t24.com.tr

Bu iddia ortada mı kalacak?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ait olduğu iddia ettiği bir dizi tapu bilgisini paylaştı.

Adalet Bakanı Gürlek ise iddiaların hayal mahsulü olduğunu açıkladı.

CHP Genel Başkanı’nın açıklamalarının “herhangi bir delile dayanmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonu” olduğunu söyledi.

“Başta manevi tazminat olmak üzere gerekli yasal süreçleri derhal başlatıyorum” dedi.

Özel, bu açıklamayı yapalı bir hafta oldu.

Gürlek’in sözünü ettiği “derhal başlatılan yasal süreçlerin” neler olduğu ile ilgili bir bilgi edinemedim.

Sanırım şikâyet dilekçesinin yazılması filan Bakan’ın onca işinin arasında biraz zaman alıyor. Oysa bakanlıkta o kadar yardımcısı var, birisinden bu işi yapmasını rica edebilirdi.

Tabii bu Gürlek’in bileceği bir iş, şikâyetini ne zaman ve hangi çerçeve içinde yapacağına kendisi karar verir; bizlere bir şey söylemek düşmez.

Ancak Gürlek’in yaşından daha uzun süredir bu meslekte olan bir gazeteci olarak şunu söylemeliyim ki bu derecede güçlü iddialar karşısında, ne zaman sonuçlanacağı belli olmayan bir tazminat davası açmak yeterli bir yanıt değildir.

Bizim memlekette bir tazminat davasının sonuçlanma süresi 3 yılı bulabiliyor.

Bakan’ın torpiliyle ilk derece yargısı, istinaf ve Yargıtay süreçleri çok hızlandırılsa bile diyelim ki 2 yıl.

Böyle ağır bir iddia iki yıl süreyle ortada mı kalacak?

Bakan’a bu konuyu yeniden düşünmesini öneririm.

Öte yandan biliyorsunuz Türkiye “soruşturma cenneti” sayılabilir.

Adalet İstatistikleri gösteriyor ki geçen yıl cennet vatanımızda açılan soruşturma sayısı 5 milyon 845 bin 275.

Ortalama bir gazete okuyucusu her gün en az 5 tane “bilmem kim hakkında soruşturma başlatıldı” haberi okuyordur, fazlası var eksiği yok.

Bakan Bey savcılara güzel bir pas da atmış zaten: İddiaların “kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonu” olduğunu söylüyor.

Son zamanlarda savcılarımızın çok sevdiği, muhalif cezalandırmak için tadından yenmez bir suçlama türü var: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak!

Meslektaşlarımız Alican Uludağ’ı, İsmail Arı’yı bu gerekçeyle daha yeni tutukladılar, sadece haber yazdıkları için!

Özgür Özel hakkında bu suçlamayla bir dava açmalarına olanak yok, yasama dokunulmazlığı var.

Ama aynı iddiaları seslendiren ve yasama dokunulmazlığı olmayan herhangi bir kişi için bu davayı açabilirler.

Ceza Muhakemesi Kanununa göre (Madde 160 / 2) savcılar, şüphelilerin lehine olan delilleri de toplamak zorundalar.

Normal olarak Özel’in ya da bir başkasının tüm tapu kayıtlarına erişebilmesi mümkün değil.

Ancak aktif bir soruşturma için delil toplarken savcılar bu kayıtlara ulaşabilirler ve Özel’in iddialarının doğru mu, yanlış mı olduğunu tespit edebilirler.

Olayın iki tarafının da dokunulmazlık şemsiyesi altında olmaları, soruşturmayı zorlaştırıyor elbette.

Ancak halkın seçtiği belediye başkanları için “o dedi, bu dedi” iddialarıyla soruşturma açmakla kalmayıp, tutuklu yargılayan “bağımsız Türk yargısı”, bu iddiaların ortada öylece kala kalmasını seyir mi edecek?

Savcılığın “Suç örgütü lideri” diye tanımladığı Aziz İhsan Aktaş’ın beyanlarına değer verilip, seçilmiş belediye başkanları hapse atılabiliyorsa, ülkenin meşru ana muhalefet partisinin liderinin söylediklerinin de bir anlamı olmalı.

En azından derli toplu bir açıklamayı hak edecek bir değer!

“Tapu kayıtları gizli” deyip geçmek yeterli olmaz.

Bana sormaz ama olur da soracak olursa Bakan Bey’e önerim dokunulmazlık ve tapu kayıtlarının gizliliğinin arkasında siper almadan bu işi açıklığa kavuşturmanın yolunu bulmasıdır.

Milletin ağzı torba değil, bunu da unutmamak gerekir.

———————————–

“Hoşa gitmeyen haberi yazma” suçu

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın ardından, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı da tutuklandı.

Her iki gazetecinin tutuklanmasıyla sonuçlanan süreç, üzerinde durulması gereken tuhaflıklar içeriyor.

Uludağ, ikamet yeri Ankara iken ve işlediği iddia edilen suç Ankara’da işlenmişken gözaltına alınıp İstanbul’a götürüldü.

Arı da Tokat’ta ailesinin yanında bayram kutlarken gözaltına alınıp Ankara’ya götürüldü.

Eski Türkiye’de, savcı telefon eder ya da polis evimize bir davet kâğıdı bırakırdı, gider ifademizi verirdik.

AKP Türkiye’sinde böyle olmuyor.

Polis adeta caniymişsiniz gibi evinizi basıyor, gözaltına alıyor, savcılık sizi bir iki gün nezarette beklettikten sonra lütfedip ifadenizi alıyor, ardından hâkim de tutukluyor.

Tutuklamanın ne zamana kadar süreceği de muktedirin keyfine kalmış.

Meslektaşlarımıza yöneltilen suçlama “halkı yanıltıcı bilgi yaymak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret.”

“Cumhurbaşkanına hakaret suçunu” geçiyorum, her iki gazetecinin de içinde hakaret ifadeleri geçen tek bir paylaşımı ya da haberi yok.

Kaldı ki AİHM’nin iki ayrı davada verdiği karar, Türkiye’de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenleyen TCK’nın 299. Maddesinin ifade özgürlüğünü ortadan kaldırdığına işaret ediyor ve kanunun değiştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Öte yandan TCK’nın 217. Maddesinde “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçunun oluşması için “gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yaymak” şartı var.

Meslektaşlarımızın haberlerinin “kamu barışını bozduğunu” hatırlıyor musunuz?

Bu iki tutuklamanın amacı aynı: Rejimin hoşuna gitmeyecek, rejimin örtbas etmeye niyetlendiği suçları ifşa edecek haberleri yazmayın, yazarsanız hepinizi içeri tıkarım!

Rejimi bu konuda daha dürüst olmaya davet ediyorum: TCK’ya bir madde ekleyin; “muktedirin hoşuna gitmeyen haberi yazma ve yayma suçu” icat edin, daha oturaklı olur!

———————————–