Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

’Kişisel tercih’ deyip geçemeyiz

TÜRKİYE, bunca gelişmeye rağmen kadınların çok ciddi toplumsal baskılar altında yaşamak zorunda kaldıkları bir ülke.

Kız çocuklarının okutulmamasından tutun da, toplumsal ve ekonomik yaşama katılmalarının önüne çıkarılan engellere ve çocuk yaşta evlendirilmelerine kadar bir dizi sorunumuz var.

Ve bu sorunlar, toplumsal gelenekler ve dini inanışlar çemberi altında giderek büyüyor.

Bugün birçok kadının toplumsal yaşama şu ya da bu şekilde katılabilmesinin yolu “örtünmekten” geçiyor.

Özellikle büyük kentlerin kenar semtlerinde, küçük kent ve kasabalarda örtünmenin şekli de belli: Bir moda haline getirilen türban, bu kadınların bir birey olarak sokağa çıkabilmelerinin bile ilk koşulu haline geldi.

Bazı kişiler, bu nedenle türbanın, toplumsal yaşama katılma fırsatı yarattığını ve “modern bir şey olduğunu” savunuyorlar.

Ağaçların çokluğu yüzünden, ormanı görememenin bir değişik ifade biçimi!

Evet, türban belki o kadınların hiç olmazsa sokağa çıkabilmelerini sağlıyor ama giderek bir “mahalle baskısına” dönüşerek başka kadınların da sokağa çıkabilmelerinin ilk koşulu haline geliyor.

Bundan 25 sene öncesinin herhangi bir Anadolu kentinde kadınların serbestçe ve rahatsız edilmeden giyebilecekleri kıyafetlerle, bugün o kadınların kızları sokağa çıkamıyor.

Evet, türban takmak bir bireysel kıyafet tercihi gibi görünüyor ve kişisel özgürlükleri ilgilendiren bir alanda bulunuyor ama temsil ettiği fikir, başka kadınların bireysel özgürlüklerini kullanamamaları sonucunu yaratıyor.

Bu nedenle yeni Cumhurbaşkanı’nın eşinin türbanı da sadece kendisini ilgilendiren bir durum olmaktan çıkıyor.

Türbanın, devletin en tepesine yerleşmesi hiç kuşku yok ki kadınların daha çoğunun sokağa çıkabilmek için örtünmeleri sonucunu yaratacak.

“Kadın-erkek eşitsizliğinin” bayrağı haline gelen türban ile mücadele etmek bunun için gerekiyor.

Laiklik ile İslamcılığın yarattığı fark

HİNDİSTAN ve Pakistan 60. kuruluş yıllarını kutluyorlar.

İngiliz emperyalizminin “böl-yönet” ilkesinin bir sonucu olarak bağımsızlığın ardından “Hint Yarımadası” din temelinde ikiye bölündü.

O tarihe kadar birbirleriyle iç içe ve aynı toplumsal-ekonomik şartlar altında yaşayan iki halkın yolları ayrıldı.

Aradan geçen 60 yıldan sonra Hindistan bugün hızla büyüyen ekonomisi, dünyaya örnek gösterilen demokrasisi ve teknolojik atılımlarıyla bambaşka bir ülke.

Pakistan ise yola birlikte çıktığı komşusundan çok geride. Demokrasisi doğru dürüst işlemiyor, ekonomisi çökmüş durumda, İslamcı fanatizm ülkeyi esir almak üzere.

“60 yılda bu farkı yaratan nedir” diye düşünmek, ülkemizdeki tartışmalar için de yararlı olabilir.

Aradaki temel fark şu: Hindistan laik bir ülke ve laiklik, ülkedeki farklı dini ve etnik toplulukların bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlıyor.

Pakistan ise İslami temellere dayanan bir anayasa ile yönetiliyor.

Türkiye’de, laik demokratik düzenin savunucularını “laikçilikle” suçlayanların Hindistan ile Pakistan arasındaki gelişme farklılıklarına ve bugün çözmek durumunda oldukları problemlerin niteliklerine bakmalarında yarar var.

Bu da ’jet sosyetenin’ su sorunu!

MUSLUĞU çevirince akan su görmek yerine, bir tıslama duymaya giderek alışıyoruz.

Bir leğenin içine oturarak yıkanmayı ve artan suyu başka yerlerde kullanmayı (artık o yer o suyla nasıl temizlenecekse) öneren belediye başkanlarımız bile var.

Geçenlerde okuduğum Gusto dergisinde ise “su sorununun” bir başka boyutunu öğrendim.

Dünyanın en tanınmış şişelenmiş su markası Evian, bol yıldızlı Michelin lokantalarında ya da jet-setin devam ettiği kulüplerde satılmak üzere yeni bir şişe piyasaya sürmüş.

Kristal bir şişe, üzerinde suyun kaynağı Alp Dağları’nı vurgulayan bir kabartma da var. Gümüş rengi şişe ağızlığı da suyun bardağa dökülürken etrafa saçılmasını önlüyor.

Bir başka özel su ise Bling tarafından piyasaya sürülmüş. Marka, şişenin üzerine Swarovski kristallerini andıran kristal taneciklerle yazılmış. Ağzı da tıpkı bir şarap şişesi gibi mantarla kapalı bu şişenin fiyatı 40 ABD Doları!

Dergi, “herkesle aynı suyu içmek istemeyen” jet sosyetenin ve onlara servis veren lokanta ve barların bu sulara çok itibar ettiğini yazıyor.

Bizim sosyetik kulüplerde ise hálá pet şişelerde su servis ediliyor. Türk su markalarının, jet sosyetenin bu su sorununa bir çözüm bulma zamanı gelmedi mi hálá?