t24.com.tr

Kılıçdaroğlu herşeyi AKP medyasından izlemiş olmalı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Saray tarafından kendisine biçilen rolü oynamadan gitmeyeceğini “yakın çevresinden” öğrendik.

Muharrem Sarıkaya’nın Yetkin Report’ta yazdığına göre Kılıçdaroğlu “yakın çevresine” Kurultay’a gitmek istediğini ancak “parti kirlilikten arınmadan, hırsızlar partiden temizlenmeden kurultaya gidilmesi doğru mu?” demiş.

Muharrem Sarıkaya çok tecrübeli ve başarılı bir muhabir; “Kılıçdaroğlu yakın çevresine bunu söyledi” diyorsa anlayın ki bu sözleri Sarıkaya’ya bizzat söylemiş olmalı.

“Off the record” kaydıyla söylemiş olmalı ki Sarıkaya da bunu onun ağzından değil, “yakın çevresinin ağzından” aktarıyor.

Şunu özellikle belirtmek isterim ki bu yukarıda sizlere aktardığım tahminimi Sarıkaya’ya sormadım.

Sorsaydım büyük ihtimalle yanıt alırdım ama bu kez bunu sizlere aktaramazdım, çünkü Sarıkaya da benden aynı şeyi isterdi: Off the record!

Kılıçdaroğlu “yakınlarına” bazı kişilerin mal varlıklarının araştırıldığını belirterek “bir ay içinde hepsi ortaya çıkar” da demiş.

Anlaşılıyor ki savcılıktan AKP medyasına hazırlık soruşturması haberlerini akıtmak için döşenmiş boru hatlarından bir tane de Kılıçdaroğlu’nun ofisine çekilmiş.

Bir ay içinde hepsinin ortaya çıkacağını başka türlü nasıl bilebilirdi?

Sarıkaya’nın “yakın çevreden” aktardığına göre Kılıçdaroğlu, “biz partiyi para karşılığı delege alıp satanların kirli oyunlarına teslim edersek, arınmayı nasıl başaracağız” da demiş.

Bu bilgiyi kimden almış?

Şu ana kadar bu konuda ortaya konulmuş, doğruluğu teyit edilmiş bir bilgi yok oysa.

Kim bilir belki de emekliliği süresince kirasını ve masraflarını kimin ödediğini hala açıklamadığı ofisinde oturup, Saray’dan gelecek telefonu beklerken izlediği ahaber’den öğrenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kirli partililer” diye tanımladığı insanlar hakkında henüz AKP yargısının bile verebildiği bir karar yok.

Karara varılan bir tek dava var: Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediyesi’nde yolsuzluk iddiasıyla açılan davada da İmamoğlu beraat etti.

Diğer davaları sürüyor, mahkûmiyet yok.

Casusluk davasının bir komediye dönüşmüş olmasını geçiyorum.

İBB Davasında kaç kişinin “itirafçı” ve “gizli tanık” ifadesini geri çektiğini Kılıçdaroğlu saymış mıdır dersiniz?

Saymamış olabilir.

Çünkü gazeteci Timur Soykan’ın haberine göre bir belediye başkanını İBB davasında “itirafçı” olmaya zorlayan bizzat kendisiymiş.

İBB Davasını günü gününe izliyorum.

Bugüne kadar savunmalarını yapan sanıklar iddianamede ileri sürülen suçları gayet rahatça çürütebildiler.

Savcılığın savunmalar karşısında ortaya koyabildiği net bir delil de yok.

Ceza yargılaması, dedikoduyla yapılmaz. “O dedi, bu dedi” denilerek karara varılmaz. Tartışılmaz, açık ve somut delil gerektirir. Onlar da şu ana kadar ortaya konulmuş değil.

Kılıçdaroğlu, koltuk hırsıyla bunları söylüyor olmalı.

Çünkü bulunduğu pozisyonu kendisine ve çevresine akılcı bir şekilde açıklamak zorunda hissediyor.

İçin için orada hangi amaçla bulunduğunu kuşkusuz ki biliyor ama ortalığa çıkıp da bunu itiraf edecek değil tabii.

Onun için “yakın çevresine” dert yanıyor: Partiyi kirlilere bırakamazmış da kurultayı aslında o da istermiş de filan.

Böyle konuşmak zorunda çünkü AKP yargısı açısından asıl fonksiyonunun ne olduğunu açıklayacak olursa “yakın çevresinden” bazıları bile yüzüne tükürebilir.

Bunu göze alamıyor.

Rolünü içselleştirmeye çalışırken kendisine gerekçeler üretiyor.

Tıpkı yakın çevresindekilerin de için için bildiği ama kimseye söyleyemedikleri gibi!

Çünkü o yakın çevre de kimin aleti olduklarını, Türkiye’yi nereye götürmekte olduklarını içlerinden mutlaka biliyorlar.

Ama aynı dert onlar için de geçerli.

Onların da çevrelerinde ikna edilmeyi bekleyen insanlar var ve biliyorlar ki normal şartlarda kimseyi ikna edemezler.

Onun için savcılıktan yandaş medyaya pompalanan ama iddianamelerde somut olarak ortaya konulamayan suçlamalara sarılıyorlar.

Durumlarına üzülsem mi yoksa çoluk çocuklarına nasıl bir isim bırakacaklar diye acısam mı bilemiyorum.

Bildiğim şey Türkiye tarihinde gelecekte asla iyi bir şekilde anılmayacakları.

Kılaçdaroğlu’nun “memleketlisi ve hısımı” olan bir arkadaşım var.

Kendisini Cumhurbaşkanı adayı olarak pazarlarken “yanlış yapıyor, kazanamaz” dediğimde bana “Kemal hesap adamıdır, kazanmayacağını bilse bu işe asla kalkışmaz, kaybederse insan içine çıkamayacağını bilir” demişti.

Bakıyorum “yakın çevresinin içinde” pek rahat görünüyor; onları insandan saymıyor mu acaba?

————————————