Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Çıplak kralı kim giydirmeliydi?

İSTANBUL Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “kral çıplak” dedi.

Birisi “kral çıplak” dediği zaman anlıyoruz ki o kişi kimsenin görmek istemediği bir gerçeği söylemeye çalışıyor!

Onun için bu sözü kullananların varlığı bir toplum için önemlidir.

Ama aynı yorumu ne yazık ki Kadir Topbaş için yapamayacağım.

Çünkü onun “kral çıplak” demesi bir şeyi ifade etmiyor.

Çünkü Körfez Depremi’nden beri biliyoruz ki İstanbul’da olası bir depremde binaların önemli bölümü ağır hasar görecek ya da yıkılacak.

Üniversiteler, yabancı ülkelerden uzmanlar, meslek odalarının çalışma grupları bunları gözümüzün içine sokalı 12 yıl oluyor. Gazeteler, televizyonlar bunları aralıklarla gündeme getiriyor. İstanbul’da hangi mahallelerin büyük tehlike altında olduğunu biliyoruz. O mahallelerde hangi binaların ciddi tehlike altında olduğunu da neredeyse kapı numaralarına kadar biliyoruz.

Ve bu 12 yıl boyunca İstanbul’da iktidar AKP’li belediyelerde. Bunun son sekiz yılında Büyükşehir Belediye Başkanı da Kadir Topbaş’tan başkası değildi.
Her türlü bilgiye ve her türlü olanağa sahipti. Çünkü İstanbul’da Topbaş’ın iktidarda olduğu dönemde, Türkiye’yi de AKP yönetiyordu.

Deprem için toplanan vergilerin bir hiç olmazsa bir bölümünün bu iş için harcanmasını sağlamak onun göreviydi. Yasal mevzuat yetersiz ise onun eksikliklerini tamamlaması için iktidarı ikna etmek de onun işiydi. Başbakan’ın bir parmak hareketiyle oy veren AKP milletvekilleri istediği kanunları kolayca çıkarabilirdi.

Ve şimdi Van’daki depremin ardından çıkıp “kral çıplak” diyor.

Evet, kralın çıplak olduğunu hepimiz öğreneli çok oldu. Çıplak olan kralı giydirmek kimin göreviydi?

Cırcırböceği çaldı saz, bütün yaz!

LA Fontaine’in Ağustosböceği ile Karınca masalını bilmeyen yoktur. Bütün yaz çalışıp, kışa hazırlanan karınca ve yaz boyunca çalgı çalıp keyfine bakan ağustos böceğinin öyküsü!

Ekonomisi iflas eden Yunanistan’ı kurtarmak için yapılanlara bakınca bu masalı hatırlamıştım.

Ama öyle görünüyor ki La Fontaine’in bile hayal edemeyeceği bir şekilde bu masalı yeniden yazmak gerekiyor.

Biliyorsunuz AB ülkeleri Yunanistan’ın devlet borçlarının yarısını silmeye karar verdiler, ama bunun karşılığında da Yunanistan ekonomisini düzeltmek için bazı acı reçetelerin yerine getirilmesini önerdiler.

Papandreu hükümeti önce bunu kabul etti, sonra fikir değiştirerek önlemler paketini referanduma götürmeye karar verdi.

Referandumda neyin çıkacağını tahmin etmek de zor değil. Kim maaşının azalmasını, daha çok vergi vermeyi, işsiz kalmayı ister ki?

Şimdi masalın yeni hali gerçek hayatta şöyle yazılıyor:

Karınca bütün yaz kan ter içinde çalışırken, ağustosböceği şarkı söyleyip, eğleniyor. Kış gelince karınca elindekinin bir bölümünü ağustosböceğine vermeyi öneriyor, o da kabul ediyor. Ama eğlenceye devam ettiği için o da bitiyor, yine karıncanın kapısını çalıyor.

Karınca elindekinin bir bölümünü daha vermek istiyor ama bazı koşullar öne sürüyor. Ağustosböceği hem parayı kabul ediyor hem de koşulları kabul edip etmemeyi diğer ağustosböceklerine soracağını söylüyor.

Masalın özeti ise şu: Avrupa binmiş bir alamete, gidiyor kıyamete!

Yardımların heba olmaması için

VAN depreminden sonra yurdun dört bir yanından toplanan yardımlar kamyonlarla deprem bölgesine gönderildi. Dünkü gazetelerde yardımları taşıyan TIR’ların Van ve Erciş girişinde uzun kuyruklar oluşturduğu ile ilgili bir haber vardı. Bir iddiaya göre bölgeye her gün yardım malzemesi taşıyan 150’ye yakın TIR geliyormuş.

Yetkililerin yardımları tasnif etmekte bile büyük güçlük yaşadıkları da haberlerdeki ayrıntılar arasında yer alıyor.

Ne olacağı çok açık: Yardımların bir bölümü çarçur olacak. İhtiyaç fazlası yardımların bir bölümünün kullanma süresi geçecek, bir bölümü hiç ihtiyacı olmayanlara dağıtılacak, gerisi depolarda sürünecek.

İnsanlar, yardım etme telaşı ile akıllarına gelen her şeyi gönderdikleri için önemli bir kaynak heba olacak.

Bu tamamen devletin organize olamamış olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye’de depreme hassas bölgeler biliniyor. Bölgelerin risk haritalarını elde etmek de zor değil. O bölgelerde kaç kişinin yaşadığı, kaç evin yıkılabileceği ve kaç kişinin bundan etkileneceğini tahmin etmek de mümkün. Aynı şekilde nüfus yapısını çıkarmak, kaç erkek, kaç kadın ve kaç çocuk deprem nedeniyle yardıma ihtiyaç duyacak belirlemek ve bir plan yapmak olanaklı.

Yani devletin ilgili kurumları, bir bölgede deprem olduğunda hangi bileşimde bir yardım paketine ihtiyaç duyulabileceğini hesaplayabilir, hazırlıklarını ona göre yapabilir.

Vatandaşların yardımlarını nakit olarak devletin bu kurumuna yapmaları istenebilir, devletin o kurumu da elindeki plana göre ihtiyaç malzemelerini piyasadan temin ederek bölgeye gönderebilir.

Yardımların toplanması için bir afet ile karşılaşmayı beklemek de gerekmez, bu bütün yıla yayılabilir, zaten her yıl ülkenin bir yöresinde bir afet ile karşılaşabiliyoruz.

Hazırlıklar zamanında yapılır, bozulmayacak malzemeler önceden depolanırsa ne yardımlar çarçur olur, ne de ekmek bekleyen insanların eline kazak tutuşturulur.

Yıllardır böyle felaketlerle yüz yüze olan bir toplumun bunu bir türlü başaramıyor olması ise bir tek şey ile açıklanabilir: Kamu yönetiminin boş vermişliği!