Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Konuşurken iyi ama “eylem” de gerekir!

Konuşurken iyi ama “eylem” de gerekir!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28'inci Taraflar Konferansı (COP28) kapsamında Expo City Dubai'de düzenlenen Dünya İklim Eylemi Zirvesi'ne katılarak burada bir konuşma yaptı. ( Murat Kula - Anadolu Ajansı )

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dubai’de Dünya İklim Eylemi Zirvesi’ne katıldı.

Kendisinin “eylem” kavramıyla başının hoş olmadığını, “eylemcilerden” de hoşlanmadığını biliyoruz.

Onun için böyle ismi olan bir toplantıya katılınca acaba kendisini nasıl hissetti?

Oraya kadar gitmişken Zirve’de bir konuşma da yaptı.

Bu toplantı adı üzerinde iklim değişikliğine yol açan faaliyetlerin engellenmesi, bu amaçla kullanılacak finansal kaynakların yaratılması gibi bir amaçla yapıldı.

Cumhurbaşkanı’nın böyle bir toplantıda sözü döndürüp dolaştırıp Gazze’deki insanlık dramına getirmesinin ne anlamı vardı, bunu da merak ettim.

Konuşmasının bu bölümünün Türkiye’nin iklim güvenliği ile ilgili faaliyetlerine uluslararası finansman desteği sağlamak için bir yararının olmadığını da söyleyebilirim çünkü o zeminde bu sözlerin bir muhatabı yoktu.

Cumhurbaşkanı, “2053 yılı itibarıyla net sıfır emisyon hedefini gerçekleştirmeyi öngörüyoruz. 2030 senesine kadar emisyon azaltma hedefimizi iki katına çıkardık” dedi.

Türkiye için anlamlı rakamlar verdi.

Toplam kurlu güç içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının yüzde 55’e yükseldiğini, bu oranla Avrupa’da beşinci olduğumuzu açıkladı.

Jeotermal kurulu gücünde Avrupa’da birinci, dünyada 4. olduğumuzu vurguladı.

“2053’te yenilenebilir enerjinin payını yüzde 69’a çıkarmayı planlıyoruz” dedi.

Bunlar elbette sevindirici rakamlar, Dünya’yı kurtarmaya belki yetmez ama en azından kendi ülkemizin doğasını daha az bozacağız demektir.

Bu sözlerini okuyunca aklıma termik santralde yakmak için düşük kalorili kömür çıkarma amacıyla yerle bir edilecek Akbelen Ormanı geldi.

Limak ve İçtaş Holding’in ortak iştiraki olan YK Enerji, İkizköy yakınında bulunan linyit madenini genişletmek amacıyla 24 Temmuz gününden beri Akbelen Ormanı’nda ağaç kesiyor.

Geçtiğimiz yaz boyunca devletin jandarmasıyla ormanlarını korumak isteyen köylülerin üzerine nasıl gittiğini, ağaç katliamının devlet koruması altında nasıl sürdürüldüğünü izledik.

Cumhurbaşkanı, Dubai’deki konuşmasını “dostlar zirvede görsün” diye yapmadıysa, bu konuya artık müdahale etmeli ve “dur” demeli.

2022 yılında bu santralin ürettiği elektrik, Türkiye’nin toplam tüketiminin yüzde 1’ini bile karşılamıyordu. (Binde 94)

O santralin bölgeye verdiği zarar, üreteceği elektrikten sağlanacak faydadan daha fazla.

Ve o zarar sadece büyük bir ormanlık alanın yok edilmesinden ibaret değil.

Yer altından kömürü çıkarmak için önce orman kesiliyor.

Sonra çıkan kömürü yıkayıp, kömür tozuyla kirlenmiş suyu doğaya atıyorsunuz. Bir zarar daha.

Yetmiyor, kömürü yakarak elektrik üretiyorsunuz. Kömürü yakarken dumanını da göğe savuruyorsunuz. Kibarca söyleyecek olursam “karbon emisyonunuz artıyor”!

Kömür, tabiatın milyonlarca yılda toprağın altında karbon biriktirmesiyle oluşuyor.

Bu kömürü elektrik üretmek için yaktığınızda, doğanın kontrolü altında zararsızca toprağın altında yatan karbonu, havaya salıyorsunuz. Alın bir zarar daha.

Ormanı kestiğiniz için, ağaçlar saldığınız o karbonu yakalayıp, fotosentez yapamıyor. Atmosfere karışan karbon bitkilere, insanlara, hayvanlara zarar veriyor.

Termik santraller civarında artan kanser vakalarının, düşen tarımsal üretimin neden olduğu zararı hesaplıyor musunuz?

Ve bütün bu eylemlerinizin toplamı, küresel ısınmayı hızlandırıp, iklim değişikliklerine yol açıyor.

İklim zirvesine katılıp konuşmak kolay elbette ama tarihe geçecek başarılar laflarla değil, o konuşmalarda vaat edilen şeylerin gerçekleştirilmesiyle mümkün olabilir.

Erdoğan’ın Akbelen’de orman katleden bu iki şirkete özel bir muhabbet beslediğini biliyoruz.

Dünyada en fazla kamu ihalesi alan 10 şirketten biri Limak. İçtaş’ın durumu da fena sayılmaz. Bunlar deyim yerindeyse “en ziyade ihaleye mazhar müteahhitlik şirketleri!”

Onun için bunların zarar etmelerini istemeyecektir.

Bu santralin kapısına kilit vurmanın bu şirketlere vereceği zararı telafi edecek birtakım ihaleleri kolayca ayarlayabilir.

Bakın yine Erdoğan’ın en çok sevdiği noktaya geldik: Win – Win – Win yani!

Santrali kapatın, danya ve ülke kazansın. Şirketlere zararlarını karşılayacak yeni ihaleler verin kazanmaya devam etsinler! Onlar da aptal değil ya, her ihalede mutlaka kazanması gerekenler de kazansın!

———————————

Tüketiciye de “narenciye alım desteği” verilsin

Narenciye üreticilerini temsil eden dernekler ve bazı Ziraat Odaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini duyuran bir ilan verdiler.

İlanda yazdığına göre “zincirin her bir halkasına can vereceğine yürekten inandığımız” Cumhurbaşkanımız, “milyonlarca kişiye istihdam sağlayan narenciye sektörüne değerli katkı ve destekler” vermiş.

ŞAHSEN “bir küçük narenciye üreticisi” olarak sektöre verdiği bu katkı ve desteklerin ne olduğunu bilmiyorum. Demek ki “katkı ve destekler” bana kadar ulaşacak tipte değil!

Bunun için ağlayacak değilim elbette.

Bu yıl Türkiye’de olduğu gibi dünyada da narenciye üretimi beklenenin üstünde gerçekleşti.

Üretim artmış, fiyatlar düşüyor ve büyük narenciye üreticileri bu nedenle zorda.

Küçükler zaten hep zorda, onları bu işe hiç karıştırmayalım.

Geçenlerde toplanmışlar, “fazla üretim” sorununun ihracat yoluyla çözülebileceğine karar vermişler ve bu nedenle ihracatta ton başına 2250 lira destek istiyorlar.

Umarım bu destek verilir ve üreticinin sorunu çözülür. Unutmayalım ki üretici zarar ederse bir süre sonra ağaçları keser, bir kuru limon dilimine muhtaç hale geliriz.

Benim bir önerim daha var ki o da iç tüketimi arttırmak.

İhracatta ton başına verilecek destek benzeri bir destek, portakala, mandalinaya, limona hasret kalan vatandaşlarımız için de verilsin.

Dün baktım, zincir mağazalarda portakalın kilosu 25 lira ile 28 lira arasında. Limonun kilosu 18 lira. Mandalina 17 lira ile 30 lira arasında satılıyor. Organik mandalina 40 lira. Greyfurt 27 lira. Pomelonun (ağaç kavunu) adedi 100 lira. Kumkuatın kilosu 60 lira. 150 gramlık paketini 89.90’a satan bile var.

Çiftçinin bu fiyatları rüyasında bile göremeyeceği bir gerçek, tüketici de bu fiyatlarla meyveyi zaten ancak rüyasında görebiliyor.

Üretim arttığı için bütün ülkelerde fiyatlar düşerken, Türkiye’de üretim arttığı halde tüketici fiyatları da artıyor. Buna artık “Türkiye paradoksu” mu desek, bilemedim.

“Zincirin her bir halkasına can vereceğine yürekten inandığımız” Cumhurbaşkanımız, tüketicinin de bu zincirin bir halkası olduğunu hatırlar mı acaba?

—————————–