AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “zaman zaman ‘gençler iş beğenmiyor’ diyorlar. Bu tarz gençlerimize haksızlık eden genellemelerin yapıldığını görüyoruz. Bunun da ötesinde ‘ev genci’ gibi incitici ifadelerle gençlerimizin hedef alındığına şahit oluyoruz. Bu ülkenin aydınlık yüzlerini edilgen bir konuma iten, onların potansiyelini yok sayan hiçbir yaklaşımı bugüne kadar kabul etmedik ve etmeyeceğiz” dedi.
Bu sözleri okuduğumda “işte Türkiye’nin aradığı muhalefet lideri” diye göz yaşlarıma hâkim olamadım.
“Analar ne aslanlar doğuruyor” diye kükreyecektim ki o anda hatırladım, bu sözleri söyleyen kişi muhalefet lideri değil, Türkiye’yi 24 yıldır tek başına yönetiyor!
Üzüldüm tabii.
Cumhurbaşkanı’ndan Türkiye’de ne olup bittiğine ilişkin bilgileri saklıyorlar mı acaba diye merak ettim.
Saklıyor olmalılar ki Cumhurbaşkanı “ev genci” kavramını “incitici” buluyor.
Research İstanbul’un 26 ilde, 18 – 30 yaş arası 2 bin gençle yaptığı Nesil Künyesi 2025 araştırmasına göre; her 10 gençten 7’si aile evinde yaşıyor.
Bu yaş grubunda 17 milyonun biraz üstünde genç var. Demek ki bunların yaklaşık 12 milyonu ailesinin evinde yaşamak zorunda.
Cumhurbaşkanı bunu “incitici” de bulsa, bu gençlere “ev genci” deniliyor; üzgünüm ama sosyolojik gerçek bu.
Aynı araştırmanın sonuçları gösteriyor ki her 10 gençten 6’sı ailesinden düzenli destek almadan yaşayamıyor.
Yani yuvarlak hesapla 10 milyon genç, ailesinden “harçlık” almak durumunda.
Düzenli ücret ya da maaş gelirine sahip gençlerin yüzde 33’ü de ailesinden destek alarak yaşayabiliyor. Aldıkları ücret ya da maaş, geçinmelerine yetmiyor.
10 gençten sadece 2’si birikim yapabiliyor. Yaklaşık 350 bin genç yani.
Birikim yapabilenlerin büyük çoğunluğu, aileden miras kalan varlıklar (ev, araba, kira yükünün olmaması) sayesinde bunu başarabiliyor.
Gerisinin üç kuruş para biriktirip bir otomobil, bir ev almak gibi hayal kurmalarına bile imkân yok.
OECD’nin araştırmasına göre Türkiye, üniversiteden yeni mezunların toplam istihdamında 33 ülke içinde yüzde 63,5 ile en düşük orana sahip.
“İncitici” olan şey bu gerçeğe verilen isim değil, gerçeğin kendisi.
Bu gerçeği düzeltmek de Cumhuriyet tarihinin dörtte birinde iktidar yetkisini tek başına elinde tutan kişinin sorumluluğunda değilse, kimdedir?
Kavramları incitici bulabilirler elbette ama incitici olanı düzeltmek kimin işidir?
———————————
Savcılarımız Hazine’nin bu zararına ne diyecek acaba?
Erdoğan Yönetimi’nin Orta Vadeli Programına (OVP) göre 2026’da enflasyon yüzde 16 olacak.
Bugüne kadar bu tür tahminlerin tuttuğunu ben hiç hatırlamıyorum.
Mesela 2024’te yayınlanan OVP’de enflasyon hedefi 2026 yılı için yüzde 9,7 olarak tahmin edilmişti.
Yüzde 17,5 olarak belirlenen 2025 enflasyon tahmini, önce yüzde 28,5 olarak revize edildi, gerçekleşen enflasyon ise yüzde 30,89 oldu.
Bu tabii TÜİK’in rakamı; benim şahsen hissettiğim enflasyon bunun çok üzerinde ama o bahsi geride bırakalı çok oldu.
Orta Vadeli Programları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı hazırlıyor, Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konuluyor.
Yani bu programda ne yazıldığını en iyi bilecek kurumlardan birisi Hazine.
Geçtiğimiz 5 Ocak günü Hazine, iki tahvil ihalesi düzenledi, 77 milyar 824 milyon 700 bin lira borç aldı.
Bu borç için yüzde 36,64 faiz ödeyecek.
Ortaya garip bir tablo çıkıyor: Enflasyon Orta Vadeli Program’da vaat edildiği gibi yüzde 16 olacak ise yüzde 36,64 faizle borç almak demek Hazine’yi zarara uğratmak demek.
Eğer enflasyon gerçekten yüzde 16 olacak ise bu zarara neden yol açıldığını savcılık merak etmiş olmalı.
Biliyorsunuz savcılarımız CHP’li belediyelerin bundan çok daha küçük zararları için bile dava açıyorlar, kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar.
İkinci olasılık ise Hazine’nin kendisinin de yüzde 16’lık enflasyon hedefinin tutturulamayacağından emin olması olabilir.
O zaman da şunu sormak gerek: Tutturamayacağından emin olduğu hedefi getirip Orta Vadeli Programa neden yazıyorlar?
Hadi onlar yazdılar diyelim, Cumhurbaşkanı bu yazılanları okumadan mı yayınlıyor, anlayamadım.
Okusa bizzat şahsı iktisatçı olduğu için bu yanlışları görüp “hop” demesi gerekirdi çünkü.
İktisat tarihine geçmiş teorisi bile var, “faiz sebep, enflasyon sonuç” diye!
Yoksa her birlikte toplaşıp bizlerle eğleniyorlar mı?
“Şunları önce bir ümitlendirelim, sonra hedefi revize ederiz” mi diyorlar?
Orta Vadeli Program’ın yayınlanmasındaki amaç “hem kamu kesimi hem de özel kesim için politika öngörülebilirliğini artıran temel bir belge” ortaya koymak.
Bunu da ben demiyorum Strateji ve Bütçe Başkanlığı söylüyor.
Gerçekleştireceklerine kendilerinin bile inanmadığı hedefleri OVP’ye koymaktaki amaçları yoksa özel kesimi şaşırtıp, yanlış yatırımlar yaptırmaya mı yöneltmek?
İçinden çıkamadığım bir bilmece oldu bu.
——————————-
