Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İstanbul’da asayiş Allah’a emanet

İSTANBUL’da kerameti kendinden menkul kişilerin korumalar ve eskort araçlarıyla dolaşmaları, trafik kurallarını ihlal edip vatandaşları taciz etmeleri yeni bir durum değil.

İstanbul’daki emniyet görevlilerinin de bir tür şehir eşkıyalığına dönüşen bu duruma seyirci kaldıklarını biliyoruz.

Nasıl olduysa, böyle bir “koruma ordusu” ile gezen bir şahsın yakalandığı dünkü gazetelerde yayımlandı.

7 kişilik koruma ordusuyla gezen bir kişi, vatandaşların ihbarı üzerine gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmış. Korumalardan biri de ruhsatsız silah taşıdığı için tutuklanmış.

Gazeteler, söz konusu kişinin geçen yıl Etiler’deki bir galeride meydana gelen çatışmada yaralandığını yazıyor.

Haberdeki bir küçük detay, o kişinin neden bir koruma ordusuyla gezdiğini de ortaya koyuyor.

Bir kişinin de öldüğü Etiler’deki çatışma nedeniyle aranan şahıs, o günden beri yakalanamamış!

Yakalanamayan şahsın o álemde bir hayli ünlü birisi olduğunu söyleyeyim.

İsimleri yazmadım; çünkü bunun bir önemi yok. Ha Ali Veli, ha Veli Ali, sonuç değişmiyor.

Eğer İstanbul’da canınızı, malınızı korumak için bir koruma ordusu tutabilecek durumda değilseniz, Allah’a emanetsiniz demektir!

Şehir giderek artan bir asayiş sorunu yaşıyor. Yakın çevresinde hırsızlığa kurban gitmemiş, kapkaça uğramamış birisini bulabilmek neredeyse olanaksız.

Bir yandan mafya özentileri, diğer yandan asayiş bozukluğunu geçim kapısı haline getirenler bu kentte cirit atıyor!

İstanbul Emniyeti’ne ciddi bir kan değişikliği lazım gibi geliyor bana, İçişleri Bakanı’na duyurmuş olayım.

Futbol maçına, basket takımıyla çıkmak

AVRUPA Parlamentosu’na sunulan raporda Türkiye’nin Ermeni soykırımının yanı sıra Süryani ve Pontus soykırımlarını da kabul etmesi gerektiğinin yazılması, ülkemizde birçok çevrede ciddiye alınmadı.

Raporun içeriğindeki bu saçmalıkların nasıl olsa Parlamento’da ayıklanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak önemli bir detay yine gözden kaçıyor gibi geliyor bana.

Anlamakta zorlandığımız ve bu nedenle de mücadelede yetersiz kaldığımız konu, soykırım iddialarının esasen tarihle filan ilgili olmaması.

Bu her şeyden önce Türkiye karşıtı çevrelerce yürütülen ciddi bir “halkla ilişkiler” kampanyası.

Yıllardır sürdürülen tek taraflı bir kampanyaya kendi yöntemleriyle yanıt verilmediği için dünyanın her yerinde Türklerin soykırımcı olduklarına ilişkin inanç yayılıyor ve pekişiyor.

Böyle bir kampanyaya karşı “arşivleri açalım, belgeleri görelim, tarihi gerçekleri tarihçiler tartışsın” gibi yanıt vermeye kalkıyoruz ve sonuç alamıyoruz.

Böyle olduğu içindir ki halimiz futbol maçına, basketçilerle çıkan takımın durumuna benziyor.

Diaspora Ermenilerinin soykırım kampanyasını yürüten kuruluşun başına ABD’nin önde gelen reklamcılarından birini çok ciddi bir parayla transfer etmeleri bile gözümüzü açmamıza yetmedi.

“Tanıtım fonu hortumlamak” konusunda uzman olan kişilerin ve kuruluşların ağına düşmeden, bu iddialara karşı dünya ölçeğinde ciddi ve kapsamlı bir halkla ilişkiler faaliyeti yürütmek zorundayız.

Zaten aşklar hep yalan dolan

BU yaz en az 50 kere “kına gecesine” tanık oldum.

“Erkekler kına gecesine gitmez ki” derseniz haklısınız, zaten ben gitmedim, onlar geldi!

İstanbul’da Cahide Sayfiye isimli bir gece kulübü var. Ve yeni bir moda, evlenecek kızlar kına gecelerini burada yapıyorlar. Bir gecede dört, beş kına gecesine rastlamak mümkün.

Tören “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar” şarkısıyla başlıyor.

O anda kafalarına üzeri balonlar, çiçeklerle süslü tül duvaklar geçiren gelin adayları, kız arkadaşlarıyla birlikte sahneye çıkıyorlar.

Ben mi yaşlandım nedir, bu kızların hepsi gözüme çok küçük görünüyorlar.

Sanki Rouccutane’ı (Ergenlik sivilcelerine karşı bir ilaç, doktora danışmadan kullanmayın, tehlikeli olabilir) kesmiş ve o anda evlenmeye karar vermişler gibi!

Gözlerindeki ifadeye bakınca her genç kızın, yaşamı boyunca en az bir erkeği doğduğuna pişman etmek üzere programlanmış genlerle donatıldığı hemen anlaşılıyor!

Çünkü “annemin yelkeni olsa açsa da gelse” diye ağlarken bir anda “çalardık biz onları zurna gibi”ye geçebiliyorlar. Ardından “o beni prenses biri sanıyor” geliyor ki artık ne desem bilmiyorum.

Sahnedeki eğlence, “zaten aşklar hep yalan dolan” başladığında zirveye çıkıyor. Sadece bu şarkı bile zavallı damadı neyin beklemekte olduğunu göstermeye yetiyor.

Sonra bir tabaktaki kına müşteriler arasında gezdiriliyor.

İlk gittiğimde çerez dağıtıyorlar zannedip avucuma bir miktar almıştım ki farkına varıp hemen sildim; ama izini bir süre avucumda taşıdım.

Ortam, elbette bekár delikanlılar için oldukça verimli.

Çünkü en yakın kız arkadaşı evlenmek üzere olan bir genç kız kadar savunmasız ve romantik önerilere açık kız bulmak mümkün değildir.

İzzet Çapa’ya sordum, “Kızlar burada eğlenirken damat ve arkadaşları neden gelmiyor” diye.

Şöyle yanıtladı: Onlar gürültü kirliliğine karşı ağabey, Aksaray’daki kapalı barları tercih ediyorlar bekárlığa veda için!