Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Demeç verir sonra unuturlar

İSTANBUL’da bir iş merkezi inşaatının şantiyesindeki çadırlarda çıkan yangında 11 işçi öldü.

Daha geçenlerde Adana’da baraj kapağının patlaması 10 işçinin ölümüne yol açmıştı.

Afşin Elbistan’da toprak kayması nedeniyle hayatını kaybeden 11 işçinin aradan geçen aylara rağmen cesetleri bile bulunamadı.

Ve Başbakan “Garibanın hayatı hiç ucuz değil” diyor. “Yavruların ahını yerde bırakmayacağından” söz ediyor.

“Çalışma Bakanıma da gerekli talimatları verdim. İş kazalarını, meslek hastalıklarını minimuma indirmek, iş ve işçi güvenliğini en ideal şekilde tesis etmek için çok daha kararlı tedbirleri hayata geçireceğiz” diye konuşuyor.

Bu sorun dün ortaya çıkmadı. AKP hükümeti ise neredeyse iktidarının onuncu yılını dolduracak, her iş kazasından sonra aynı sözleri dinliyoruz. Öyle olacak, böyle olacak!

Cek-cak ile vakit geçiren iktidar, o söylediği önlemlerin tümünü alacak vakte sahipti, neden bugüne kadar kimse kılını kıpırdatmadı?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da şantiyelerdeki çadırları bugün fark etmiş gibi konuşuyor: “Çadırlarda, derme çatma barakalarda insanlar barındırılmaz. Fakat işin gerçeği şantiyelerde bu şekilde barınma ile ilgili bir yönetmelik yok. Bunun yasaya bağlanması gerekiyor.”

İnşaat ruhsatlarını kim veriyor? İnşaat alanlarına işçiler barınsın diye konulacak konteynırlara ya da çadırlara kim bakıyor? İnsanların sağlıklı koşullarda yaşayamayacağı yerleri kontrol etmek ve gerekiyorsa onları yıkmak belediyelerin görevi değil mi?

Memleketin Çalışma Bakanlığı ne yapıyor? Emrinde dünya kadar denetleme elemanı var, onlar görevlerini tam olarak yapmıyorlarsa bu kimin sorumluluğunda?
Bütün mesele, kamu yönetiminin boşvermişliğinde yatıyor. Kanunların, yönetmeliklerin, tüzüklerin yetersizliği gerçek bir palavra!

Kamu yönetiminde beceriksizlik ve boşvermişlik var ve bunun hiç kuşkusuz ki en önemli sorumlusu siyaseten bu işin başında olanlardır.

Ama koltukları o kadar tatlı ki istifa etmek akıllarına gelmez. Demeç verirler unuturlar, ta ki bir sonraki felakete kadar!

Rektörün marifetinden atayan da memnun mu?

MANİSA Celal Bayar Üniversitesi Rektörü eseriyle ne kadar iftihar etse azdır!

Demokratik bir hakkı kullanarak protesto gösterisi yapan öğrenciyi, bir daha üniversiteye giremeyecek şekilde okulundan atmayı başardı çünkü.

Analar ne aslanlar doğuruyor, görüyorsunuz!

Bu beyin adının başında “Profesör doktor” unvanı var. Bu unvanı alana kadar kuşkusuz ki bir Amerikan ya da Avrupa üniversitesinde de bulunmuştur, en azından yazacağı tezler için kaynak araştırmak üzere!

Oralarda başka ne öğrendi bilemem ama “üniversite” ve “üniversite öğrencisi” kavramları ile ilgili olarak hiçbir şey öğrenmediği belli.

Eğer öğrenmiş olsaydı, bir üniversite öğrencisinin barışçı protestosuna bu kadar kızıp öğrenciyi üniversiteden atmazdı.

Üniversite dediğimiz kurum, öğrencilerine sadece bilgi aktaran, bilgi üreten bir kurum değildir.

Öğrencilerin dünya ve yaşam hakkında fikir sahibi olmasını sağlamak için vizyonunu geliştirmesine de yardım eden bir kurumdur.

Öğrenci, kendisini ifade etmeyi, bir dünya görüşüne sahip olmanın anlamını da bu kurumda öğrenir.

Üniversite öğrencisi, ilkokul öğrencisi değildir, “sus” deyince susmasını bekleyemezsiniz. Tam tersine konuşmasını, fikir sahibi olmasını teşvik etmeniz gerekir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de bu arada kutlamadan geçmek istemem. Atadığı rektörün becerilerinden o da memnun mudur acaba?

Eski yöneticileri soruşturmak yetmez

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, Sivas olayları ile ilgili olarak görülen son davanın zamanaşımından düşmesi üzerine ilginç bir açıklama yaptı.
Olayın gerçekleştiği dönemdeki kamu görevlilerinin başta zamanın valisi olmak üzere olaylarda ihmallerinin tespit edilmesi halinde yargılanabileceklerini söyledi.
“(Mahkeme) ‘Kamu görevlisi olsaydı yargılamaya devam ederdik’ diyor. Olayın bu boyutunda yeni bir sayfa açılması mümkün! Kusuru bulunan ya da düşünülen kamu görevlileri hakkında bir soruşturma başlatılabilir” diyor.

Kuşkusuz ki bu konunun geçmişte soruşturulmamış olması önemli bir eksikliktir ve böyle bir soruşturmanın yapılmasında yarar var.

Ama bu yetmez!

Olayda soruşturulması gerekenler sadece o dönemin kamu yöneticileri değil.

Sanıkları ısrarla yakalamayan, gözlerinin önünde yaşayan sanığı fark etmeyen, arandığı süre içinde askere gidip, evlenmeyi de başaran sanığı görmezden gelenlerin de iyice bir soruşturulması gerekiyor.

Davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesinde yargı sürecinde yapılan hatalar varsa, o hataların da kasten yapılıp yapılmadığını öğrenmemiz gerekiyor.

Bunları soruşturmayı ihmal ederek, işi sadece geçmiş yöneticileri sorgulamaya çevirmek, olayın ardındaki gerçeği öğrenme çabasından çok yeni bir siyasi hesaplaşma çabası olarak değerlendirilir.

Bunu hatırlatayım.