Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Onaylı yumruk, onaysız yumruk

Onaylı yumruk, onaysız yumruk

AKP’li bazı milletvekilleri, Saadet Partili Hasan Bitmez, TBMM kürsüsünde kalp krizi geçirip yere düşünce şöyle bağırdılar:

“Allah’ın gazabı böyle olur işte! Allah’ın gazabı böyle!”

AKP Grup Başkanı Vekili Özlem Zengin, bu tabloyu eleştirenlere “şu an siyaset zamanı değil” diye yanıt verdi.

Zengin’e göre “bazı arkadaşlar arkada oldukları için ne olup bittiğini fark etmemiş olabilirler”miş!

Özlem Hanım’ın yaşanan olaya gerçekten üzüldüğüne ve bazı AKP milletvekillerinin vicdansızca gösterdikleri bu kaba tepkiyi onaylamadığına kuşkum yok.

Ama bunu açıkça gösteremiyor.

“Evet çok ayıp oldu, bizim partimize yakışmayan bir tepkiydi, hepimiz üzüldük, siyasette böyle şeylere yer yok, o arkadaşlarımız da çok pişman oldu” filan diyemiyor.

Çünkü “vekili olduğu şahsın” bu konuda nasıl davranabileceğini kestiremiyor.

Partinin genel başkanı, biliyorsunuz “geri adım atılmasından” hazzetmediğini benzeri birçok olayda ortaya koymuştu.

Zengin onun için “fark etmemiş olabilirler” diye geçiştirmeye çalışıyor.

Oysa fark edilmeyecek bir şey yok ve zaten gösterdikleri tepki de Hasan Bitmez’in yere düştüğünü net bir şekilde gördüklerini ve anladıklarını ortaya koyuyor.

Türkiye, AKP iktidarında Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı” isimli eserinde tanımladığı sosyal psikolojinin çağdaş laboratuvarına dönüşmüş durumda.

Arendt, bu kitabında İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan büyük insanlık dramının altında “muhakeme yeteneğini ve vicdanını kaybetmiş küçük adamın” oynadığı rolü tanımlıyordu.

Kürsüdeki konuşmasını bitirirken kendini kaybedip yere düştüğünü gördükleri bir insan için “Allah’ın gazabı böyle olur işte” diye bağıran o milletvekilleri büyük olasılıkla aileleri tarafından çok sevilen insanlardır. Muhtemelen komşularıyla filan da araları gayet iyidir. Büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi dolu insanlar da olabilirler. Sokakta yere düşen birisini görseler yardım etmek için koşturabilirler de.

Ama iş bir siyasi rakibin o an için canlarını çok sıkan sözlerini dinlemeye gelince kendilerinden geçebiliyorlar.

İçlerinden adeta bir canavar çıkıyor; yere düşen muhalifin neden düştüğü ile ilgili kesin fikirleri de böyle oluşuyor: Allah belasını verdi işte!

Tam olarak Arendt’in tanımladığı gibi bir durum bu: Kötülük sıradanlaşıyor!

Hakem Halil Umut Meler’e yumruk atan eski milletvekilini ihraç eden partinin samimiyeti de işte bu yüzden sorgulanıyor.

TBMM Genel Kurul salonunda, bir milletvekiline yumruk atan Alpay Özalan, hala o partinin milletvekili sıralarında oturuyor çünkü.

AKP Bursa Milletvekili Zafer Işık da İYİP’li Hüseyin Örs’e yumruk atıp, kalp krizi geçirmesine yol açmıştı. Onun da partiden atıldığını duymadık.

Demek ki bu parti için yumruktan yumruğa fark var.

Bazı yumruklar onaylı, bazıları onaysız!

————————

Recep Tayyip Erdoğan Partisi

Dün okuduğum bir kulis haberine göre AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “AKP için bir ilk” sayılabilecek bir karar almış.

Buna göre Ankara, Adana ve İstanbul’da AKP adayının kim olacağı parti üyelerine sorulacakmış.

Yanıtlar kapalı zarf ile alınacak, incelendikten sonra da adaylar açıklanacakmış.

Bu yöntemin şu anda AKP tarafından yönetilmeyen büyük belediyeler için uygulanacağı da haberin ayrıntıları arasında.

“Kapalı oy, kapalı sayım” diye tanımlanabilecek bir yöntem bu.

Ve doğal olarak demokratik bir yöntem de sayılmaz, kapalı sayımı kim yapıyorsa, oylamanın sonucunu belirlemek de onun yetkisinde olur çünkü.

Bu kuşkusuz ki parti üyelerinin tümünün katılacağı ve hâkim gözetiminde yapılacak bir “ön seçim” değil.

“Temayül yoklaması” diye tanımlanabilir ve söz konusu kulis haberinin aktardığının tersine AKP için yeni bir yöntem de sayılmaz.

Bu parti üyelerine “size de sorduk, siz de şimdi seçim için üzerinize düşeni yapın” demekten ibaret.

Ve söz konusu olan AKP olduğu için de Erdoğan’ın isteği hilafına bir sonuç verebilmesi de mümkün değil.

Hatırlar mısınız bilmiyorum ama Davutoğlu’nun istifasının ardından yapılan kongrede Bekir Bozdağ bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:

“AK Parti, Tayyip’in partisidir ve var oldukça da Tayyip’in partisi olacaktır.”

Bu sözleri o vakitler “yağcılık” gibi değerlendirenler de olmuştu ama benim görüşüm bunun yağcılık değil, bir durum tespitinin açık ve net bir şekilde ifade edilmesiydi.

Çünkü bu parti, ilk kuruluş yıllarını geride bıraktıktan sonra adım adım bir Recep Tayyip Erdoğan Partisi’ne dönüştü ve bugün geldiğimiz noktada da bu iki ismi birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.

Erdoğan var ise AKP var, Erdoğan yoksa artık o başka bir parti!

Erdoğan’ın tek adam rejiminin ihtiyaç duyduğu bir aygıt görevi görüyor.

Allah ömür versin, Erdoğan yaşadığı sürece de bu iş böyle olacak, o ne diyorsa o olacak, sözünün üzerine söz söylenmeyecek.

Onun için Erdoğan Partisi’nin kaçınılmaz akıbeti de “Demirel’in partisi, Özal’ın partisi, Ecevit’in partisi” diye nitelenen partilerden farklı olmayacak.

————————–