Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

“Aranmaya” başlamadan önce kendini bul

Bir erkek ya da kadın, sevdiği insanın aslında birinci tercihi olmadığını öğrendiğinde ne yapar?
Zor bir soru, yanıtını verebilmek de o kadar kolay değil.
En kolay yanıt, her halde çekip gitmek olmalı.
“Aradığı insanı bulduğunda beni bırakıp gidecek” fikri ile yaşanmaz çünkü.
Aşk ilişkisinde “ikinci tercih” olmak , sevdiğin insanın “aradığı gibi birisini bulamadığı için” seninle birlikte olduğunu bilerek yaşamak zordur.
Kalbin “kal, boş ver, senin gibi birisini nereden bulacak ki” der, mantığın ise “tak sepeti koluna”!
Dan Brown,  ‘Cehennem’de, kahramanı Robert Langdon’un ağzından şöyle diyor:
“Apollon ile Dionysos arasındaki çekişme mitolojideki ünlü bir çelişkidir. Mantık ile kalp nadiren aynı şeylerin gerçekleşmesini ister”.
Gerçekten de böyledir.
Birisine âşıksan o ilişkide “ama”ya yer var mıdır?
“Seninle birlikteyim ama aradığım gibi birisini bulursam arkama bile bakmam” sözü, söyleyen için dürüst bir açıklamadır ancak dinleyen için de “yarışı peşinen kaybettim, ikinci oldum” anlamına gelir.
Tek çare artık yoluna gitmek, önüne bakmak, bir kalp kırıklığı içinde “birinci tercihi” olabileceğin birisine rastlamak için dua etmektir.
Ve ondan sonra “gerçek ruh ikizini” bulacağın ümidiyle bir arayıştır, başlar.
 
***
 
San Francisco Hayvanat Bahçesi’ne bundan on yıl kadar önce altı Macellan Pengueni getirildi.
Doğal yaşamlarına uygun bir ortama yerleştirildiler. Yüzmeleri için dev bir havuz, kayalıklara oyulmuş yuvalar vs.
İsimlerini Portekizli kaşif Macellan’dan alan bu sevimli hayvanlar Arjantin, Şili ve Falkland Adaları’nın kayalık sahillerinde yaşarlar.
Tüyleri ve  vücutlarındaki yağ tabakaları diğer akrabalarına göre daha ince olduğu için, kışın biraz daha kuzeye, Brezilya sahillerine doğru çıkarlar.
Sözü uzatmayayım, hayvanat bahçesine kış mevsiminin başında getirilen altı Macellan Pengueni bir gün kaldıkları bölümdeki havuza atlamışlar ve yedi hafta boyunca hiç durmadan havuzun içinde tur atmışlar.
O güne kadar kafeslerinde miskin miskin oturan 46 penguen de onlara katılmış.
Macellan Penguenler’i uzmanı Dee Boersma, hayvanların, anavatanları Güney Amerika’da yılda iki kez yiyecek aramak için göç ettiklerini, sonra da karaya çıkıp yumurtladıklarını anlatıyor.
Hayvanat bahçesindeki penguenler de böyle yapmışlar.
Yedi hafta havuzun içinde deli gibi dönüp durduktan sonra karaya çıkıp yumurtlamışlar. Boersma “iç güdüleri onlara yüzmeyi emrediyor” diye açıklıyor durumu.
Yıllar önce Piyale Madra, Radikal’de bir karikatür çizmişti, o günden beri de ne zaman hatırlasam tebessüm ederim.
Karikatürde iki kadın konuşuyor. Biri koltuğa oturmuş, öteki mutlu bir yüzle manzarayı seyrediyor.
İkinci kadın şöyle diyor: “Şu dünyada benim de bir ruh ikizim var, biliyorum. Ve bir gün ona rastlayacağımı da biliyorum.” 
Öteki kadının yanıtı, mutlu kadının yüzünü allak bullak etmeye yetiyor: “Geçen seneki ruh ikizine ne oldu?”
Yorulmadan, bıkmadan “ruh ikizlerini” arayanları Macellan Penguenleri’ne benzetiyorum.
Dışarıdan bakanlara umutsuz bir çaba gibi görünse bile içlerindeki çağrıya uyup havuzun içinde dönüp duran penguenlere.
Boşuna yüzüyorlarmış gibi görünseler bile yedi hafta sonra karaya çıkıp yumurtalarını bırakmayı başaran penguenlere.
Şuna inanıyorum: Şu kadar milyarlık dünya nüfusunun içinde herkesin bir ruh ikizi olmalı.
Karmaşık istatistik hesaplara girmek istemem ama eminim böyle birilerinin sayısı birden fazla da olmalı.
 
***
Osho’nun şöyle bir sözünü not etmiştim: “Başlangıcı kaçırırsan, sonu asla yakalayamazsın.”
Aradığı ruh ikizini bir türlü bulamayanların sorununun da bu olduğunu düşünüyorum: “Başlangıcı kaçırmak!”
Sanıyorum asıl sorun “başlangıçları” doğru yapabilmekte yatıyor.
İlişkinin hemen başında yapılan hatalar. Açık olmamak, olduğundan başka birisiymişsin gibi davranmak vs.
Kadınlar da, erkekler de bunu hep yapıyorlar.
Şu ya da bu nedenle beğendikleri bir insanın dikkatini çekebilmek için, onun hoşuna gideceğini varsaydıkları gibi davranıyorlar.
Kendi kafalarının içinde yarattıkları bir kurt kapanına düşüyorlar.
Esprili insanlardan mı hoşlanıyor? “O halde onu hep güldürmeliyim.”
Çalışkan insanlardan mı hoşlanıyor? “Bir süre tembellikten vazgeçsem ne çıkar?”
Sarı saçları mı seviyor? “Saçımı boyarım, olur biter” gibi bir sürü tuzak.
Başlangıç doğru olmayınca, sonu da gelmiyor elbette.
Atasözündeki gibi “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” demeyeceğim. Birincisinin, yani göründüğün gibi olmayı başarmanın o kadar kolay olmadığını biliyorum. Önemli olan olduğun gibi görünebilmek.
Ve zaten gerçek aşk da bu değil midir?
“Sahtekâr, iki yüzlü, aptal, bencil, yalancı, zengin, fakir, cahil, entelektüel vs. olmana rağmen seni seviyorum” diyebilecek bir insan bulmak değil midir?
————————————