t24.com.tr

28 Şubat’ta bile böyle değildi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyunda “laiklik bildirisi” olarak bilinen bildirinin 168 imzacısı hakkında soruşturma başlattı.

Hep söylüyorum, günün birinde öyle bir noktaya geleceğiz ki bu cennet vatanın vatandaşları arasında soruşturma geçirmemiş, karakola çekilmemiş kimse kalmayacak.

Bu bildirinin imzacıları arasında değilim. Zaten hiçbir bildiriyi de imzalamam. Ne düşünüyorsam yazabilme imkanına sahibim; nedeni bu.

Ama benim gibi imkânı olmayanların bir araya gelip, bir bildiri ile fikirlerini duyurmaya çalışmalarının suç olduğuna meslek hayatım boyunca iki dönemde tanık oldum.

Birincisi 12 Eylül askeri darbesi dönemindeydi. İkincisi de AKP’nin tek parti devletine geçtiğimizden beri.

Bu dönemi de yaşadıklarımıza bakarak bir sivil darbe dönemi diye tanımlayabiliriz.

Anayasa hesapta yürürlükte gibi görünüyor ama AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor, seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarının yerlerine memurlar tayin ediliyor, sadece savcının bir emriyle tapu deliniyor, mal varlıklarına el konuluyor.

Doğrusunu isterseniz bu dönemde yaşadıklarımızın önemli bölümünü ne 12 Eylülcüler ne de 28 Şubatçılar akıl edebilmişlerdi.

28 Şubatçıların akıl edebildiği en ağır ekonomik darbe, bisküvi boykotuydu.

Bu dönemde fabrikalara, şirketlere, menkul ve gayrimenkullere mahkeme kararı beklenmeden el konuluyor, TMSF onları yeni sahiplerine “satıyor”!

12 Eylülcüler ise bunların hiçbirini akıl edememişti.

O dönemde bir gazetede köşe yazma imkânım olmadığı için Aydınlar Bildirisi’ni imzalamış, davet üzerine Selimiye Kışlasına giderek meşhur askeri savcı Albay Süleyman Takkeci’ye ifade vermiştim. Hakkımda dava filan açılmadı, kimse de işimden kovulmamı istemedi.

Bugün bir bildiriye imza attılar diye işten atılan ve açlığa mahkûm edilmek istenen üniversite hocalarının sayısını hatırlayan var mı?

İnternetten ulaşabildiğim kadarıyla sayıları 450’yi geçiyor.

12 Eylül döneminde bu sayı 150 civarındaydı.

28 Şubat döneminde bu sayı 100’e ulaşmıyordu.

Yanlış anlaşılmasın, askeri darbeler döneminde hayatımız daha iyiydi gibi bir şey söylemiyorum.

Bugün ile askeri darbe dönemleri arasındaki en önemli fark şimdi bir demokraside yaşadığımız yanılgısı içinde olmamız.

O yanılsama içindeki insanlar bildirilere imza atıyorlar, gazetecilik yapmaya çalışıyorlar, ifade hürriyetleri olduğu varsayımıyla mitinglere, gösterilere katılıyorlar.

Ve bunun bir bedeli oluyor.

Polis copuyla başlayıp, savcılığa çekilmek ve sonunda özgürlüğünü, işini, mal varlığını kaybetmeye kadar varan bir dizi bedel.

“Laikliği Savunuyoruz” bildirisinde kimseye hakaret edilmiyor.

Bir grup insan bir araya gelmişler ve hassas oldukları bir konuya dikkat çekmek istiyorlar.

Siz de diyebilirsiniz ki “hayır arkadaşlar, yanlış düşünüyorsunuz, laiklik tehlikede filan değil.”

Bildiriye verilen yanıt, önce devleti yönetenlerin sert açıklamalar yapması ardından da savcıların soruşturma başlatması olursa laikliğin gerçekten savunulmasının zamanının geldiğini düşünmemiz gerekir.

Düşündüklerini açıklayan insanların savcılıklara çekildiği düzenlere demokrasi denmez.

Demokrasiyi ortadan kaldırmaya bu kadar kararlı bir iktidarın, laiklik konusunda da insanları kuşkulandırması normaldir.

——————————