Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Milletvekili yalan söylerse polis ne yapsın?

AKP Trabzon Milletvekili Mustafa Cumhur’un uçağa silahla binmesi ile ilgili tartışmada, havaalanında görevli polislerin eleştirilmesini haksız buluyorum.

Polisler, x-ray cihazı sinyal verince milletvekiline “Üzerinizde silah var mı?” diye sormuşlar, “Yok” yanıtını alınca da üzerini aramaya gerek görmemişler.

İyi de yapmışlar, çünkü milletvekilinin üzerini aramaya kalkanın bu kış kıyamette soluğu yurdun hangi ücra köşesinde alacağını hepimizden iyi biliyorlar.

Milletvekilleri ile çok daha sıradan tartışmalar yaşamak durumunda kalan polis memurlarının başına ne geldiyse, onların da başına o gelecekti.

Tayin, görev yeri değiştirme, terfi edememek gibi.

Olayda suçlanması gereken bir tek kişi var, o da milletvekili.

Hem yalan söylediği için, hem de uçağa dolu bir silahla binmenin nasıl bir felakete yol açabileceğini bilmediği için.

Birincisi siyasi ve ahlaki olarak topluma karşı işlenmiş ciddi bir kabahat.

İkincisi ise korkunç sonuçları olabilecek bir cehalet.

Geçenlerde de hatırlayacaksınız bir başka AKP milletvekili TBMM girişinde, ziyaretçilerden silahlarını teslim etmelerini isteyen polislere dayılanmış, silahları beline sokarak “Sıkıyorsa gelin benden alın” demişti.

Artık dönemlerinin sonuna yaklaşıyorlar ama belli ki daha hálá bu tür güvenlik kurallarının en başta kendi canlarını korumak için konulduğunu bile öğrenememişler.

Çankaya hesapları şimdiden başladı

’MİLLİ Eğitim Şûrası’nın, milli eğitime dini bir içerik verilmesi çabalarına sahne olmasının tam da bu döneme denk gelmesi bir tesadüf değil’ diye yazmıştım geçenlerde.

Belli ki bütün hesaplar, bu tür değişikliklere karşı bir sigorta görevi gören Çankaya’daki olası değişikliğe göre yapılıyor.

Böylece AKP seçimler öncesinde kendi sınırlı tabanına hoş gelecek bir macera arayışına girmeye hazırlanıyor.

Yoksa 3 milyona yakın lise öğrencisinin olduğu bir ülkede, Şûra’nın ilgisinin sadece 108 bin öğrenciye sahip olan imam hatiplere yoğunlaşmasını açıklayabilmek kolay değil.

Dün Hürriyet’te sanayici Ömer Malaz ile yapılan bir söyleşinin haberi yayımlandı.

Malaz, Gebze’de kurulu bir tersanede dünya çapında mega yatlar üreten bir firmanın sahibi.

Bakın ne diyor: “345 kişi çalıştırıyoruz ve haftada ortalama 10 kişi bizde yeni işe başlıyor. Çok sıkıntı çektiğimiz konulardan biri iyi mobilyacı, marangoz, polyesterci, eli matkap tutan, silikon çekmeyi bilen eleman bulamamak.”

Benzeri yakınmaları, Anadolu’nun her yerindeki sanayicilerden dinleyebilirsiniz.

Sanayinin ihtiyaç duyduğu iyi yetiştirilmiş elemanları sağlayacak kurumlar da meslek liseleri ve meslek yüksek okulları.

Türkiye’de milyonlarca düz lise mezunu, hiçbir beceri ve bilgiye sahip olmadan üniversite kapısında beklerken, asıl ihtiyaç duyulan iş gücünü yetiştirecek meslek liselerini güçlendirmek yerine imam hatiplileri vali, kaymakam, polis müdürü yapmaya çalışmanın bir açıklaması olması gerekiyor.

Ve bunun bir tek açıklaması var: Hükümetin derdi milli eğitimi ülkenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemek değil, laik eğitime dini bir içerik kazandırmak.

Ali Sami Yen, Galatasaray’ın değilmiş

ALİ Sami Yen Stadı’nın arsasını ve Seyrantepe’nin üst kullanım hakkını devrederek bedava bir stadyum sahibi olmak isteyen Galatasaraylı yöneticilerin hesaplarını anlamakta zorlandığımı söylemiştim.

“Madem Ali Sami Yen bu kadar değerli, neden bu işi kendileri yapıp, parayı Galatasaray’a kazandırmaya çalışmıyorlar” diye sormuştum.

Sorumun yanıtını Gençlik Spor Müdürlüğü’nün bir yazısıyla aldım.

“B.02.1.GSM.0.00.00.63/163” sayılı Gençlik Spor Müdürlüğü yazısında “Ali Sami Yen Stadyumu’nun mülkiyeti genel müdürlüğümüze aittir” deniliyor.

Yazı şöyle: “07.08.1997 tarihli sözleşmenin hükümleri Kulüp tarafından yerine getirilmemiştir. Sözleşmede Kulüp tarafından taahhüt edilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine Genel Müdürlüğümüzün uğradığı zararın tazmini için gerekli hukuki işlemler başlamıştır.”

“07.08.1997 tarihli sözleşmede inşaat bitirme süresi belirlenmiş olup Kulüp mücbir sebeplerden dolayı stat inşaatına başlayamamıştır.”

“Ali Sami Yen Stadyumu’nun bulunduğu taşınmaz Kulüp tarafından satın alınmamıştır.”

“Kulüp ödemelerini 2003 yılından beri aksatmış bulunmakta, Genel Müdürlüğümüz alacaklarının tahsili hukuki yollardan devam etmektedir.”

Oldukça ilginç bir durum:

Size ait olmayan bir arsayı ve “üst kullanım hakkını” Hazine’den bedavaya aldığınız bir başka arsayı verip, 100 milyon dolarlık bir stadyum yaptırmak ve bunun parasını da devlete ödetmek istiyorsunuz.

Başka ülkelerde ne denir bilmiyorum ama bu ülkede benzeri işler için geçmişte “hortumlamak” tabiri kullanılıyordu!