Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bırakın aranızdan biraz rüzgar geçsin!

Bırakın aranızdan biraz rüzgar geçsin!

Instagramda bir reklam dönüp duruyor: Sevgilinin durumunu anlık takip etmek ister misin?

Bir aplikasyon reklamı bu. Bu aplikasyonu indirdikten sonra sevgilinin telefonunu yazıyorsun, harita üzerinden canlı olarak nerede olduğunu takip edebiliyorsun.

Önce insan kendine soruyor haliyle: İster miyim? Niye böyle bir şeyi isteyeyim? Sapık mıyım?

Eski eşini takip eden bir sapığın işi nerelere vardırabileceğini gördük geçenlerde ama insan “sevgilim” dediği birisini takip etme ihtiyacını neden duyar?

Bunu yapmayı gururuna nasıl yedirebilir?

Kendisine nerede olduğunu sorduğumda zaten gerçeği söylemez mi? Söylediğine inanmıyorsam niye vaktimi onunla harcıyorum?

Bunun gibi başka casusluk programları da var.

Hatta bir adım ileri gidip sevgilisinin telefonuna böyle programlar yükleyip, mesajlarını, maillerini okuyanlar bile var!

***

Kıskançlık, insanlık tarihi kadar eski ve normal bir duygudur.

Onun için bir insanın sevip, beğendiği ve birlikte olduğu birisini kıskanmasında çok tuhaflık yok.

Tabii aşırı olan her şeyin anormal bir duruma dönüşeceğini aklımızdan da çıkarmayalım.

Anneannem böyle derdi, nur içinde yatsın: Her şeyin azı karar, çoğu zarar!

Bir aşk ilişkisinde, kıskançlık bir tek anlama gelir:

Sevdiğin, aşık olduğun insanın, seni değil de bir başkasını tercih etmesinden duyulan endişe!

Kıskançlık yoksa, aşk da yoktur. Bu düşünce, Fransız filozof Littre tarafından dile getirileli yaklaşık 120 yıl kadar oluyor.

Bir insana aşık olduğun zaman, o senin gözünde en değerli varlığa dönüşür.

Çünkü aşk, böyle gelişir.

Aşık olduğumuz insanın en güzel, en zeki, en akıllı, en – en – en olduğunu düşünürüz.

Böylesine “mükemmel” bir varlığın da çekip bir başkasıyla gitmesini kim ister?

Onun için aşık olduğumuz kişiyi bir tür göz hapsine alırız.

Düşünmeyiz ki bizim ölüp, bayıldığımız kişiye belki de dışarıda kimse bayılmıyordur.

Biz onu dünyanın en güzeli, dünyanın en yakışıklısı zannettiğimiz için herkesin de böyle gördüğünü düşünürüz.

Kılık kıyafetine karışırız. Biraz fazla süslense meraklanırız, hayrola?

Eşlerinin, sevgililerinin telefonlarını karıştıranlar bile var.

Bunu yapanlar arasında iyi aile terbiyesi görmüş kadınların ve erkeklerin de olduğunu biliyoruz.

Küçükken başkasının mektuplarını açmanın ayıp olduğunu öğrenerek büyümüş ama eşinin, sevgilisinin cep telefonundaki mesajları, posta kutusundaki e postaları okumak için delice bir istek duyuyor!

İşte buna neden olan şey kıskançlıktır ve eşin – sevgilinin bir başkasını tercih edeceğinden korkmakla ilgilidir.

Yani diyeceğim o ki eğer birisini kıskanmıyorsanız iki olasılık var: Ya o kişiye aşık değilsiniz, “bana ne, ne yaparsa yapsın” diye düşünüyorsunuz ya da “normal” değilsiniz.

Tabii, “eşeğin gözüne su kaçırmadan”!

Kıskançlık duygusunun varlığı dozundaysa bir ilişkiyi canlı ve heyecanlı tutar ama doz aşımı da o ilişkinin giderek tükenişe yönelmesine neden olur.

Anlamsız ve temelsiz suçlamalara dönüşen kıskançlık gösterilerinden varılabilecek tek yer aile mahkemesi olabilir.

***

Ancaaak! Bir de vazopresin adını taşıyan bir hormon var. Bu hormonun yüksek olması, tek eşliliği besliyor.

Vazopresin, beynimizdeki “accumbens çekirdeği” olarak bilinen bölgedeki reseptörlere bağlanıyor ve hissedilen hazzın, belli bir dişiyle ilişkilendirilmesine yol açıyor.

Bu tek eşliliği sağlayan, bir süreç.

2008 yılında, İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde, uzun süreli heteroseksüel ilişkide bulunan 552 erkek üzerinde yürütülen bir araştırmayla, vazopresin reseptörünü kodlayan bir gen incelendi.

Bulgular RS3 – 334 isimli genin bir bölgesinin değişken sayılarla ortaya çıkabildiğini gösterdi.

Bazı erkeklerde genin bu bölgesi hiç yoktu. Bazılarında tek ya da çift kopya halinde ortaya çıkabiliyordu. Kopya sayısı arttıkça vazopresinin beyin üzerindeki etkileri o derecede azalıyordu.

Tahmin edebileceğiniz gibi “gözü dışarıda” hemcinslerimizin bir sorunu da bu.

Genlerinde belli bir bölge çok sayıda kopya taşıyor diye onları suçlamayacağız tabii ama tek eşlilik konusu sadece genlerle değil, toplumsal hayatımız, gelenek göreneklerimizle de ilgili ve aynı zamanda “öğrenilebilir” bir duruma da karşılık geliyor!

Acaba sevgilisinin nerede olduğunu aplikasyonlarla takip eden, mesajlarını, e postalarını karıştıranlar, böyle bir gen testi için sevgililerinin vücut salgılarını gizlice toplamaya başlarlar mı?

Acaba böyle bir araştırma kliniğine yatırım yapmanın da zamanı geldi mi?

Bu tür takip işleri için üretilen bunca aplikasyona ve casus programa bakınca bana zamanı geldi gibi geliyor.

Keşke, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyacağıma, hekim olup genetik ihtisası yapsaymışım!

***

Kıskançlık krizleri içinde sevgilisini takip edip, ona nefes aldırmayanlara Halil Cibran’dan bir öğüt aktaracağım. (Aytunç Altındal çevirisiyle.):

“Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız. Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız. Tanrı’nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız. Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz da boşluklar olsun. Ve Tanrısal alemin rüzgârları esip, dolanabilsin aranızda. Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın. Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun sevgi. Birbirinizin kadehini onunla doldurun, ama aynı kadehe eğilip içmeyin. Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın. Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer “yalnız” olduğunu unutmayın. Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın. Çünkü ancak “hayat”ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan. Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın; Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır. Çünkü bir servi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.”

———————–