Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ahlak ve vicdan meselesi

İKİ gündür bu “ahlak ve vicdan meselesi” üzerine nutuk dinliyoruz.

Kulaklarımızın zarını patlatmak istercesine, hançeresini yırtacak şekilde bağırıyor.
Oysa zaten önünde mikrofon var, ne dediğini herkes duyuyor. Duymayanlar için bilmem kaç tane televizyon kanalı, şu kadar gazete, bu kadar internet sitesi var. Aynı sözler oralardan da üzerimize adeta boca ediliyor.
Bu kadar çok dinleyince insan ister istemez bunun üzerine düşünmeye de başlıyor.
Alalım “ahlak” konusunu!
Mesela elbise torbaları, ayakkabı kutuları ve çikolata tepsileri içinde işadamlarından avanta kabul etmemek gerekiyor.
Ahlaklı bir insansanız bunu yapmamanız gerektiğini daha ilkokula bile gitmeden öğreniyorsunuz, tabii iyi bir aile terbiyesi aldığınızı varsayarak söylüyorum.
Mesela getirdiği 10 milyon doları beğenmeyip, o parayı getiren işadamını “kucağa oturtmayı” da düşünmemelisiniz.
Milletin anası ile ilgili cinsel içerikli konuşmaları zaten hiç yapmamalısınız.
Saatti, umreydi derken “beleş” diye üzerine konmamalısınız.
Kaynağı belli olmayan paraları, birilerine avantaj sağlamak için almak doğal olarak ahlaki sayılmaz.
Hiçbir iş tecrübesi olmayan oğlan çocuklarının vakıflar kurarak milyon dolarlar ile oynaması, işadamlarına “danışmanlık” kisvesi altında paraları evlerindeki kasalarda biriktirmeleri de medeni memleketlerde ahlaklı bir davranış sayılmaz. Böyle teklifler aldığınızda reddetmeli, o işadamlarını doğduklarına pişman etmelisiniz.
Hele parasını ödemeyeceğiniz yazlıklarda gözünüz hiç olmamalı. Küçücük kızlarınızı bu işlerde aracılık yapsın, inşaatları denetlesin diye görevlendirmemelisiniz.
Ahlak böyle bir şeydir çünkü, bulunduğunuz mevkiyi kişisel çıkarlarınız için kullanmak deyim yerindeyse hem genci, hem de ahlakı bozar!
Vicdan konusuna gelince!
Ölen kim olursa olsun, üzülmek ve hakkında hayırlı konuşmak zaten İslam dininin bir gereği.
Eğer ölen küçük çocukların arkasından bir damla gözyaşı dökmüyor, tam tersine o çocuğun acılı annesini meydanlarda yuhalatıyorsanız, kusura bakmayın ama bu noktada sizin vicdan sahibi birisi olduğunuzu söyleyemeyiz.
İnsanları mensup oldukları dini inanışlara göre tanımlamak, siz o inancı beğenmiyorsunuz diye meydanlarda yuhalatmak da pek vicdanlı bir durum sayılmaz.
Vicdana sığmayacak şey, ölen insanların arkasından “Ne yapalım kaderleriydi” deyip, kendi sorumluluklarınızı saklamaya çalışmaktır.
Ama garip bir dünyada yaşıyoruz.
Hep böyle oluyor, sesi yüksek çıkan, kendisinde hiç olmayan şeylerin başkalarında da olmadığını söylüyor, kendine taraftar da bulabiliyor.
Kendileri bu kavramlara uzak olduğu için, zannediyorlar ki başkaları da aynı.

Şirketin hesaplarına da bakılsın

AKP, CHP ve HDP, Soma’daki katliamın TBMM tarafından araştırılması için bir önerge vermişler.
Gayet yerinde bir adım. AKP milletvekilleri, bu önergelerin lehine oy kullanarak, maden faciasından hemen önce CHP’nin verdiği araştırma önergesini reddetmelerinin vicdan borcunun bir bölümünü ödeyebilirler.
Belki bu vesileyle, Enerji Bakanı da daha dokuz ay önce bu madeni denetleyip, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu neden söylediğini de açıklama olanağı bulur.
Tabii bu arada TKİ’nin ve Ege Linyit İşletmeleri’nin yüksek bürokratları da bu şirkete neden hiç sorgu sual etmeden milyarlar verdiklerini anlatabilirler.
Kurulacak komisyonun içinden, muhasebeden filan anlayan milletvekillerinden bir de alt komisyon kurulmalı.
Bu komisyon, şirketin bütün hesaplarını incelemeli ve bugüne kadar hangi vakıflara, derneklere, partilere bağışta bulunduğunu da çıkarmalıdır.
Sadece bu tür bağışları değil tabii, mesela kaç ton pirinç, kaç ton kömürü bedava dağıtılmak üzere satın aldıklarını da öğrensek iyi olur.
O vakit, bu şirketin “vahşi kapitalist” uygulamalarına göz yumulmasının maddi ve siyasi temellerini de öğrenmiş oluruz ki belki halkımız da bundan kendisine bir ders çıkarır.
Bekleyelim, görelim!

Vicdan ve adalet nöbeti!

TÜRKİYE’de geçtiğimiz yıl 1235 işçinin, iş kazaları sonucunda hayatını kaybettiğini biliyor muydunuz? 103’ü kadın, 59’u çocuk, 20’si göçmen en az 1235 işçi!
“En az” diyorum çünkü kayıtsız çalışırken ölenleri, “Evine dönerken yolda öldü” diye örtbas edilenlerin sayısını bilemiyoruz.
Günde ortalama en az dört işçi ölüyor!
Türkiye, iş cinayetlerinde Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü!
Sadece kanunlar yetersiz olduğundan değil.
Evet, bu konuda daha güçlü bir yasal mevzuata sahip olmalıyız ama mevcut yasal düzenlemelerle bile bu cinayetleri önlemek mümkün.
Çünkü kanun çok açık bir şekilde diyor ki, işveren, iş kazalarını önlemek için “her türlü tedbiri almak zorundadır”.
Kazaları önlemeye kararlı bir hükümet ve onun memurları, sadece bu hükmü kullanarak bile iş cinayetlerinin büyük bölümünü önleyebilirdi.
Mahkemeler, iş kazalarında öleni değil, öldüreni korumaya alışkın olduğu için, kanunun bu maddesinin hiçbir yargılamada kullanılmadığını da biliyoruz.
İş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin oluşturduğu Adalet Arayan İşçi Aileleri platformu, 2013 yılındaki iş kazaları ile ilgili bir almanak yayınladı.
BirUmut Yayınları’ndan çıkan bu kitapta bir yıl içinde işlenen cinayetleri ve bunun karşılığında adaletin ve idarenin nasıl davrandığını görebilirsiniz.
Adalet Arayan İşçi Aileleri, her ayın ilk pazar günü İstiklal Caddesi’nde, Galatasaray Meydanı’nda toplanıp, seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
28 Nisan tarihinin, bütün dünyada olduğu gibi iş cinayetlerinde ölenler için bir anma ve yas günü ilan edilmesi için imza topluyorlar.
Ayrıntılı bilgilere www.vicdanveadaletnobeti.wordpress.com ya da www.iscinayetleriniunutma.org adreslerinden ulaşabilirsiniz.