Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Laik eğitim neden rahatsız ediyor?

MİLLİ Eğitim Şûrası’na illerde oluşturulan komisyonlardan gönderilen isteklerden dün genel olarak söz etmiştim.

Bugün biraz ayrıntıya girelim istiyorum. Söz konusu komisyonlar, illerde eğitimden sorumlu vali yardımcısı başkanlığında kuruldu ve “eğitimcilerin” önerilerini toplayıp Şûra’ya gönderdi.

Dün Şûra’nın açılışında yaptığı konuşmada Milli Eğitim Bakanı, 12 yıllık kesintisiz eğitimden söz ediyordu ama benim elime ulaşan bilgiler, bu komisyonlardan gelen önerilerin tam tersi eğilimde olduğunu gösteriyor.

Din Kültürü ders saatlerinin artırılması, seçmeli Kuran derslerinin konulması, imam hatip liselerinin “genel lise” kapsamına alınması gibi öneriler bunlar. Ve yine birçok öneri de 8 yıllık kesintisiz eğitimin bölünmesini içeriyor ki bunun bir tek anlamı var: Kuran kurslarını yaygınlaştırmak için uygun ortam yaratmak.

Ve bir öneri de Iğdır’dan gelmiş: 23 Nisan ve 19 Mayıs törenleri için hazırlıklar çok uzun oluyor, bu süre kısaltılsın ve kutlamalar genel olmaktan çıkarılsın, her okul kendisi kutlasın!

Birisi “ulusal egemenlik bayramı”, diğeri Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün için kutlanan “gençlik bayramı”!

Belki de utanmasalar tamamen kaldıralım diyecekler ama şimdilik “kutlamalar genel olmaktan çıkarılsın” diyorlar.

Bu tablo açıkça gösteriyor ki Milli Eğitim’de yapılmak istenen şey, eğitim sürecine dini bir içerik kazandırmak.

Eminim ki şimdi bunu yazdım diye şöyle açıklamalar da yapılacaktır: Çocuklarımız dinlerini öğrenmesinler mi?

Ben de bu soruya şimdiden bir başka soruyla karşılık vereyim:

Siz, laik eğitim düzeni içinde dini bilgilerinizi edinmek fırsatını bulabildiğinize göre, çocuklarımız da aynı laik düzen içinde neden dini bilgileri öğrenemesinler?

Bir fotoğraf, bazen bir sayfa habere bedeldir

17 aylık bir bebeğin, annesinin de bulunduğu bir ortamda şiddete maruz kalıp bir de tecavüze uğramış olması, bütün ülkede derin bir üzüntüye yol açtı.

Başta Hürriyet olmak üzere tüm gazetelerde bu bebeğin başından geçenler haberleştirildi. Bu haberlerde kimliğinin belli olmasını önleyecek şekilde “mozaiklenmiş olarak” bebeğin fotoğrafı da yayımlandı.

Dün Hürriyet ve Sabah’ın “okur temsilcileri”, o fotoğrafın gazetelerde kullanılmasını eleştiriyordu.

Hürriyet’in okur temsilcisi, fotoğrafın “haberin unsuruymuş gibi kullanıldığını, ama habere hiçbir şey katmayacağını” yazdı.

Sabah’ın okur temsilcisi ise “Bebeğin fotoğrafı yayımlanmasa da olurdu” diyordu.

İki görüşe de katılabilmek mümkün değil.

Çünkü en temel kurala uyulmuştu: O fotoğrafa bakarak bebeğin kimliğinin teşhis edilmesi mümkün değildi.

Fotoğrafın “gereksizliğine” gelince: Bu fotoğraf olmasaydı, birçok kişi o haberi sıradan bir üçüncü sayfa haberinden ayırt edemezdi.

O fotoğraf olduğu içindir ki o talihsiz bebeği kendi çocuklarımızla, torunlarımızla, yeğenlerimizle, yakından tanıdığımız bebeklerle özdeşleştirebildik.

O bebeğin çektiği acıları yüreğimizin derinliklerinde hissedebilmemizi bu fotoğraf sağladı.

Ve bu özdeşleştirme, haberin herkesin dikkatini çekmesine ve konunun gündemde kalmasına yardım etti.

Birçok okuyucunun, bu haberin yayımlanmasına itirazları olduğunu da biliyoruz.

Okur temsilcilerinin köşelerine yansıyan mektuplar bunu gösteriyor.

Şunu unutmamak gerek: O haber yayımlanmasaydı, giderek büyüyen bir tehlikeden bütün toplumun nasıl haberi olacaktı?

Böyle bir tehlikenin varlığı açıkça ortaya konmazsa, yetkililerin bu konunun üzerine gitmeleri nasıl sağlanacak?

Gazetecilik görevimiz, bazen hiç hoşlanmadığımız haberleri de sayfalarımıza taşımamızı zorunlu kılıyor.

Hep söylediğim gibi, bizim işimiz topluma bir ayna tutmak. O aynadan yansıyan görüntüler biz gazeteciler dahil kimsenin hoşuna gitmese bile görevimiz o aynayı tutmaya devam etmek.

Parti böyle kurulmaz

İSTANBUL’un eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna’nın “Turkuaz Hareketi” öyle görünüyor ki daha doğmadan ölüm sürecine girdi.

Gürtuna’nın dün Sabah’ta yayımlanan demecinin başlığı şuydu: “Partimiz seçime yetişecek. Sarıgül de bizimle.”

Gürtuna’nın “Bizimle birlikte olacaklar” dediği isimleri okurken şaşırdığımı söylemeliyim.

En çok şaşırdığım isimlerden biri de Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül idi.

Ancak dün daha öğlen olmadan Mustafa Sarıgül bir basın toplantısı yaparak Gürtuna’nın iddiasının doğru olmadığını belirtti.

Sosyal demokrat bir siyasetçi olarak böyle bir girişimin içinde yer alamayacağını söyledi.

Eminim ki Gürtuna’nın listesindeki başka sosyal demokrat isimler de bugün yarın benzer açıklamalar yapacaklardır.

Gürtuna’ya şunu hatırlatmak istiyorum: Siyasi hareketler elmalar ile armutların bir araya gelerek gerçekleştirebilecekleri hareketler değildir.

Toplumda ideolojik bir tabanı olmayan hiçbir hareket partileşemez, adına siz parti deseniz bile bu oluşumlar seçimlerde bir varlık gösteremez.

Öyle görünüyor ki Gürtuna’nın partisi de bir “arkadaş kulübünden” daha ileriye gidemeyecek.