiklik de gösteriyor.
İnsan, yakın tarihte meydana gelen bu tür değişimleri kolayca algılayamaz ama arkeoloji müzelerine bir girip çıkmak yeterli bunu anlamak için.
Ya da eski ressamların resimlerindeki kadın figürlerini bir hatırlayalım.
Goya’nın Çıplak Maya’sındaki kadın bugün Hollywood filmlerinde ya da Türk dizilerinde başrolü kapabilir miydi?
Kuşkusuz ki kapamazdı, çünkü bugünün kriterlerine uymuyor ama zamanının muhtemelen en çekici kadınlarından biriydi ki Goya o ölümsüz resmi yaratabildi.
La Maja Desnuda’yı Madrid’deki Prado Müzesi’nde gördüm. (Prada değil!)
İspanyol engizisyonunun çıplak kadın resimlerinin yapılmasını yasakladığı bir dönemde zamanın İspanya Başbakanı Godoy’un siparişi üzerine çizmiş bu resmi.
Resimdeki kadının Alba Düşesi olduğu da iddia edilmiş ama kişisel görüşüm şu ki kadının duruşundaki rahatlık ve bakışlarındaki içten çekicilik o dönemin aristokrat kadınlarında kolayca bulunabilecek bir şey olmasa gerek.
Tabii o dönemde yaşamadım, öyle bir kadınla da tanışmadım ama eski dönem filmlerinin ve zamanın ahlak anlayışından çıkarak böyle bir yargıyı seslendiriyorum.
Neyse sözü uzatmayayım, plastik güzellik anlayışı zamandan zamana değişir ama ondan da daha mutlak biçimde kişiden kişiye de değişir!
Kişiden kişiye değişebileceği gibi aynı insan için bile değişik güzellik tanımları olabilir, elbette bunu maymun iştahlılık ve “skor peşinde koşmak” ile karıştırmayın lütfen.
Mesela ben soğuk görünümlü sarışınları çekici bulurum, ama çok güzel bulduğum esmerler de var! Charlize Theron’a da bayılıyorum, Natalie Portman’a da!
Rahmetli Kurthan Hoca benim bu düşünceme “Daha çok gençsin, kişiliğin oturdukça güzellik anlayışın da netleşecek” diye karşı çıkardı, ama şu anda Kurthan Hoca’nın bana bu öğüdü verdiği yaştaki halinden bile yaşlıyım.
Diyeceğim şu ki Saramago da, okuyucum da yanılıyor.
Bir erkeğin bir kadına aşk ve tutkuyla bağlanması için kadının tarif edilmiş güzellik ölçülerinin içinde kalması ya da sınırlarında gezinmesi gerekmez.
Bu sınırları çok zorlayan kadınlara da âşık olabiliriz ve zaten onlar da sevilmek isterler.
Çünkü bu insanın doğası ile ilgilidir, kadın ya da erkek olmakla değil.
İnsan sevilmek ister. Beğenilmek ister. Kadın da olsa, erkek de olsa!
Dean Martin’in bir şarkısı var, internette bulabilirsiniz: “You’re nobody till some body loves you!” Birisi seni sevene kadar bir hiçsin!
Tabii ki bu dünyada hiç sevilmeden ve sevmeden yaşayabilenler de var ama artık ona ne kadar “hayat” diyebiliriz, bilemiyorum.