Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu işi ancak Başbakan çözer

MEMLEKETİMİZİN en önemli sorunlarından biri kamu bürokrasisidir. Birbiriyle tutarsız kararlar alınabilir, vatandaşlar bu kararların yanlışlığını kimseye anlatamaz. Bakanların bile gücü çoğu zaman bu engeli aşmaya yetmez. Ta ki başbakanlar meseleye el atana ve yanlış kararın düzeltilmesini isteyene kadar öylece gider.

Bunun çok ilginç bir örneğini dün Vahap Munyar yazdı.

Yerli tarım ürünlerinden üretilen biyodizele uygulanan ÖTV oranı “sıfır” iken, bitkisel atık yağlardan üretilen biyodizel için litresine 1.12 lira ÖTV ödeniyor.

Neden derseniz yanıtı çok basit: Çünkü öyle de ondan! Başka bir izahı da yok!

Bu köşede sık sık atık bitkisel yağların çevreye verdiği zarardan söz ediyorum.

Bir litrelik atık bitkisel yağ, yüz binlerce litre yer altı suyunu ve denizi kirletmeye yeterli, kanserojen etkisi ile halk sağlığını tehdit ediyor.

Sigara bu açıdan sağlık için ne kadar zararlı bir şeyse, atık bitkisel yağların çevreyi kirletmesi ya da defalarca kullanılması da aynı sonucu yaratıyor.

Atık bitkisel yağların toplanmasını zorunlu kılmak, bitkisel yağların belirli sayıda kızartmadan sonra kullanımını yasaklamak ve kontrol etmek de çevreye ve halkına saygılı bir devletin yapması gereken bir görev.

Üstelik artık bu atık bitkisel yağlar, biyodizel üretiminde de kullanılıyor. Enerjide dışa bağımlı bir ülke için küçümsenmeyecek bir enerji kaynağı bu.

Motorine belli sınırlar içinde biyodizel karıştırmak da yasal bir zorunluluk zaten.

Ama bürokrasimiz nedense bitkisel atık yağlardan üretilen biyodizele ÖTV uygulanmasına karar vermiş, tarım ürünlerinden doğrudan elde edilen biyodizele ise ÖTV yok.

Oysa devlet, halka ve çevreye zarar vermemesi için bitkisel atık yağların toplanıp enerji üretimi için kullanılmasını da teşvik etmeli. Birçok belediye bu konuda son derece sorumlu davranıyor ve bu yağları topluyor ama yeniden üretime sokulmadığı zaman bunun ne yararı var?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konunun uzmanı danışmanlarını görevlendirirse, bürokrasinin yarattığı bu saçma durum düzelir diye ümit ediyorum.

‘Vesayet’ dönemi bitmemiş olmalı

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, Milliyet’te Serpil Çevikcan’ın sorularını yanıtlarken şöyle söylüyor:

Milli Güvenlik Kurulu’ndan, Genelkurmay Başkanlığı’ndan, MİT’ten bazı belgeleri alamadık, ‘devlet sırrı kapsamında’ dediler.”

İlginç bir durum: Millet adına yasama ve denetleme yetkisini kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir komisyonu, devletin kurumlarından belge istiyor,
“Devlet sırrıdır” denilerek belgeler gönderilmiyor!

Susurluk Komisyonu’nun çalışmaları sırasında da aynı şey olmuş, devletin kurumları, devletin yasama organının isteklerine kulaklarını kapatmıştı.

Hadi o zaman “vesayet” dönemiydi, devletin kurumları milli iradeyi takmıyordu.

Peki, şimdi neden böyle davranıyorlar? Yoksa “Vesayet dönemi bitti, artık millet iktidarda” sözlerini bizi kandırmak için mi söylüyorlar?

Devletin bürokratlarının bilebileceği ama milletvekillerinin öğrenmelerinin sakıncalı olacağı nasıl bilgiler var, anlayamadım.

İstenen belgeleri “gizlilik” kaydıyla Meclis’e emanet edemiyorsanız, nereye emanet edebileceksiniz? Bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da komisyonun çağrısına olumsuz yanıt vermiş.

Vaktim yok, soracaklarınızı yazılı gönderin” demiş.

Her türlü törende konuşmak için vakti var ama sıra TBMM’ye gelince “vaktim yok”!

Hani Meclis’in üzerinde hiçbir güç olmayacaktı?

Hanefi Avcı neden hâlâ tutuklu?

ŞU anda hem “Devrimci Karargâh” isimli gizli örgüte hem de Oda TV davasında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” suçlarından tutuklu olarak yargılanan Hanefi Avcı’nın durumu, bugün yargımızın içinde bulunduğu durumu gösteriyor.

Kendisi 22 aydır tutuklu. Ne zaman tahliye olacağı da belirsiz görünüyor.

Oysa 3. Yargı Paketi olarak bilinen yasal düzenleme “örgüte yardım edenlerin cezasının üçte bire kadar indirilebileceğini” öngörüyor.

Kitap yazmak suretiyle” bir gizli örgüte yardım edilmesi iddiasının, düşünce ve ifade özgürlüğü ile çelişmesini tartışmıyorum bile.

Bu suçtan mahkûm edilse bile alacağı ceza tutuklu olarak geçirdiği süreye karşılık geliyor, ama hâlâ tutuklu. Aynı davada, aynı suçtan yargılanan, hatta bir adım ileri gidelim, Avcı’nın imzasıyla yayımlanan ve tutuklu yargılanmasına neden olan kitabı yazdığı iddia edilen sanıklar tutuksuz yargılanırlarken, Avcı’nın tutuklu yargılanmasındaki sırrı çözebilmiş değilim.

Devrimci Karargâh davasında da kendisiyle irtibatlandırılan “gizli örgüt yöneticileri”nden tutuklu yargılanan kalmamışken, onlara yardım ettiği iddia edilen Avcı tutuklu yargılanıyor.

Oldukça tuhaf bir durum!

Bu tür uygulamalar, yargılamaya gölge düşürecek uygulamalardır ve bu uygulamalar bir suç varsa onun cezasız kalmasına da neden olur.

Adalet sistemi her şeyden önce âdil olmalıdır.

Bazı sanıklara peşin suçlu muamelesi yapılması, adalet duygusunu zedeliyor.