Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bolu Valisi’ne rakip geldi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, dövizli bedelli askerliğini tamamladı ve terhis oldu.

Gazetelerdeki haberler, Bilal Erdoğan’ın kışlanın kapısında Burdur Valisi Halil İbrahim Özçimen tarafından uğurlandığını anlatıyor.

Valilerin, protokol görevleri arasında bakanları karşılayıp uğurlamak gibi angarya işler de var, bunu biliyorum ama Başbakan çocuğunu karşılayıp, uğurlamak işini ilk kez bu vesileyle duydum.

Gazetelerdeki fotoğraflara baktım, Vali Bey, Bilal Bey kardeşimizden daha yaşlı görünüyor. Yani arkadaş olamazlar.

Hatta Bilal Bey’in yolu 21 gün askerlik için Burdur’a düşene kadar karşılaşmış olmaları bile şüpheli.

Yani bu uğurlama birbirini tanıyan kişiler arasındaki nezaket çerçevesine pek sığmıyor.

Bu durum, daha çok İçişleri Bakanlığı’ndaki “tayin ve terfi düzeni” ile ilgili olmalı.

Başbakan’ın gözüne ne kadar girerseniz, yukarılara doğru tırmanma olasılığınız o kadar yükseliyor.

Bu işte şampiyonluğu Bolu Valisi’ne vermiştim ama görüyorum ki Burdur Valisi de büyük illere tayin için bekleyenler için zorlu bir rakip olacak.

Tesadüf mü bilmiyorum ama her ikisinin de adı Halil İbrahim.

Elbette hakkını yemek istemem, belki bulunduğu makama gerçekten hak ettiği için de gelmiş olabilir.

Ama şunu söyleyeyim: Sebep olduğu bu görüntü hoş değil.

Acaba, valilere “Oturmayın, kamyonun başında kömür dağıtın” diyen Başbakan, bir genç erkeği askerden, memleketine uğurlamak için bir valinin işi gücü bırakmasından hoşnut kalmış mıdır?

Sınırsız, kontrolsüz polis devleti !

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, bir rock konserine girmek için bekleyen gençleri görüp, “sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyon yapılanması” tespit etmesini ve buna çok dertlenmesini eleştirmiştim.

Dün öğrendiğim bir gelişme, olayın çok daha vahim bir boyutunu gözler önüne seriyor.

Başbakan, makam otomobiliyle oradan “dertlenerek” geçtikten hemen sonra konsere girmek üzere bekleyen gençlerden 7-8 kişilik bir grup, polis tarafından gözaltına alındı.

Gözaltına alınmalarına neden olan şey Başbakan’ın korumalarının “durumdan vazife çıkarmaları”!

Polise, “Gençler Başbakan’a hakaret etti” demişler, onlar da gençleri dertop edip, götürmüşler.

Gözaltına alınan gençler önce sağlık muayenesine götürülmüş. Sonra içlerinde kız olanı Bomonti’deki gözaltı merkezine, erkek olanları da Emniyet’e götürülmüşler. Gençlerin 1 gece gözaltında kaldıklarını, sonra Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca “delil yetersizliğinden” serbest bırakıldıklarını ekleyeyim.

Gençlerden hukuk fakültesi öğrencisi olanı ertesi günkü Ceza Hukuku sunumundan kırık not almamasını hocasının duruma anlayış göstermesine borçlu!

Hocası’nın “Dava açabilirsin” uyarısına “Şu anda bunlarla uğraşamam, mezun olmak için çalışmam gerek” yanıtını verdiğini de belirteyim. Bir “hukuk” öğrencisinin, memleketimizin hukuk düzenine güvenini gösteren çarpıcı bir örnek olay!

Gördüğünüz gibi sorun sadece Başbakan’ın sözleri ile sınırlı değil.

Onun yüzünü ekşitmesi bile, emrindeki koruma polislerinin, bir grup gencin hafta sonunu zehir etmesine yetiyor. Türkiye giderek, Başbakan Erdoğan’ın keyfine göre biçimlenen bir polis devletine dönüşüyor.

Milletvekili haddini bilmeli

BAZI AKP milletvekillerinin Kürt sorunu ile ilgili konuşması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı kızdırdı.

Önce “Türkiye demokratiktir, herkes konuşabilir” dedi, arkasından “demokrasinin sınırını” çizdi: “Partideki söylem birliğini zedeleyecek çıkışlara hoş gözle bakmam. ’Söz ola kestire başı’ olur ki buna gitmek istemiyoruz!”

AKP demokrasisi işte bu kadar: Başbakan’ın beğendiği şeyleri söylemek serbest, tersini söylersen kafan gider!

“Erdoğan’ın, Putinleşme hevesi” dediğimiz de bu durumdu zaten.

Bu nedenle Erdoğan’ın sözlerini aslında hiç yadırgamadım.

Benim şaşırdığım, bazı AKP milletvekillerinin durumu.

Kendilerini gerçekten milletvekili zannediyor olmalılar ki Başbakan’ı kızdıracak sözleri ağızlarından kaçırmışlar.

Belli ki görevlerinin, Başbakan’ın işaretiyle parmak kaldırıp, indirmek olduğunun da farkında değiller!

Bu iş böyledir zaten. Eğer kimin milletvekili olacağına “partinin başkanı” tek başına karar veriyorsa, kimin ne söyleyebileceğinin sınırını da o çizer.

Bizim siyasi düzenimiz böyledir, sağcısı, solcusu, İslamcısı, laiki çok fark etmez.

Başta bu duruma razı olup, milletvekili olmak için başkanın ağzının içine bakarsanız, sonra ne söyleyebileceğinizi, ne söyleyemeyeceğinizi anlamak için de onun ağzına bakmanız gerekir.

Siz en iyisi mi “kelleyi” kurtardığınıza şükredin! İzin verilmedikçe konuşmayın, rozetinizi takıp, bir kenarda oturun.

Parmak kaldırmanız gerektiği zaman Salih Bey sizi arar, bir koşu gidersiniz!