“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşecek.”
İlk haber, hemen her yelpazeden yayın organında bu başlıkla çıkıyor.
Bir iki gün içinde haber sitelerinde bu kez şu başlığı görüyoruz; o da hemen hemen her yerde birbirine benziyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli görüşmesi başladı.”
Aradan kısa bir süre geçiyor, bazen 40 dakika, bazen bir saat sonra, başlıklar değişiyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin görüşmeleri sona erdi!”
Ve olay örgüsü burada bitiyor.
Bu görüşmelerden sonra hiçbir açıklama yapılmıyor.
Görüşmeyi kim istedi, hangi başlıklar konuşuldu gibi görüşmenin içeriğini tam olarak açıklamayan bilgiler bile verilmiyor.
“Eski Türkiye” ile “AKP Türkiye’si” arasındaki önemli farklardan biri bu.
Eskiden de parti liderleri arasında böyle ikili görüşmeler olurdu ama bir açıklama yapılmasa bile gazeteciler kısa bir süre içinde nelerin konuşulduğunu öğrenir, gazetelerine yazarlardı.
Şimdi içerik öğrenilemiyor çünkü gazeteci görünümlü parti militanlarının böyle bir dertleri yok.
Gazetecilik yapmaya çalışanların da bu tür özel görüşmelerin içeriğine ulaşabilecek kaynaklara erişimi hayli kısıtlı, sıkıntılı.
Onun için içeride neler olup bittiğini sadece tahmin edebiliyoruz.
Benim tahminime göre içeride hiçbir şey konuşulmuyor.
Çay filan içiyorlardır elbette ama daha çok sessizce birbirlerini süzüp, bakışıyorlar gibi hayal ediyorum.
Bu kanıya nereden vardın derseniz, Bahçeli’nin bazen muhalefet lideri gibi konuşmasından çıkarıyorum.
Türkiye’yi yöneten bir koalisyonun büyük ortağı ile küçük ortağı bir araya geldiklerinde normal olarak temel meseleleri konuşup, bir orta yol bulduklarını varsaymamız gerekir.
Belli ki böyle olmuyor.
Bahçeli görüşlerini Erdoğan’a ulaştırabilmek için partisinin grup toplantılarını bekliyor. Bazen de sosyal medyadan anlamlı videolarla mesaj iletmeye çalışıyor.
Son grup toplantısında da böyle oldu.
Erdoğan ile Bahçeli, en son 21 Ocak günü Saray’da bir araya geldiler. Görüşmenin “yaklaşık bir saat sürdüğü” haberlere yansıdı. Her zamanki gibi bir açıklama da yapılmadı.
Bu görüşmeden iki hafta sonra Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.
Bahçeli’nin “net kararının” yerine getirilmesini kim engelliyor olabilir?
Öcalan’ın “umut hakkı” meselesi de Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in makamlarına iade edilmemeleri de Demirtaş hakkındaki AİHM kararının hala uygulanmıyor olması da bir tek kişinin kararına bağlı.
Yargımız lafa gelince elbette “bağımsız” ama biliyoruz ki o kadar da bağımsız değil. Cumhurbaşkanı’nın bu konulardaki kaş göz işaretlerine bakmadan karar veremediklerini biliyoruz.
Bahçeli, bu fikrini son görüşmede Erdoğan’ın yüzüne de söylememiş olabilir mi?
İki haftada hiçbir gelişme olmayınca mı bunu grup toplantısında hepimizin duyacağı şekilde söyledi?
Bahçeli bu konuşmasında, Cumhur İttifakının varlığına devam edebilmesini “kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak, büyük devlet geleneğini ve tecrübe birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamak” şartına da bağladı.
MHP’nin “küçük siyasi hesapların kendi ayağına pranga vurmasına izin vermeyeceğini” söyledi.
Bu sözlerin bir tek muhatabı var: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.
Anlayamadığım da bu: İkili görüşmelerde bu konular hiç konuşulup, bir ortak noktada buluşulamıyor mu ki Bahçeli, bu konuda bir muhalefet lideri gibi konuşuyor?
İki ortak arasında bu konuda derin bir görüş ayrılığı olduğu anlaşılıyor.
Bu Erdoğan’ın geleceğe yönelik hesapları için bir sıkıntı yaratabilir mi?
Bunun için bugünden bir şey söylemek zor.
Bahçeli’nin daha önce de öngörülemeyen siyasi çıkışlarıyla Türkiye’de siyasetin yönünü değiştirdiğini hatırlatayım.
7 Temmuz 2002’de bir konuştu, DSP – MHP – ANAP koalisyonunu bozdu.
2016 yılının son üç dört ayı boyunca yaptığı konuşmalarla Başkanlık sistemine gidişin önünü açtı, Nisan 2017’deki Anayasa referandumu böyle gerçekleşti.
Bir süredir de bu konuda kesin çerçeveler çiziyor; Cumhur İttifakı’nın varlığını devam ettirebilmesinin şartlarını sıralıyor.
Bu söyleyeceğim bir bilgiye dayanmıyor, kişisel tahminimdir: Bahçeli’nin, Erdoğan’a açtığı kredi giderek tükeniyor gibi.
Erdoğan gibi iktidarı elinde tutabilme içgüdüsü kuvvetli bir siyasi liderin bu açıklamalara çok kayıtsız kalamayacağını düşünüyorum.
Bahçeli’yi rahatlatacak birkaç küçük adım mutlaka atacaktır.
Ancak bu adımların Demirtaş’ı yuvasına, Ahmetleri de makamlarına kavuşturma ihtimalini pek görmüyorum.
Erdoğan sahip olduğu gücü paylaşmaya açık bir lider tipi değil.
“Aynı menzil – i maksuda gidiyoruz” diye devletin önemli kurumlarını teslim ettiği Fetullahçılar ile arası da gücü paylaşmama içgüdüsü nedeniyle bozulmuştu, hatırlarsınız.
Bahçeli’nin taleplerinin bu güce ortak olma anlamına geldiğini düşünmeye başlarsa, Cumhur İttifakı da sona doğru yaklaşıyor demektir.
—————————–
