Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan, “yeniden bu toplumda ‘dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız” dedi.
“Yargı” düşünme, kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum ya da nesnelerin eleştirel bir biçimde değerlendirilmesi anlamına gelir.
Duygular değil, somut, elle tutulur, kanıtlanabilir bilgi öne çıkar.
“Algı”, psikoloji ve bilişsel bilimlerde duyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamına gelir.
Bireylerin, duyguları hedef alınır, durum ya da nesnelerin istenilen şekilde anlamlandırılmasını sağlamayı hedefler.
Türklerin ruh dünyasında “dindar insanlar iyidir” diye genel kabul gören bir yargı var mıydı, yoksa bu zaman içinde yaratılmaya çalışılan bir algı mıydı?
Kişisel kanaatim bunun bir yargıdan da çok yaratılmış bir algı olduğu.
Toplumlar bileşik kaplar gibidir, bir kaptaki suyun bileşimi neyse, diğerindeki de onun gibidir.
Bir toplumda bir kesim mutlak iyi, bir kesim mutlak kötü olmaz. Her kesimde iyiler de vardır, kötüler de vardır.
Kötülerin topluma egemen olmasını önleyecek şey, düzgün işleyen, öngörülebilir bir hukuk sistemi, liyakate dayanan bir yönetim anlayışıdır.
Ancak bu genel bir yargı mıydı, algı mıydı tartışması bir “köşe yazısının” çapını aşar. Bu tartışmaya girmeyeceğim.
Bilal Bey, bu cümleyi kurmadan önce bu konuyu ne kadar düşündü bilemiyorum tabii ama kendisine şu soruyu sormuş olsaydı, muhtemelen bu konuya girme fikrinden vazgeçerdi:
Bu toplumda “dindar insan iyidir yargısı” neden eskisi kadar güçlü değil?
Ne oldu da Türkler bu yargının artık yanlış olduğuna karar verip, fikir değiştirdiler?
Bu sorulara vereceğimiz yanıt Bilal Bey’in babasının da hoşuna hiç gitmeyecektir.
Çünkü toplumumuzun böyle bir yargıya varabilmesini sağlamak için bugünkü rejimin ters yüz edilmesi gerekiyor.
İki müteahhidin cebini doldurmak için binlerce köylünün tarlasının, bahçesinin hatta köyünün ellerinden alınmaması gerek mesela.
Suçsuz insanları, siyasi nedenlerle hapse atmaktan, hapiste tutmaktan vazgeçmek gerek.
Hepsi fakir ailelerden gelen bazı politikacıların çocuklarının, babalarının siyasette yükselişlerine paralel zenginleşmeleri halkın dikkatinden kaçıyor mu zannediyorsunuz?
Adliye dedikodularının, durduk yerde zenginleşenlerin fısıltı gazetesiyle yayılan öykülerinin bu işteki rolü nedir?
Kamu görevlerine giriş ve yükselişlerde liyakat yerine bağlılık aranması, mülakatların “bizden olanı seçmek için” yapılıyor olmasının bu meseledeki rolünü düşündünüz mü?
İktidar elitine musallat olan aşırı kibir, kendi halindeki insanların gözünden kaçar mı?
Milletin sokakta baktığı kedilerin, köpeklerin acımasızca katledilmesi kimsede iz bırakmıyor mu?
Millet tıklım tıkış otobüslerde trafikte saatler harcarken, arıza şeritlerinden gaza basıp geçen çakarlı lüks arazi araçlarını görmüyor olabilir mi?
Bilal Bey, babası adına bir kampanya yürütüyor, bu belli oluyor ama bana sanki iyi düşünülmemiş bir kampanya gibi gelmeye başladı bu.
Ya da Bilal Bey, babasının kurduğu düzene karşı bayrağı çekti, isyan ediyor!
———————————–
TBMM ne diyor, Maliye ne anlıyor?
Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 7566 Sayılı Kanun, geçtiğimiz Aralık ayında Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kanunun 10. Maddesi Emlak Vergisi Kanunu’nun geçici 23. Maddesini değiştiriyor.
Maddenin yeni hali şöyle:
“GEÇİCİ MADDE 23- 2025 yılında 2026 yılı için takdir edilen asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerleri dikkate alınarak Kanunun 29 uncu maddesine göre 2026 yılı için hesaplanan bina ve arazi vergi değerleri, 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemez.”
Türkçe okuma yazma bilen sade vatandaşlar bu maddeyi okuyunca şunu anlıyorlar:
2025 yılında metre kare birim değeri mesela 100 lira olan bina ya da arazinin 2026 yılı için hesaplanacak birim değeri 200 lirayı geçemez!
Tabii iş kanun çıkarmakla bitmiyor, bunun bir de nasıl uygulanacağı ile ilgili tebliğ, yönetmelik, tüzük vs. gerekiyor.
Bu görev ve yetki de Maliye Bakanlığı’na ait.
Bakanlığın yayınladığı 89 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliği’ne göre 2025 yılı emlak vergisi değeri 100 lira olan gayrimenkulün 2026 değeri 300 lirayı geçemiyor.
Maliye Bakanlığı’nın kullandığı Türkçe ile halkın kullandığı Türkçenin farklı olduğunu buradan anlıyorum.
Maliye Bakanlığı’nın geçmiş uygulamalarında “katlı artışların” hepsinde “kendisi artı kat sayısı kadar kendisi” formülü uygulanıyormuş.
Kendisi 100 ise, iki kat artışı 200, toplamı 300 hesaplanıyormuş.
Bir vergi uzmanına göre kanunda “iki kat fazlası” yerine “iki katını” denilseymiş, Maliye Türkçesi ile Vatandaş Türkçesi birbirine eşitlenecek ve herkes aynı şeyi anlayacakmış.
Benim bilgim Maliye Bakanlığının vergi işlerinin sırlarını çözmeye yetmez.
Bildiğim şu ki kanunlar yapılırken madde metinlerinin “yanlış anlamaya meydan vermeyecek açıklık ve netlikte” yazılması gerekir.
Bu durumda TBMM’nin kanun yazmayı bilmediği sonucunu mu çıkarmalıyız yoksa Maliye’nin kendisini TBMM’nin yerine koyup, aşırı yorum ile vergi tahsilatını arttırmayı hedeflediği sonucunu mu?
Milletvekillerinin büyük çoğunluğunun neye oy verdiklerini bile bilmeden parmak kaldırıp, indirdiklerini bildiğim için TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı’nın bu konuyu aydınlatmasını bekliyorum.
Kanun koyucunun niyeti neydi?
100 liralık vergi değerinin 200 lirayı geçemeyeceği mi, 100 liralık vergi değerinin 300 liraya kadar çıkartılabileceği mi?
————————————-
