Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Erdoğan’ı tanımakta zorlandım

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP kongresindeki konuşmasını okuyan ya da dinleyenlerin, bu konuşmada ifade edilen birçok görüşe katılmaması mümkün değil.

Bazı bölümlerini iki kere okudum, “Acaba okurken bir yanılsama içinde miyim” diye, hayır değil, aynen o sözleri söylemiş.

Bir gün çıkıp herkese verip veriştiren, argo konuşmaktan bile çekinmeyen “hatip” gitmiş, yerine sanki bambaşka birisi gelmiş gibi bir durum.

Bu durumda psikolog olsam Başbakan’ın ciddi bir kişilik bölünmesi yaşadığını düşünebilirdim.

Ama düşünmedim tabii.

Sorun iki kişilikli bir liderden daha çok, yazılı konuşma ile ayaküstü konuşma arasındaki farktan kaynaklanıyor.

Siyasetçilerin, sendikacıların, toplum önüne sıkça çıkıp bir şeyler söylemek zorunda olanların konuşmalarını yazanlar, sahip olmadıkları bir gücü kullanmanın tadına doyamazlar.

Bunu biliyorum, çünkü gençliğimde bu işi ben de yaptım.

Şimdi sayısını hatırlamayacağım kadar çok kongre konuşması ve basın açıklaması yazdım.

Ve bunda yadırganacak bir durum da yoktur. Dünyanın her yerinde bu tür konuşmaları birileri yazar, başkaları çıkar kendi görüşü diye onu okur.

Konuşmayı yazana, ne tür bir konuşma istendiği, ana fikrin ne olacağı ve nereye kadar gidebileceği ile ilgili bir “brief” verilir, konuşma yazılır, konuşacak kişi onu okur, üzerinde değişiklikler ister, düzeltmeler yapılır iş biter.

Konuşmayı yazanın marifeti ve başarısı, o kişinin gerçek duygu ve düşüncelerini olduğu gibi yansıtmayı başarmakla ilgilidir. Aksi takdirde ortaya, tıpkı Recep Tayyip Erdoğan da olduğu gibi çift kişilikli bir lider portresi çıkar.

AKP kongresinde Başbakan’ın yaptığı konuşmanın sorunu burada!

Bildiğimiz Erdoğan, ayaküstü yaptığı basın açıklamalarında kendini ele veriyor. Demokrasiyi ne kadar içselleştirebildiğini, Türkiye’deki “herkesi” ne kadar sevebildiğini, hırslarını, öfkesinin kaynağını, sığlığının derecesini orada buluyoruz.

Bu “plastik metin”de değil.

“Plastik” diyorum, çünkü bu da bir tür estetik ameliyatı geçirmek gibi. Dışardan bakınca güzel görünüyorsunuz ama içinizde aynı kişiliği taşımaya da devam ediyorsunuz!

 

Demokrasi tiyatrosu!

RECEP Tayyip Erdoğan, AKP kongresine katılan delegelerin tümünün oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi.

Gazetelerde delege sayısı ile Erdoğan’a oy verenlerin sayısı arasındaki “bir” sayılık farkı görünce “Herhalde, ayıp olmasın diye kendisine oy vermedi” diye düşünmüştüm.

Öyle değilmiş, o bir oy iptal edilmiş.

O iptal edilen oyu kimin verdiğini ve oyun neden iptal edildiğini ne kadar araştırsam da bulamadım.

Acaba bu bir protesto oyu muydu? Partinin kongresini, sonucu önceden belirlenmiş bir maça çeviren parti tüzüğüne ve lidere karşı cılız bir itiraz mıydı?

Yoksa her türlü çekişmeden uzak, her şeye bir kişinin karar verdiği, kimsenin konuşma gereği bile duymadığı bir kongrenin insana verdiği uyuma hissinden kaynaklanan bir anlık dalgınlık mı buna yol açtı?

Birinci olasılığın geçerli olmasını isterdim ama sanırım ikincisi daha mümkün. Türkiye’de partiler siyasi hayatımızın ve demokrasimizin vazgeçilmez unsurları ama ne yazık ki hiçbiri, kendi içinde böyle bir demokrasi kurabilmiş değil.

Koltuğu bir kere ele geçirenin kendisi istemediği sürece asla bırakmayacağı bir düzen içinde böyle demokrasicilik tiyatrolarını çok seyredeceğiz.

 

İlk 100 sayfası boş olan kitap

 

GEÇEN sene bu tarihlerde yine New York’taydım ve yine en gözde espri konusu eski Alaska Valisi ve Cumhuriyetçilerin Başkan Yardımcısı adayı Sarah Palin idi.

Palin’in bir sene sonra yeniden gündemde olmasının nedeni, anılarını topladığı kitabının daha piyasaya çıkmadan 1.5 milyon adet sipariş alması.

Kitap önümüzdeki ay piyasaya çıkacak ancak internetten verilen ön siparişler, Dan Brown’ın yeni kitabını geçmiş durumda.

Bundan sonra hiç kitap satılmasa bile Palin, 7 milyon dolar kazanmış olacak.

Kitap “Going Rogue: An American Life” adını taşıyor. “Going rogue”u, “burnunun dikine gitmek” diye çeviriyorum. Ama “rogue”un tek başına kelime olarak anlamının “haydut, dolandırıcı, düzenbaz, çapkın, hilekâr, azgın fil” gibi anlamlarının olması, komedyenlere ve mizah yazarlarına iyi bir fırsat veriyor.

Ama en çok hoşuma gideni bir arkadaşımın televizyondan duyup, bana aktardığı şu espri oldu: “Eleştirmenler kitabın insanı hemen sardığını söylüyorlar, çünkü ilk 100 sayfası boşmuş!”

Palin, kitabını dört ayda yazıp bitirmiş. Dört aylık emek karşılığında minimum 7 milyon dolar kazanmak iyi bir iş.

Ama sanırım sadece ABD’de olabilecek bir şey.

Bir insanın hem bu kadar dalga geçilip, hem de bu kadar ciddiye alınması bir de benim canım memleketimde olabilir.

Belki Türkiye’nin “Küçük Amerika” olmasının bir nedeni de budur!