Gazetedeki başlığı okuduğumda içimden “ın – ını – nıın” dedim.
Radyo, sinema ve henüz üzerine apartman dikilmemiş boş arsalarda oynanan futbol ile kukalı saklambaç dışında eğlence olanaklarının çok sınırlı olduğu çocukluk yıllarımdan kalma bir ses bu.
O yıllarda mahalledeki çocukların bir araya geldiklerindeki eğlencelerinden biri de içlerinden birinin gördüğü ama diğerlerinin görmediği filmleri anlatmaktı.
Bir film nasıl anlatılır?
Yeni kuşaklara bunu açıklamak hayli zor: Önce kahramanlar tanımlanır, erkek şu kadın bu gibisinden. Sonra olaylar gelişme sırasına göre anlatılır, akılda kalan replikler tekrarlanır.
Filmi anlatanın taklit yeteneği de varsa ki birilerini taklit etmek de o günlerin çocuk eğlenceleri arasındaydı, bazı sahneler de taklit yoluyla canlandırılır.
“In – ını – nıın” sesi, filmi anlatırken kullanılan “ses efektlerinden” biriydi. Heyecanlı bir durumun başlangıcına işaret eden bir ses.
Şimdi hatırladığım kadarıyla “dıgıdık dıgıdık” da vardı mesela, at ile yolculuğu anlatan.
“In – ını – nıın” sesi artık benim iç seslerimden biri. Bir şeye karşı içimden tepki verirken kullandığım bir şey. Biraz da Netflix açılırken çıkan sese benziyor; kulaklarınızda canlanır belki.
Başlığı The New York Times’da görmüştüm: “Erkeklik Krizi” gerçek. Unutulmuş bir kitap nedenini açıklıyor!
Alt başlık daha da “ıslak”: “Erkekler başkalarıyla ve kendi duygularıyla bağlantı kurmakta neden bu kadar zorlanıyorlar?”
Parul Sehgal’in bu yazısı yayınlandığında 2025’in bitmesine daha bir hafta vardı.
Kitabın yazarı, gazeteci Norah Vincent, “erkek egemenliği savunucuları camiasının manevi annesi” olarak kabul ediliyor.
2006 yılında yayımlanan “Kendi Kendini Yaratan Adam” (Self-Made Man) adlı kitabında, 18 ay süren bir sosyal deneyi anlatıyor.
Bu deney için erkek kılığına girerek sadece erkeklerin bulunduğu mekanlarda dolaştı.
Kendisini “Ned” olarak tanıtarak flört etti, iş başvuruları yaptı, bir manastırda kaldı.
Bir bowling turnuvasına katıldı, batakhanelerde, striptiz kulüplerinde dolaştı.
Yola çıkarken bu deney ile, erkeklerin, kadınların hayal bile edemeyeceği kolaylıklar görerek hayatta ilerleyebileceklerini kanıtlayacağını düşünüyordu.
Ancak kitabında gördüklerinden hayal kırıklığına uğradığını yazacaktı.
Tanıştığı erkekler yalnız ve mutsuzdu.
Kitabını yazarken artık onların acısı onun da acısı olmuştu.
Erkek olarak flört etmeye çalıştığında, kadınlardan gördüğü acımasız tavırlar onu sarsmış ve aşağılamıştı.
Kitaba konu olan deney aslında bir şaka olarak başlamıştı.
Norah’nın “drag king” bir arkadaşı, ona erkek kılığına girip sokaklarda biraz gezinmesini söylemişti. Çok eğleneceklerdi.
Drag King, tahmin edebileceğiniz gibi Drag Queen’in tersi. Birinciler erkek kılığına girmiş kadın, ikinciler kadın kılığına girmiş erkek performans sanatçıları.
Drag Kingler genellikla abartılı maço erkek karakterler olarak performans sergiliyorlar.
Norah, pazen bir gömlek, bir beyzbol şapkası, takma bıyık ve keçi sakal ile kılık değiştirdi.
Mahallede dolaşırlarken kimse ona bakmadı bile.
Oysa aynı sokaklarda bir kadın olarak dolaşırken bakışlarla taciz edildiğini hissediyordu.
“Bana bakmayarak, bilerek dik dik bakmayarak gösterdikleri fark, saygı” diye yazacaktı: “Bakışlarını kaçırmalarında saygıdan daha fazlası, daha incelikli, daha dolaylı bir şey iletiliyordu. Daha çok saygısızlık göstermeme isteği gibiydi.
Kitabı yazarken amacı “erkeklerin daha kolay bir hayat yaşadığını göstermek değil, kadınların haberdar olmadığı ve anlamadığı, samimiyet ve iletişimle dolu gizli bir hayatları olduğunu” göstermekti.
Bu yıl kitabın yayınlanışının 20. Yıl.
Norah Vincent ise dört yıl önce uzun süren tedavi edilemeyen bir hastalığın ardından “tıbbi destekli intihar – ötanazi” yoluyla bu dünyadan ayrıldı.
Aradan bunca yıl geçtikten sonra kitabı yeni keşfedenlere göre Norah, “erkeklerin çektiği acıyı anlayabilen”, çünkü bunu bizzat yaşamış olan nadir kadınlardan biri.
Kitabında anlattığı deneyine başladığında Norah’ya ilginç gelen şey erkekler arasında kurulan küçük yakınlıklar olmuştu.
“El sıkışmak bir heyecan, çok eski ve alışılmış hissettiren bir dostluğa anında dahil olma hissiydi” diye yazıyordu.
Erkekler arasındaki iletişimi “acı verici derecede garip” bulmuştu. “Birleşmeye çalışan çarpışan arabalara benziyorlar” diyordu. Yakınlığa aç gibiydiler ama kişisel hiçbir sorunlarından söz edemiyorlardı.
Deneyde tanıştığı erkeklerden birinden söz ederken şunu yazacaktı: “Yalnızlığını, uzun zamandır bastırılmış yakınlık ihtiyacını, batan bir arabanın camına dayanan avuç içleri gibi dışarı doğru ittiğini hissedebiliyordum. İçinde hala yaşıyordu, umutsuzluğun ve ihmalin ardında bozulmamıştı.
Birçok erkek duygularını isimlendirmekten bile acizdi.
Bir röportajında “erkeklerin gözyaşları ve duygusal ifadeleri küçük yaşlardan itibaren adeta yok ediliyor” demişti; “yetişkin olduklarında, ne hissettiklerini gerçekten ifade edebilecek kelime dağarcığına veya duygusal farkındalığa bile sahip olmuyorlar artık.”
Norah, erkeklerin coşkulu ve aşırı duygusal olduklarını far ettiklerinde geri çekildiklerini fark etmişti.
Deney ilerledikçe kendisinde de benzer değişikliklerin meydana geldiğini fark etmişti.
“Her şeyi kısıtladım: Kahkahamı, kelime seçimimi, jestlerimi, ifadelerimi. Kendiliğindenlik ortadan kalktı, yerini kısalık, ikiyüzlülük ve kontrol aldı. Neredeyse kemikleşme noktasına kadar sertleştim ve kendimi inkâr ettim.”
Erkek kılığında geçirdiği 18 ayda kadınların sahip olduğu duygusal yelpazeyi özlüyordu.
Göz yaşından utanmamak, sevincini, kaygısını açıkça ortaya koyabilmek, erotik sınırları bile zorlayabilecek derecede gösterişçi olmayı özlüyordu.
Erkeklerde ironi, sessizlik ve öfke vardı. İnceleme ve öz denetim yorucu oluyordu. “Erkekliğinizi her zaman birileri değerlendiriyor. İster diğer erkekler ister karşılaştığı kadınlar, hatta çocuklar bile” diye yazmıştı.
Deneyin sonunda gerçek kimliğini açıkladığında manastırdaki keşişlerden tutun da bowling takımına, çıktığı kadınlara kadar herkes aynı şekilde tepki vermiş.
Önce inanmamışlar, kimse onun gerçekte bir kadın olduğundan şüphelenmemişti.
Sadece manastırda tanıştığı birkaç keşiş onun eşcinsel bir erkek olduğunu düşünmüştü, hepsi o kadar!
Gerek cinsiyetini açıklamasının yarattığı ilk şok geçtikten sonra, bu ilişkilerin her biri neredeyse anında daha yakın ve rahat bir hale geldi.
Bowling partneri ona açıldı ve karısının kanserinden bahsetti. Soğuk ve mesafeli olan keşişler ona güvendiler. Herkes hemfikirdi: Erkek Ned’i seviyorlardı, ama kadın Norah’ya ihtiyaçları vardı.
Doğrusunu isterseniz bu tür bir “erkeklik krizini” komik buluyorum.
Erkek olarak dünyaya gelmenin bütün avantajlarını kullandıktan sonraki bu “kırılganlık rolü” bana garip geliyor.
Çocukluğumdan itibaren bu yaşıma gelene kadar farkında olduğum şey kadınların toplumsal hayattaki dezavantajlı konumları.
Burada vedalaşalım, çünkü mesele gazete yazısına sığmayacak kadar derin.
—-
