Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

O fırsatı hükümet kaçırdı aslında

Başbakan Binali Yıldırım, iç güvenliğin sağlanması konusunda taviz verilmeyeceğini söyledi ve “çözüm falan  yok kardeşim, çözüm vatandaşta. O fırsatı kaçırdılar” dedi.
Eski Başbakan ve şimdiki Cumhurbaşkanı “Kürt sorunu yok, terör sorunu vardır” diyordu, Başbakan Yıldırım bir adım ileri attı, “Kürt vatandaşlarımızın PKK sorunu var” dedi.
Kürt vatandaşlarımızın PKK sorunu olduğu bir gerçek, bunu reddedemeyiz.
Şiddetten başka bir politikası olmayan bir örgüt bu. Bu konuya sonra yine döneriz.
Başbakan’ın “o fırsatı kaçırdılar” diye söz ettiği fırsat “barış süreci” olmalı.
Ve etrafındaki yağcılar ordusu bunu söylemez, ben söyleyeyim, eğer kast ettiği şey barış süreci ise o fırsatı kaçıran sadece PKK değildi.
O fırsatı, AKP hükümeti kaçırdı, heba etti.
Zaman içinde adı bir kaç kez değişse de “barış süreci” diye tanımladığımız süreç, halkın büyük bölümünün desteğini almıştı.
Şehit cenazeleri gelmiyordu, gencecik insanlar Kandil’in hesapları uğruna ölüp gitmiyordu.
Ve AKP hükümetleri, bu fırsatı, kalıcı bir barış için kullanamadı, kaçırdı.
Bana sorarsanız bu bilinçli bir hareketti, barış sürecinin yıkımı ağır olan bir savaş sürecine dönüşmesinden siyasal beklentiler vardı. Bunu da şimdilik bir kenara koyuyorum.
Silahların sustuğu ortamda yapılması gereken şey, o silahların bir kez daha ateşlenmemelerini sağlayacak reformları yapmak, tedbirleri almaktı.
Hükümet, ne o demokratikleşme reformlarını yaptı, ne de PKK’nın kentlerde, köylerde cephanelikler oluşturmasını önleyecek tedbirleri aldı.
Tek başına iktidar gücüne sahip bir hükümetin, bu sorunu çözmeye değil, sorunu çözüyormuş gibi yapıp, oy avcılığına kalkışmasını izledik.
Böyle olması da kaçınılmazdı zaten.
O tarihlerdeki hedefleri bir tek adam yönetimi kurabilmekti.
Bunu hedefleyen bir siyasi kadronun, memleketin demokratikleşmesi anlamına gelecek o reformları yapmayacağı, yapmayı aklından dahi geçiremeyeceği bir gerçekti.
Bu numarayı sadece bir kısım liberal aydın yuttu, o kadar.
Ve şimdi Başbakan diyor ki “çözüm filan yok kardeşim.”
“Ne iyi” deyip sevinmeli miyiz?
Başbakan bu sözlerini söylerken Hakkari’den 1 şehit, 6 yaralı haberi gelmişti. 20 PKK’lının da operasyonda öldürüldüğü haberleri vardı.
Bir gün önce de Van ve Siirt’ten 3 şehit cenazesi gelmişti, 5 de yaralı vardı.
Her gün şehit haberleri gelmeye devam ediyor ve sorunlarımızı çözmek için iş başında olan hükümetin Başbakan’ı “o fırsat kaçtı” diyerek, geçebiliyor.
Bu genç insanlara yaşama fırsatı verelim diyen de yok.
—————————————-
 
“Büyük Osmanlı kültürü” palavrası
 
Liselerin 1,2 ve 3. Sınıflarında seçmeli ders olarak okutulacak Osmanlıca dersinin öğretim programı belirlenmiş.
Öğretim programının giriş bölümünde şöyle deniliyor:
“Osmanlı Türkçesi, ecdadımızın bin yıla yakın bir süre kullandığı bir yazı dilidir. Bu yazı dili ile ecdadımız, milli kültürümüzü şekillendiren sayısız eser ortaya koymuştur. Osmanlı Türkçesi Öğretim Programı, bahsedilen büyük kültür birikimini, yazıldığı alfabeyle inceleyip, değerlendirmenin yolunu açmayı hedeflemektedir.”
Havuz gazetesindeki habere göre Osmanlı Türkçesinin günümüze taşıdığı büyük kültür mirasını sahiplenecek olan öğrenciler, ecdadımızın yüzyıllar boyunca ortaya koyduğu kültürel eserlere de ulaşabileceklermiş.
Bu dersin öğretim programına konulması, Osmanlıya özenen eski Başbakan’ın eseri.
Bence iyi de bir şey, eski alfabeyle Türkçe okumanın yanı sıra, öğrencilerin kelime haznesi de gelişecektir.
Bilgiden zarar gelmez, umarım bu dersi verecek öğretmenler gerçekten Osmanlı döneminde yazılan Türkçeye hakim olsunlar. Arapça öğretmenlerinden devşirileceklerse bu bir işe yaramaz, onu da söylemiş olayım.
Ders programının amacı açıklanırken söylenen iddialı sözlere gelince:
Ya Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri gerçek durumu bilmiyorlar ya da amaçları eğitim filan değil propaganda.
Bir kere Osmanlı Türkçesi dedikleri “şey” ecdadımızın bin yıldır kullandığı bir şey değil.
Daha dersin amacı açıklanırken palavralar başlıyor, görüyorsunuz.
Öte yandan matbaanın Osmanlı topraklarına gelmesiyle, alfabenin değiştiği harf devrimine kadar geçen 200 yılda kaç kitap basıldı da şimdi o kültür hazinelerinden mahrum kaldık dersiniz?
Bakanlık muhtemelen bilmiyordur, ben söyleyeyim:
Eski harfler ile Türkçe basılı yaklaşık 40 bin adet eser mevcut.
Bunun yaklaşık 20 bini aynı eserlerin tekrar baskısı. Kalanın 15 bini, ya yabancı dilden tercüme ya da derlemenin derlemesi eserler.
“Monte Kristo Kontu” gibi popüler eserler de var ki gençler bugünün Türkçesiyle de okuyabilirler.
Özgün telif eser sayısı iyi ihtimalle 3 – 5 bini geçmiyor.
Bu telif eserlerin hemen hepsi daha sonra yeni alfabe ile tekrar yayınlanmış. Dolayısıyla “ulaşılamayan” bir kültür hazinesi de yok.
Bu köşede 29 Aralık 2014’te, eski harfler ile ilk kitapları basan İbrahim Müteferrika’nın kaç adet kitap bastığını da yayınlamıştım.
Müteferrika, ilk önce Marmara Denizi, Karadeniz, İran ve Mısır’ı gösteren dört harita basmış. Bastığı ilk kitap 100 tirajlı Arapça – Türkçe sözlük. (Vankulu Lügati.)
Matbaasında basılan toplam kitap sayısı 17! Matbaanın el değiştirmesinden sonra basılanlarla birlikte sayı 23’e çıkıyor.
Bunların bazıları 300 adet, bazıları 500 adet, bazıları da bin adet basılmış.
Polonyalı Cizvit rahibi Krusinski’nin İran ve Afgan tarihine ilişkin kitabı ise en yüksek tiraja ulaşmış: 1200 adet! Müteferrika’nın bastığı kitaplar daha çok sözlüklerden, anılardan ve ilk Türkçe Atlas’tan oluşuyor.
Yani harf devrimi nedeniyle ulaşılamayan büyük bir kültürel hazine filan yok. Bu Osmanlıcıların bir palavrası.
Evet, eski Türkçe okuma yazma bilmek iyi bir şey, çocuklara öğretilirse yararlı da olur.
Ama Osmanlıca öğrenecek çocuklar, sonra okuyacak kitap bulamayacaklar, benden söylemesi.
Ha pardon, mezar taşlarını okuyabilirler tabii, o da yazı biçimlerini öğrenebilirlerse.
———————————————