Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Demek ki eleştirilerden yararlanmak mümkünmüş

DÜN televizyonların canlı yayınında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı izlerken fark ettim ki Papa 16. Benedikt ile görüşmesinden ziyadesiyle mutlu olmuş.

Hele, Papa’dan Türkiye’nin AB üyeliğine destek için ricada bulunduğunu ve Papa’nın Türkiye’nin AB üyeliğini arzu ettiğini söylediğini aktarırkenki yüz ifadesi bence gerçekten görülmeye değerdi.

Hatırlayacaksınız, eğer gazetelerde bu konu yazılıp çizilmese Erdoğan, Papa ile aynı fotoğraf karesine girmeden NATO zirvesine gidecekti.

Zamanında kızdığı o eleştirileri şimdi ne kadar takdir ediyor elbette bilebilmemize olanak yok.

Erdoğan, kafasının içindeki tilkilerden daha erken kurtulmayı başarabilseydi, 2 bine yakın yabancı gazetecinin izlediği bu gezi, Türkiye için muazzam bir halkla ilişkiler kampanyası haline getirilebilirdi.

Ama şimdi yabancı yayınları takip etme olanağına sahip olanlar görüyorlar ki dünya “Papa ile zorla görüşen bir Müslüman başbakandan” ve “Papa’nın ülkeye gelmesini istemeyen radikal Müslümanlardan” söz ediyor.

Türkiye için çok önemli bir fırsat Başbakan’ın duygularının esiri olması nedeniyle ne yazık ki kaçırıldı.

Dürüst kazancı harcamak ayıp değildir

BİR işadamının eşine aldığı çantaya 24 bin YTL ödemesi ve ardından Maliye Bakanı’nın “hesaplarını inceleyin” talimatı Türkiye’de popülizmin her zaman prim yapan bir siyasi davranış biçimi olacağını ortaya koyuyor.

Söz konusu işadamının, İstanbul vergi rekortmenleri listesinde ilk 50 içinde yer alması, Maliye Bakanı’nın niyetinin esasen bir gösteri yapmak olduğu kanısını güçlendiriyor.

Bu ülkede isimleri hiçbir zaman vergi rekortmenleri listesinde geçmeyen ama bundan çok daha büyük paraları bir kalemde harcayabilen yüzlerce, binlerce kişi olduğu bir sır değilken üstelik.

O işadamını tanımam, daha önce bir yerde de hiç karşılaşmadım. O nedenle rahatlıkla bunları yazabiliyorum.

Bir kere şunu içimize iyice sindirmemiz gerekir: Bir insanın harcayabilecek çok parası olması ayıp değildir.

Yeter ki o parayı kazanırken dürüst ve yasalara saygılı olsun, vergisini düzgün ödesin.

Ondan sonra o parayla ne yaptığı, neler satın aldığı, nasıl bir yaşam sürdüğü kimseyi ilgilendirmez.

Birçok kişi bir “Bu ülkede bu kadar fakir ve zor durumda insan varken bir çantaya bu kadar para verilir mi” diye düşünecektir.

Unutmayalım ki bu ülkede gelir dağılımının dengesiz olması, bazı insanların açlık sınırında yaşamlarını sürdürmeye çabalamalarının suçlusu tek tek bireyler değil, ekonomik ve siyasal düzenimizin ta kendisidir.

Ve her seçimde verdiğimiz oylarla bu düzenin aynen sürmesini onaylayanlar da bizlerden başka kimse değil.

Ülkemizde adına “servet kıskançlığı” diyebileceğimiz güçlü bir duygu var.

O işadamı aynı çantayı işi için çıkacağı bir yurtdışı gezisinde de alabilirdi.

Büyük bir olasılıkla Türkiye’de aldığından da daha düşük bir fiyat ödeyerek hem de.

İstese, yabancı bir ülkedeki bankaya parasını yatırır, oradan alacağı kredi kartıyla da istediği her türlü harcamayı yapabilirdi.

Ama yapmadı. Parasını bu ülkedeki bir mağazada harcadı ve şimdi bu yüzden sanki bir suçluymuş gibi takibe uğruyor, teşhir ediliyor.

Bu tavrın, vergisini dürüst ödeyenleri, paralarını bu ülkede harcamaktan caydırıcı sonuçları olacağını düşünüyorum.

İçkide artan verginin doğal sonucu

HÜKÜMETİN, yüksek tüketim vergileri koyarak alkollü içki içilmesini önleme politikasının iflas ettiğinin göstergeleri dünkü gazetelerde yayımlandı.

Etrafta içki içenlerin sayısında bir azalış görülmüyor ama 68 milyon litre olan rakı tüketimi 45 milyon litreye, 47 milyon litre olan şarap tüketimi de 27 milyon litreye düşmüş. Yıllık 3.1 milyon litre olan viski tüketimi de 780 bin litreye düşmüş bulunuyor.

Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı, gazetelere yansıyan açıklamasında 12 milyar dolarlık bir piyasayı 102 kişiyle denetlemek zorunda kalmaktan yakınıyor.

Kendisine hemen söyleyeyim ki hükümet bu politikasını değiştirmediği sürece 102 değil, 102 bin kişilik bir orduyla denetleme yapsa dahi, kayıt dışı kaçak içki satışını ve tüketimini engellemeye gücü yetmez.

Çünkü ekonomik politikalardan kaynaklanan sorunların çözümü polisiye önlemlerle değil, yine ekonomik araçlarla sağlanabilir.

Hükümet, izlediği yanlış vergi politikası nedeniyle bir yandan kaçakçılığın artmasına neden olarak vergi kaybına uğruyor, diğer yandan Türk çiftçisi ve sanayicisi için çok önemli bir gelir kaynağı olabilecek özellikle şarapçılığı baltalıyor.