Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hayali bir telefon konuşması

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Tarsus’ta etekleri kısa diye bacaklarına kimyasal madde atılan iki genç kızı telefonla aradı.

Aslında olayın hemen ertesinde aramak istemişti ama o sırada telefonda Başkan Bush ile konuştuğu için buna fırsat bulamadı.

O akşam eve biraz erken geldi. Yemek erken bitince, yatsıya kadar kalan zamanı Tarsuslu kızlara telefon etmek için kullandı.

Kızları bizzat kendisi aradı ve ikisine de ayrı ayrı başlarına gelen bu olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü ve geçmiş olsun dileklerini iletti. “Arkanızdayız, korkmayın, sokağa istediğiniz kıyafetle çıkın” dedi.

“Beşir Amcanız ile konuştum, polise talimat verildi, bunu yapanları da hemen yakalayıp, mahkemeye çıkaracaklar, bakın Emine Teyzeniz de konuşmak istiyor” diye devam etti.

Emine Hanım da Tarsuslu kız çocuklarına geçmiş olsun dedi ve yolu Tarsus’a düşerse kendilerini ziyaret edeceğini ve evde onlarla bir çay içeceğini söyledi.

Başbakan’ın bu telefon konuşları için ayrı bir bütçesi yok. Bu iş için GSM operatörlerinin “kontör bizden” programından yararlanıyor.

Buraya kadar olan yazıyı ben kafamdan uydurdum. Bir tek kelimesi bile doğru değil.

Ama Başbakan, bir törende türbanlı olduğu için mağdur edilen küçük kıza gösterdiği hassasiyeti, bacaklarına kimyasal madde atılan kızlara da gösterir diye düşündüm.

Gecenin o saatinde de orada olamayacağım için bu hayali konuşmayı yazdım.

Ne dersiniz, Başbakan Tarsuslu kızları da telefonla aramış mıdır?

Gençler, bir sorunumuz var!

TÜRBAN meselesi alevlendiğinden beri televizyonlarda konuyla ilgili tartışma programlarının sayısı bir hayli arttı.

Bunların bir bölümü de “seyircili” programlar. İzleyiciler arasındaki gençler de konuşuyor, konuklara soru soruyorlar.

Bu programlarda dikkatimi çeken bir şey var: Bence asıl sorunumuz gençlerimizin önemli bölümünün okuma-yazma ile başının hoş olmaması.

Konuşmalardan ortaya çıkıyor ki birçok gencin laiklik, Atatürk Devrimleri, demokrasi gibi konulardaki bilgisi ilkokuldaki sosyal bilgiler ve lisedeki inkılap tarihi dersi ile sınırlı.

Bakıyorum “Atatürkçüyüm” diyen çocuk, bırakın başka eserleri, Nutuk’u bile okumadığını gösteren cahilce şeyler söyleyebiliyor.

Karşı taraftakilerin de onlardan uzun boylu farkı yok. Dini konulara daha hákimler ama iş demokrasi, laiklik, siyasal sistemler gibi konulara dayanınca cehalet kendisini hemen belli ediyor.

Çocuklarımız ne yazık ki günün sorunları üzerine düşünmüyorlar ve düşünmedikleri için de meraka kapılıp okuyup, öğrenmeye çalışmıyorlar.

Onları birer test canavarı haline getirdiğimizden beri “çoktan seçiyorlar” ve ayrıntılı bilgi sahibi olmanın önemini kavrayamıyorlar.

Sonuç, ezberlenmiş sloganları tekrarlayan, küçük dar kafalar olarak kendini gösteriyor.

Türkiye’nin gelişmesinin önündeki en büyük engel budur diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı neden ağırdan alıyor?

DÜN bu yazıyı yazdığım saate kadar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa değişikliği ile ilgili kanunu “incelemeye” devam ediyordu.

Cumhurbaşkanı’nı bu köşede daha önce, kanunları incelemeye bile gerek görmeden hemen imzalaması nedeniyle eleştirmiştim.

Uçaktan iner inmez imzaladığı bir kanun bile olduğunu hatırlayacaksınız.

O tarihte bu eleştiriler şöyle yanıtlanmıştı: Cumhurbaşkanımız, kanunları daha komisyonda görüşülürken getirtip, inceliyor. Köşk’ün hukukçuları bütün süreç boyunca incelemelerini sürdürüyorlar ve kanunlar çıktığında incelemeler de sonuçlanmış oluyor!

Türban ile ilgili Anayasa değişikliğine yönelik tartışmalar bu toplumu günlerce meşgul etti.

Her şey kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti. Değişiklik yapılan maddeler ile ilgili en küçük ayrıntı bile gazetelere yansıdı.

Ülkeyi böylesine meşgul eden bir Anayasa değişikliğinin, Cumhurbaşkanı’nın dikkatinden kaçmış olmasını düşünmemiz için de herhangi bir nedenimiz yok.

Durumda bir tuhaflık var: Ya Köşk’ün daha önceki açıklamaları doğru değildi ya da Cumhurbaşkanı, Anayasa değişikliğini onaylamayı kasten geciktiriyor.

Bunun nasıl bir planın parçası olduğunu tahmin etmek zor değil.

Belli ki “Aradan biraz zaman geçer, tartışmalar soğursa bu iş de unutulur” gibi bir hesap var.

Bu planın işleyip işlemeyeceğini biraz beklersek görebileceğiz.