Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Başka hayat tarzlarına tahammülleri yok

BİR grup İslamcı faşist, Contemporary İstanbul’da sergilenen bir heykeli bahane ederek İstanbul Kongre Merkezi’ni bastı.
Protesto edilen heykel, üzerinde Abdülhamid resmi bulunan mayo giymiş bir kadın heykeli. Baskıncı grup (ki Milli Görüşçü olduklarını söylüyorlar) bundan dolayı “rencide olmuş”. Sergi yönetimi, tatsızlığın büyümemesi için heykeli önce depoya kaldırmış, ortalık yatışınca yine yerine koymuş. Daha sonra baktım, tutuklanan, hakkında soruşturma başlatılan kimse yok.
Bir sergiyi basıyorlar, olay çıkarıyorlar, insanları tehdit ediyorlar ve kimse hakkında bir işlem yapılmıyor. Niye? Sebebi basit: Devletin yukarıdan aşağıya birçok kademesi de onlar gibi düşünüyor. Vatandaşların haklarını korumak bu beyler için hiç önemli değil.
Bir sanat eserinden rencide olacak kadar hassas ruhlular ama sıra bireysel özgürlükleri korumak, sanatın özgürce icra edilmesini sağlamak olunca taş kesilebiliyorlar. Ve böyle olaylar sürekli birbirini tekrarlıyor.
Saldırganlar da ceza almadıklarını, yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını gördükçe daha da azgınlaşıyorlar. Yarın da mesela birimizin giysisinden, saç tarama şeklinden rencide olabilirler kolaylıkla. Çünkü kendileri gibi olmayana, kendileri gibi düşünmeyene tahammülleri yok.
“Hayat tarzlarına karışmayız” demeyi pek seviyorlar ama ortada karışacak hayat tarzı bırakmamak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Siz ‘Batı korkuyor’u bırakın, Müslüman memleketlere bir bakın.
Siyasal İslam’ın güçlendiği ve devlet mekanizmasını ele geçirdiği ülkelere bir bakın. Özgürlükler nereden nereye gelmiş? Başka hayat tarzları nasıl boğulmuş?
HANDE FIRAT’IN KİTABI
15 Temmuz gecesi Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. Devleti yönetme sorumluluğu alanların öngörüsüzlüğünün güçlendirdiği bir çete, az kalsın Türkiye’nin kaderini değiştirecekti.
O günden beri bunu bir tür “operet darbesi” zanneden çok insanla karşılaştım. Özellikle de Batılılar içinde gerçekleşen olaya inanmakta güçlük çeken çok insan vardı. Türkiye’de de biliyorsunuz komplo teorilerine inananların sayısı hiç az değildir, uzun süre onlar içinde de bunun gerçek bir darbe girişimi olduğuna inanmakta güçlük çekenler olduğunu biliyorum.
Gerçi Türkiye’de yaşayanlar, gerçekler ortaya çıktıkça olayın aslını anladılar ama eminim Batı’da hâlâ eski komplo teorisine inananların varlığı sürüyor. Doğan TV Ankara Temsilcisi, gazeteci arkadaşımız Hande Fırat 15 Temmuz gecesini anlattığı kitabını yayınladı. “24 Saat – 15 Temmuz’un kamera arkası”nı okurken, Hande’nin yazarlık yönünün de gazeteciliği kadar güçlü olduğunu düşündüm, çünkü neredeyse saniye saniye yaşadığım o gerilim dolu günü sanki yeniden yaşıyor gibi oldum.
Çünkü Hande’nin kitabı yazarken geliştirdiği teknik adeta televizyon haberciliğinin bir devamı gibi. Tanıklar, olayların anlık gelişmeleri, gazetecilerin kendi aralarındaki diyaloglar öyle güzel örülmüş ki bir anı kitabı okurken, polisiye roman lezzeti de alıyorsunuz. Bu kitabı okumanızı öneririm.
BAŞKANLIK DEĞİL ŞEFFAF YÖNETİM ÖNLER
BU iki haber gazetede aynı gün yer aldı: Başbakan Binali Yıldırım, başkanlık sistemine geçilince milli iradeyi FETÖ gibi örgütlerin tehdit edemeyeceğini söylemişti.
Diğer haber de şuydu: Ordudan atılıp tutuklu yargılanan bir yüzbaşının eşi, KPSS sorularının kendisine eşi tarafından verildiğini, onun da bunu bir cemaat abisinden aldığını söyleyerek itirafçı olmuştu. 2010 yılındaki KPSS bu.
Hatırlarsınız, ben her hafta bu köşede bu sınavla ilgili sorular sormuştum. Fetullahçı çetenin bu soruları çaldığını biliyorduk, çünkü ilk tutuklanan kişi savcılıkta zaten bu olayı detaylarıyla anlatmıştı. O zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan idi. MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü’nü bu işi araştırmakla görevlendirmiş ve dosyanın da önce kendisine getirilmesini emretmişti.
Sonra dosyayı sumen altına attı. O soruşturma doğru dürüst yapılmış ve sonuçlandırılmış olsaydı, darbeci askerlerin çoğu daha o gün açığa çıkacaktı.
Ordu bunlardan temizlenecek, 15 Temmuz’u da yaşamayacaktık. Ve şimdi Başbakan, o gün bu soruşturmayı örtbas edip çetenin ekmeğine yağ süren sırf Başkan oldu diye bir daha böyle bir tehlike olmayacağını söylüyor. Tam tersine oysa.
Seçilmiş yöneticilerin de hesap verebildiği şeffaf bir düzen kurulmadan bunların önlenebilmesinin imkânı yok. Sistem ister parlamenter olsun, ister başkanlık, önemli olan şeffaf ve hesap verebilir bir kamu yönetimi kurmak, güçler ayrılığını sağlamak, yargıyı gerçekten bağımsız ve tarafsız hale getirebilmek gerekiyor. Gerisi boş laftan ibaret!
Not: Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan aradı ve Cihangir’deki Roma Parkı’na yapılacak sosyal tesisin işletmesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacağını söyledi. Başkan, sosyal tesisin 9 dönümlük park alanının dışındaki bir alana yapılacağını da belirtti.