Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bakan Bey çok üzülmüş!

TERÖRİSTLER tarafından tuzağa düşürülerek kaçırılan askerlerin tesliminden sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin önemli bakanlarının verdikleri demeçleri hayretler içinde okudum.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, fotoğrafları PKK ile ABD, DTP ve Kuzey Iraklı Kürt yetkililerin irtibat halinde olmalarının açık kanıtı olarak gördüğünü söyledi.

Merak ediyorum, bundan bugüne kadar kuşkusu olan mı vardı?

Zaten Türkiye, bu bilgiye sahip olduğu için Barzani ve ABD’ye “teröristleri yakalayın ve iade edin” talebini dile getirmiyor muydu?

Tepkinin en garibini Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’den duyduk:

“Ben bu askerlerimizin o gece teröristlerle gitmiş olmasını içime sindiremedim. Bizim askerimiz gerektiğinde şehit olmayı göze almalıdır!”

Sanki askerler, teröristlerle akşam gezintisine çıkmışlar gibi bir tavır!

Demek ki o askerler, şehit düşselermiş, Bakan Bey daha mutlu olacakmış.

Bir de o askerlerin ana-babalarına sormak lazım, bu konuda ne diyorlar diye.

Bir de işin “sorumluluk” kısmı var elbette.

Türkiye topraklarının güvenlik içinde olmasını, teröristlerin kafasına silah dayadıkları insanları dağa kaçırmasını önlemek, bunun gereklerini yerine getirmek kimin sorumluluğunda?

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bu olayda “ortaya çıkan tabloya üzülen bir seyirci” midir, yoksa “ortaya çıkan tabloyu önlemek zorunda olan görevli” mi?

Bu bölgede sözler her zaman tutulmaz!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Bush arasındaki görüşmeden sonra herkesin kafasının karışacağını tahmin etmek, falcılık olmaz.

Şimdi hükümet yanlısı basın ve yorumcular “İstediğimizi aldık, artık PKK’ya karşı daha etkili bir mücadele içinde olacağız” diye sevinç çığlıkları atacaklar.

Buna karşın muhalefet partileri ve muhalif yazarlar ise “Bunlar oyalama taktiğinden başka bir şey değil” diyecekler.

Haberleri izleyen vatandaşların da kafası karışacak ve ne olduğunu bir türlü çözemeyecekler.

Bu durum çok normal!

Çünkü özellikle bizim bulunduğumuz coğrafyada, verilen sözlerin, atılan adımların, varılan anlaşmaların sonunda nereye varabileceğini görmek her zaman o kadar da kolay değildir.

Ancak burada önemli bir kazanım olduğu gerçeğini de görmezden gelmemek gerek.

Türkiye, ABD’ye, Kuzey Irak’taki sorunu gerektiğinde tek başına çözmek için her şeyi göze alabileceğini gösterdi.

Bunun elbette bazı sonuçları olacak.

Türkiye’nin tek başına doğrudan bir müdahalesinden hoşlanmayacak ABD’nin, Türk kamuoyunu sakinleştirecek bazı girişimlerin içinde olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Ancak, bu sorunun çözümüne ne kadar hizmet eder, orasını kestirebilmek güç.

Fikret Bila’nın “Komutanlar Cephesi” isimli kitabında TSK’nın bütün eski komutanlarının fikir birliğine vardıkları ortak bir görüş var: Sınır ötesi operasyon, tek başına sorunu çözmeye yetmez!

Göbeğini kaşıyanların sayısı artacak

TÜRKİYE Yayıncılar Birliği’nin verdiği bilgiye göre ülkemizde yıllık kitap satışı 530 milyon ABD Doları’na ulaştı.

Korsan kitaplar da dahil edildiğinde bu rakamın 742 milyon ABD Doları’na vardığı tahmin ediliyor.

Bu rakam ilk bakışta ümit verici gibi görünüyor ama kitap pazarının yüzde 57’sini ders kitapları oluşturuyor. Akademik kitapların payı yüzde 14, eğitim amaçlı olarak ithal edilen kitapların payı ise yüzde 10.

Kitap satışlarının sadece yüzde 19’luk kısmı “kültürel yayınlar” diye tanımlayabileceğimiz, edebiyat, inceleme-araştırma kitaplarından oluşuyor.

Yayıncılar Birliği, Türkiye’de kitap okuyabilecek durumda olan okur-yazar nüfusun kişi başına 2 lira 40 kuruş harcama yaptığını da tespit etmiş.

Ve daha da üzücü olanı, kültürel kitap pazarının her geçen sene daha da daralıyor olması.

Kitap satışlarının yüzde 40’ının korsan olduğunu ve piyasadaki daralmanın sürdüğünü de dikkate alırsanız bunun bir tek sonucu olacaktır: Türkiye’de yazarlık yaparak geçimini sağlayabilmek giderek olanaksız hale gelecek.

Bu da Türk edebiyatının hızla fakirleşmesi, Türk kültür yaşamının zayıflaması demek!

Öyle görünüyor ki kitap okuyanların sayısı giderek azalırken, “göbeğini kaşıyan adamların” sayısı daha da artacak!

Böyle bir toplumun ilerleyebilmesi mümkün olur mu dersiniz?