Adalet Bakanlığı’ndaki görev değişiminin ardından yapılan yorumları dikkatle okudum.
Yorumcuların çoğunluğu eski savcı, yeni Bakan Akın Gürlek’in tayininin, “sertleşmeye işaret edeceğini” söylüyorlar.
Reis eski Bakan’dan ne istedi de Tunç yapamadı, ya da Reis, Tunç’tan ne isteyecekti de o ayak sürüyecekti gibi soruların yanıtlarını bilmiyoruz elbette.
Ama şunu biliyoruz ki Reis isteyecek de Tunç yapmayacak, yapamayacak, böyle bir şey mümkün değildir.
Bu daha çok Gürlek ile Tunç arasındaki kişisel çekişmeden kaynaklanıyor gibi geldi bana.
Uzun süredir ikilinin arasının açık olduğu ile ilgili dedikodular duyuyorum. Gürlek’in de bakan olmak için can attığı hep söyleniyordu zaten.
Belli ki Erdoğan üzerinde etkili olabilecek bir çevresi var Gürlek’in. Tunç’un ayağı kaydırıldı ve Gürlek bakan oldu. Çok derin tahlillere gerek yok bence.
Öte yandan dün yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla HSK üyeleriyle ilk toplantısını yaptı.
“Liyakat, ehliyet ve mesleki yeterliliği esas alan şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.
Bu sözlerini okuyunca gülsem mi Adalet sisteminin ruhuna bir Fatiha mı okusam, karar veremedim.
Liyakat, ehliyet, mesleki yeterlilik gibi kavramlar Reis’in rejimini bozar zaten, onları geçiyorum.
Günün birinde beni de bakan filan yaparsa ben de söylerim.
Takıldığım kısmı “şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” sözleri.
Bu “anlayışın” nasıl bir şey olduğunu biliyoruz.
Beğenilmeyen kararları veren hâkimleri kararname dönemlerini bile beklemeden tayin et, yargılama sırasında mahkeme heyetlerinde değişiklikler yap, hâkimler savcıların astı gibi davransınlar, kendilerine verilen tutuklama emirlerini tartışmadan kabul etsinler, savcılar sanıkların lehine olan deliller ile ilgilenmesinler, hâkimler de bunu soruşturmasınlar vs.
Bunlar Adalet sistemimizin artık olmazsa olmaz prensipler bütünü olduğu için de Bakan “öngörülebilir” diyor.
Bunun evrensel hukuk ile hukuk devleti uygulamaları ile bir ilgisi yok belki ama kabul edelim ki “öngörülebilir” bir tablo.
Yeni Bakan Gürlek, HSK’nın “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının teminatı olan önemli kurumlardan biri” olduğunu da söylemiş ki işte bunu okurken ister istemez kahkaha attım.
Üyelerinin ezici çoğunluğu iktidar tarafından belirlenmiş, başkanı ve yardımcısı bizzat iktidarın tayiniyle göreve gelen bir kurumdan söz ediyoruz!
Kısaca Venedik Komisyonu olarak bilinen “Hukuk Yoluyla Demokrasi için Avrupa Komisyonu”, Türkiye’nin de 13 Nisan 1950’den beri üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı.
Üye ülkelerin “hukuki yeterliliklerini” de inceliyor, raporlar yazıyor.
Venedik Komisyonu, Türkiye’nin HSK’sı için çok rapor yayınladı. Sonuncusu 9 Aralık 2024 tarihini taşıyor.
Özetini söyleyeyim: HSK, bağımsız değil, siyasete bağlı bir kurum. Böyle bir kurumla yargı bağımsızlığı tesis edilemez.
Bu raporun Türkçe kopyasına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
https://ayhed.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/Venedik-komisyonu-rapor-kopya_20241220_081103_0000.pdf
Sonuç olarak şunu söylemeliyim:
Akın Bey’i yeni görevinden dolayı kutlarım. Ama bu kutlama lafın gelişi. Gerçek bir kutlama için Akın Bey’in, adalet sistemimizdeki bu arızayı düzeltmesini bekleyeceğim.
Bugün İstanbul Adliyesi’nde sürmekte olan siyasi amaçlı oldukları konusunda kamuoyunda geniş bir mutabakat olan davaları açan kişi olarak Gürlek, o davalara bakacak hâkimlerin amiri oldu.
Beğenmediği kararı veren hâkimleri eski Bakan’ın yönettiği HSK’nın yaptığı gibi sürebilir, başka mahkemeye tayin edebilir. Mahkeme heyetlerini değiştirme yetkisi de onda.
Bu “arıza” düzeltilmeden, “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı” içi boş laflardan başka bir şey değildir.
——————————-
Neyin “mehâbeti” bu?
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni bakanların yemin töreninde çıkan yumruklu kavgaya ilişkin yaptığı açıklamada, “bu metazori, bu zorlama TBMM’nin mehabetine yakışmamıştır, Anayasa’ya aykırı bir teşebbüs olarak kayıtlara düşmüştür” dedi.
Kusura bakmasın ama kendisine katılamayacağım.
Muhalefetin protestoları evet anlamsızdı, yemin törenini geciktirmenin bir anlamı yoktu.
Ama muhalif milletvekillerini yumruklayan, yere düşeni tekmeleyen tiplere bakınca “TBMM’nin mehâbeti” meselesi biraz sallanıyor gibi.
Başkan Kurtulmuş, “Anayasa’ya aykırı teşebbüsü kayda aldığını” da söylüyor.
Bu TBMM’nin serbest seçimler sonucunda seçilmiş bir üyesi halen hapiste.
Anayasa’ya göre “herkesi bağlayan Anayasa Mahkemesi kararı”, bir yerel mahkeme tarafından yırtılıp, çöpe atıldı ve Kurtulmuş’un başkanı olduğu Meclis, bunun için kılını bile kıpırdatmadı.
Onu da not etmiş miydi acaba diye merak ettim ama dert etmesin, ben not ettim, ara ara hatırlatırım.
Bir de sözlük notu: Mehâbet, dilimize Arapçadan geçmiş bir kelime. “Korku hissiyle karışık saygı” gibi bir anlamı var. “Ululuk, yücelik, saygınlık” anlamında da kullanılıyor.
——————————————-
