t24.com.tr

Delilden sanığa gitmeyi unutan bir Adliye

Yalanlanmayan bir iddiaya göre Bebek Oteli’ne arama yapmak üzere gelen jandarmalardan biri kapıdaki görevlilere “içeride ünlü biri olup olmadığını” sormuş.

Niye sorduğunu tahmin edebiliyorum çünkü bu operasyon özellikle tanınmış kişileri hedefliyor gibi bir görüntü oluştu.

Sahne, tiyatro, film, sosyal medya ünlüsü fark etmiyor, yeter ki kamuoyunda tanınmış biri olsun.

Baskın sırasında üstü iki kere aranan, herhangi bir madde bulunmamasına rağmen yine de derdest edilip karakola götürülen Can Yaman örneğinde olduğu gibi.

Zaten sadece Can Yaman örneği bile bu operasyonda temel bir kuralın ihmal edildiğini gösteriyor:

Delilden sanığa gidilmiyor, önce sanık bulunup ardından delil aranıyor!

Ardı ardına operasyonlar yapılmasındaki amaç da bu gibi görünüyor: İtirafçı olabilecek kişilerden yeni isimler elde ederek, soruşturmayı genişletmek!

Bu arada hayatı boyunca uyuşturucu ya da uyarıcı maddelerden uzak durmuş kişiler bile bu amaçla gözaltına alınıyor, kan ve saç örnekleri toplanıyor vs.

Demokratik hukuk düzeninde ceza yargılamasında, masumiyet karinesi, delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi ve savcının iddiasını şüpheye yer bırakmayan deliller ile ispatlamak zorunda olması beklenir. Şüphe varsa, bundan da sanık yararlanır.

Oysa her gün beş altı kişilik şöhretli grubuyla genişleyen bu soruşturmada masumiyet karinesi çoktan unutulmuş durumda.

Herkes bir sabah vakti evinden polis ya da jandarma tarafından toplanıyor, teşhir edilerek adli tıp muayenesine götürülüyor, teşhir edilerek savcılığa ve mahkemeye çıkarılıyor.

Hazırlık soruşturmasının gizliliği diye bir şey tamamen unutulmuş durumda.

Sanık kapıdan çıkıyor, ifadesi ve telefonundaki mesajlara kadar bütün özel hayatı medyaya servis ediliyor.

Kimin tutuklanacağı, kimin adli kontrol ile serbest kalacağı da bir tür piyango gibi.

“Adli kontrol ile serbest bırakılmanın” da tutuklamaya benzer şekilde kişinin özgürlüğünü kısıtladığı gerçeğini de tamamen unutmuş görünüyoruz.

“Yaşasın adli kontrolle serbest bırakıldı” diye neredeyse havai fişek atılacak, davul zurna çalınacak.

Operasyonlar ile ilgili haberleri özellikle havuz medyasından takip ediyorum çünkü belli ki oralara Adliye’den direk hat bağlanmış.

“Fuhuş” suçlaması ile ilgili maddi bir delil elde edildiğini görmedim.

Hatta insanların birbirleriyle sevişmeleri bile “fuhuş” diye tanımlanıyor gibi bir görüntü yaratılıyor.

Bu kadar insan uyuşturucu kullandı diye yakalandı, kimisi tutuklu, kimisi tutuksuz yargılanacak; kayda değer miktarda uyuşturucu elde edildiği ile ilgili bir bilgiye rastlamadım.

Bu, ceza yargılamasıyla sonuçlanacak bir soruşturma ise maddi deliller nerede?

Haberlere yansıyan bilgiler “o şunu dedi, bu bunu suçladı” gibi.

Eğer savcılık maddi delilleri özel olarak saklıyorsa ki bu olabilir, o zaman suçlamalar, ifadeler vs. niye aleni?

Öte yandan şu anda görebildiğimiz kadarıyla operasyonlarda “ele geçirilenlerin” önemli bölümü uyuşturucu madde kullanmakla suçlanacaklar.

Bu tutuklanmayı gerektiren bir suç değil.

Türk Ceza Kanunu’nun 191. Maddesi yeteri kadar açık:

“Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. Erteleme kararı kolluk birimlerine de bildirilir. Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifi üzerine veya resen Cumhuriyet savcısının kararı ile altışar aylık sürelerle en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. Cumhuriyet savcısı, erteleme süresi zarfında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığını tespit etmek için yılda en az iki defa şüphelinin ilgili kuruma sevkine karar verir.”

Gördüğünüz gibi kanunun amacı cezalandırmadan önce insanlara bu beladan kurtulabilmeleri için bir fırsat ve şans vermek.

Böyle bir suçlamayla evlerinden toplanan insanların teşhir edilmemeleri, kişilik haklarının zedelenmemesi bu açıdan da önemli.

Bunu daha önce de yazmıştım: Bu operasyonlar, yargıya güvenin yerlerde gezdiği, özellikle İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarına yönelik soruşturmanın vatandaşların çoğunluğunca “siyasi” olarak görüldüğü bir dönemde yapılıyor.

Amacın böyle büyük bir gösteri ile yargıya olan güveni yükseltmek olduğunu düşündürüyor.

Ancak o kadar kötü yönetiliyor ki uyuşturucu operasyonlarının bile “siyasi amaçlı” olduğuna inananlar artıyor.

——————————-