t24.com.tr

Uyuşturucu operasyonunun perde arkasında ne var?

Son günlerde nereye gitsem aynı soruyla karşılaşıyorum: Uyuşturucu kullandığı ileri sürülen kişilere karşı yapılan operasyonların amacı ne?

Hukukun normal işlediği, siyasetin bir aracı haline getirilmediği normal bir ülkede yaşıyor olsaydık kimsenin aklına böyle bir soru gelmezdi.

Uyuşturucu ile mücadelede yeni bir aşamaya geçildi her halde diye düşünürdük.

Şimdi akıllara böyle bir soru geliyor çünkü hiçbir şey olmadıysa bile bir şeylerin olduğu bir ülke haline getirildik.

Biliyoruz ki toplumda gürültü koparacak operasyonların yapılabilmesi en yukarısının buna yol vermesiyle mümkün.

Nitekim iktidara yakın olan ya da yakınmış imajı vermeye çalışanların sosyal medya mesajlarına bakarsanız bunun izlerini kolayca görebiliyorsunuz.

Falanca kişi için yukarıdan izin alınmış, yukarısı işaret etmiş vs.

Onun için de sıradan insanlar, her gün gözaltına alınan, uyuşturucu test sonucu açıklanan, kullandığı ilaca kadar teşhir edilen, çoğu kamuoyunun yakından tanıdığı isimlere bakıp merak ediyorlar: Ne oluyor?

Benim bu konuda söyleyebileceğim bazı şeyler var.

Bir bölümü bu meslekte geçirdiğim yıllarda öğrendiğim şeyler.

Bir bölümü ise Türkiye’de son 30 – 35 yılda cereyan eden olayları çok yakından takip etmiş bir gazetecinin varsayımları, hissettikleri!

Bildiğim şeylerden biri şu ki böyle gürültülü operasyonlar yapılıyorsa bunun nedenlerinden biri “dostlar operasyonda görsün” gerekçesidir.

Geçmişte toplumun hafızasına kazınmış eski polis müdürlerinin, ünlü savcıların kullandığı bir taktikti.

Gürültülü operasyonlarla sokak nispeten temizlenir, vatandaşın güveni kazanılır, bir üst makama terfi için siyaset nezdinde kredi elde edilirdi.

Görebildiğim kadarıyla bu son operasyonlar bu tür bir gösteri sayılmaz.

Gösteri yapılmak isteniyorsa da amaç bu değil.

“Gösteri” diye değerlendirilebilmemize yol açacak durumlar yaşanıyor aslında:

Çünkü kişilerin lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi ve bütün bunların hepsini sağlayarak soruşturmayı sağlıklı bir zeminde yürütebilmek için gerekli “soruşturmanın gizliliği” kuralı bizzat operasyonu yürütenler tarafından çiğneniyor.

Kişilerin gizli kalması gereken sağlık bilgilerinin ve kimseyi ilgilendirmeyecek özel hayatlarının bile ortalık yere saçıldığı bir operasyon bu.

“Lezzetli” bir konu: Seks, güç, para, güzel kadınlar, yakışıklı erkekler; heyecan uyandıracak ne ararsan var içinde.

“Gösterilmek” istenen şey; “uyuşturucu kullanırsanız başınız belaya girer” olabilir mi?

Pek öyle görünmüyor.

Tam tersine operasyonun hedefindeki kişilerin sosyal durumlarına ve yaşam standartlarına bakanların bir bölümü buna özenebilirler bile.

Bu kişilerin çok büyük bölümünün ya çok az cezayla ya da cezasız olarak bu belayı defedeceklerini de göreceğiz çünkü.

O vakit sadece işin bu “reklam” kısmı akıllarda kalacak.

Ve sinekleri tek tek yakalayıp, üzerlerine ilaç sıkmak, bataklığın yeni sinekler üretmesini önlemiyor, bu da ayrı bir konu.

Son yıllarda çok moda olan uyuşturucu kaçakçılarını ve onlarla mücadele eden kahramanları konu eden dizilerde de gördüğümüz gibi esasen mücadele “sineklerle” değil, doğrudan “bataklıkla” yapılmalı.

Bataklığın büyük patronlarıyla!

Öyle birilerinin ele geçirildiğini duymadık; kim bilir belki de soruşturmanın gizliliği ilkesi onlarla ilgilidir!

Türkiye’ye giren uyuşturucu miktarında artış olduğunu biliyoruz zaten.

Yakalanan uyuşturucu miktarında da buna paralel bir artış var elbette.

Ancak bildiğimiz bir başka gerçek de şu ki yakalanan uyuşturucu her zaman buz dağının görünen kısmı olabiliyor.

Hatta bazen bizzat kendileri kendi uyuşturucularını ihbar ediyorlar ki daha büyük partileri rahatça geçirebilsinler.

Bildiğimiz kadarıyla Güney Amerika kaynaklı uyuşturucunun bir bölümü transit limanı olarak Mersin’i kullanıyor.

Mersin’de yakalanan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin miktarı insanı korkutacak kadar yüksek. Bir de yakalanmayanları düşünün.

Asıl gürültülü operasyonlar bunların üzerine giderek yapılabilirdi ama tabii onları sabah evlerinden toplayıp, test için adli tabibe götürmek kolay değil.

Onun için bu yaşadığımız operasyonların görünmeyen amacı yukarıda sözünü ettiğim türden bir gösteri yapmak olmamalı.

Bundan sonrası bu meslekte 50 yılını geçirmiş, son 30 yılında da gazete kurmuş, yönetmiş bir gazeteci olarak baştan söyleyeyim ki somut bir bilgiye dayanmıyor, halkı yanıltıcı bilgi yaymak istemem.

“Emektar bir Türkiye gözlemcisinin tahminleri” diyebilirsiniz!

Özellikle Ekrem İmamoğlu’na yönelik olarak sürdürülen “Erdoğan’ın karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkmasın” kampanyası, yargıya olan güveni yerlere düşürdü.

Bir zamanlar halkın en güvenilir kurumlarından biri olan yüksek yargı bile artık o güveni veremiyor.

Bu yakınlarda hedefte Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da var. Amaç yine aynı: Olası bir seçimde Erdoğan’ın karşısında kuvvetli aday olmasın!

Yargı eliyle böyle siyasi bir program yürütülürken halkın yargıya güvenini yükseltecek bir şeyler yapmak gerekir.

Şöhretli kişilere yönelik uyuşturucu operasyonlarını böyle görüyorum.

Böyle olmasa savcılarımız hazırlık soruşturmasının gizliliği ve lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi üzerine titizlenirler; operasyonun böyle teşhir edilmesine izin vermezlerdi.

Oysa şimdi Erdoğan’ın damadının biraderinin yönettiği medya grubu, gazeteyi sanki İstanbul Adliyesi’nin bodrumunda basıyor gibi!

Sabah ağız sulandırıcı haberler yayınlanıyor, akşam da ekranlarda tartış babam tartış!

Sosyal medya böyle bol dedikodulu haberlere ilgisiz kalamaz zaten, o da veriyor gazı.

Olan bitenleri akşam yemeğinden sonra çay içip, çekirdek çitleyerek televizyondan izleyen halkımızın bu olanlara bakıp “helal olsun Türk adaletine, meşhur, zengin dinlemiyor, yakalarına yapışıyor” diye düşünmesi isteniyor.

Böylece siyasi amaçlı yargı operasyonlarına güvenin de artırılacağı hesaplanıyor.

Düşünmek suç değil ya, böyle düşünüyorum ben de!

—————————-