Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ucundan, azıcık komünist!

BAŞBAKAN Yardımcısı Abdüllatif Şener’in “Her Mülkiyeli biraz komünisttir” sözleri TBMM Komisyon toplantısında tartışıldı.

CHP’li Ali Kemal Kumkumoğlu “Biraz komünist olmak iyi bir şey midir” diye sorunca Şener şu yanıtı verdi: “Bence mahzuru yok, iyi bir şeydir.”

Eski adı Mekteb-i Mülkiye olan Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Abdüllatif Şener ile de sınıf arkadaşıyız.

SPK Başkanı Doğan Cansızlar, eski DPT Müsteşarı Faik Öztrak ve büyükelçiler Kemal Asya ile Feridun Sinirlioğlu ve şimdi isimlerini sayamayacağım kadar çok sayıda yüksek bürokrat ile aynı dönemde okuduk. Aralarında ben “imalat hatası” oldum, daha öğrenciyken kendime gazetecilik mesleğini seçtim.

Bizim öğrenci olduğumuz dönemde SBF’de sol görüş ezici bir çoğunluğa sahipti. Aralarında Şener’in de bulunduğu 15-20 kişi kadar MSP’li ile onlardan daha az MHP’li vardı, geri kalan öğrenciler de sol görüşün değişik fraksiyonlarına dağılmıştı.

Bu nedenle Şener’in “Her Mülkiyeli biraz komünisttir” sözünde önceki ve sonraki dönemleri de dikkate alırsak doğruluk payı var.

O dönemde MHP’liler pek okula gelemezlerdi ama MSP’li arkadaşlarımız arasında Marx’ın toplumsal ve ekonomik görüşlerinden etkilenenler olduğunu da biliyoruz.

“Dışı yeşil, içi kırmızı” olduğu için “karpuz” takma adıyla anılan çok sayıda arkadaşımız vardı.

Devlete yönetici yetiştirmek için 1859 yılında padişah fermanıyla kurulmuş bir okulun öğrencilerinin zamanla “devletçi” görüşlere yönelmelerinde, “devletçilik” ile “komünizmin” neredeyse aynı sayıldığı dönemde de “biraz komünist” olmalarında şaşılacak bir şey yok.

Bu köklü bir Mülkiye geleneği ve Mülkiyeli olmak demek –istisnaları bir kenara bırakırsak– ezilenlerin, çaresizlerin yanında olmak, onların derdini kendi derdi kabul etmek demek.

Ve doğrusunu isterseniz gençliğinde bu tür bir hümanizmle alışverişi olmayanların da ileri yaşlarda pek işe yaramayacaklarını düşünürüm.

Türban sorununu çözmenin yolu

ESKİ Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i uzun bir aradan sonra yeniden gazete manşetlerine taşıyan “türban tartışması” öyle görünüyor ki bir süre daha gündemden inmeyecek.

Başbakan’ın “Cingöz Recai” benzetmesine anında yanıt veren Demirel, “Bu engeli gücün yetiyorsa kaldır. Yetmiyorsa yalancı pehlivan gibi ortada dolaşmayı bırak” dedi.

Üniversitelerdeki “türban yasağı”nın kaldırılması, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği kararlar nedeniyle salt yasa ya da yönetmelik değişikliğiyle yapılabilecek bir iş değil.

Mahkeme’nin kararı Anayasa’nın “değiştirilemez nitelikteki laiklik ilkesine” dayanıyor.

Bu nedenle türban yasağını kaldıracak düzenlemenin, Anayasa’nın değiştirilemez laiklik ilkesi ile çelişmeyecek biçimde, yine Anayasa’nın içinde yapılması gerekli.

AKP’nin bir Anayasa değişikliği için yeterli oyu var ancak bu değişikliğin Cumhurbaşkanı tarafından referanduma götürülmesi olasılığı da göz ardı edilemez.

Bugünkü toplumsal ve siyasal yapımız içinde referandum ise bugünden kestirilmesi çok da zor olmayan çok daha ciddi başka gerilimlere neden olabilir.

Demek ki AKP hükümeti, en azından yeni bir cumhurbaşkanı seçilene kadar türban konusunda bir adım atamaz.

Siyasi tablo böyle olduğuna göre, Başbakan’ın AKP il kongreleri nedeniyle yeniden bu konuyu kaşımaya başlamasındaki mantığı anlamak zor.

Başbakan, parti tabanındaki belli bir kesimi mutlu etmek uğruna çözemeyeceği bir gerilim yaratıyor.

Ve Demirel birçok kişiyi kızdırsa bile haklı çıkıyor: Değiştiremeyeceksen, değiştireceğim diye ortalıkta dolaşma!

Eski bir denizci uyarıyor

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği anketteki sonuçlara dün tekrar baktım. Öyle görünüyor ki İstanbullular vapurlarına sahip çıkmak konusunda hemfikirler.

Dün öğlen saatlerinde oy kullananların sayısı 220 bini geçmişti ve bugünkü vapurlara en yakın olan 4 numaralı model yüzde 38’lik oy oranıyla liderliğini sürdürüyordu ki benim de kişisel tercihim bu vapurdu.

Öte yandan kendisini “83 yaşında eski bir denizci” olarak tanıtan bir okuyucumun bir uyarısını yetkililere ileteyim.

Okuyucum, 50 metre boyunda ve 16 mil sürat yapacağı açıklanan vapurların İstanbul Boğazı’nda kullanılmasının yaratabileceği sorunlara işaret ediyor.

Bu hacimde ve bu süratte gemilerin sahilde büyük dalgalanmalara yol açacağını ve bunun da gerek tarihi yalılarda ve gerekse sahile bağlı öteki teknelerde hasarlar yaratabileceğini söylüyor.

Okuyucumun uyarısı üzerine Boğazlar ve Marmara Bölgesi Deniz Trafik Düzeni Hakkındaki Tüzük’e baktım. Tüzüğün 13. maddesi Boğazlardan geçiş hızını karaya göre 10 deniz mili olarak veriyor.

Eski vapurların hızı düşük gerekçesi, böylece İstanbul Boğazı açısından bir gerekçe olmaktan da çıkıyor sanıyorum.