Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Aşk, ’boş zaman uğraşı’ mıdır?

SON zamanlarda çok sık uçak yolculuğu yapıyorum. Bu durum, havaalanlarındaki bitmek bilmeyen bekleyişlerimde gazetelerin magazin eklerini ve haftalık magazin dergilerini köşe bucak okuma olanağı da sağladı. O yüzden memnunum.

Dikkatimi bir şey çekti: Magazin dünyamızın ince belli, uzun bacaklı bazı kahramanları şu sıralar çok meşgul oldukları için “aşka vakit bulamıyorlarmış”!

Aşkın boş zamanları değerlendirmek için bir “hobi” olduğunu hiç düşünmemiştim.

Böyle olunca haliyle “planlanabilir” de oluyor. Planlanabildiğine göre, kime áşık olunacağına da insan kendisi oturup, hesap kitap yapıp, karar veriyor olmalı.

Şöyle bir durum yani: “Dizi çekimine ara verdim, yapacak işim de yok, bari áşık olayım. Ahmet Bey, zengin ama çirkin, onu geç! Recep Bey desen, gözü bizi görmez, başka dünyaların insanıyız, o da olmaz. Kıvanç yakışıklı çocuk, ama sevgilisi var, şimdi kızı üzerime saldırtmayayım. Yiğit komik çocuk ama parası yok, Beyoğlu barlarını da bu sıcakta çekemem. En iyisi Philip galiba! Hem genç, hem yakışıklı, hem zengin!”

Kusura bakmayın hanımlar, ama aşk böyle bir şey değil.

Vakit bulunduğu zaman yapılacak şeye, “aşk” değil, “seviyeli ilişki” adını veriyoruz.

“Seviye”nin hangi düzlemde oluşacağı ise herkesin kendi meşrebine kalmış bir durum.

Bir de “Aşka henüz hazır değilim” durumu var ki, yerimiz bitti, artık o da gelecek cumartesi yazısına!

Bir şiir yazdım, hayatım değişti!

BAŞLIĞA bakmayın, aslında hayatımın değiştiği filan yok, Orhan Pamuk’tan uyarlanmış bir giriş cümlesi sadece.

Geçen hafta bu köşede “Özdemir Asaf’a aittir” diyerek şu şiiri aktarmıştım:

“Ömür dediğin üç gündür / Dün geldi geçti, yarın meçhuldür / O halde ömür dediğin bir gündür / o da bugündür.”

Hafta içinde bu şiirin Can Yücel’e ait olduğunu öne süren e-postalar aldım. Can Yücel’in ve Özdemir Asaf’ın yayımlanmış toplu eserlerinde bu şiirin izine rastlamadığımı da hafta içinde yazmıştım.

Şimdi son gelişmeler:

Bazı okuyucular internet aramalarında şiirin Can Yücel’e ait olduğunu bulmuşlardı, benim gibi, ancak bunu hálá güvenilir bulmuyorum. Çünkü internette şiiri Özdemir Asaf’a ait gibi gösteren siteler de var! Birkaç okuyucu şiirin Ali Poyrazoğlu’na ait olduğunu yazmış. Doğrulatma olanağım olmadı.

“Bu mail’i on arkadaşına gönder zengin ol, göndermezsen burnun düşsün” gibi ön uyarılarla gönderilen bazı zincirleme e-postalarda da (özellikle İngilizce olanlarda) bu şiir yer alıyor, sahibi belirsiz.

Hüseyin Hatemi, Farsça aslından çevirdiği Hayyam’ın bir rubaisini yolladı. Şöyle:

“Bir gün ki gelip geçti, onu yád etme / Ferdá da henüz gelmedi, feryád etme / Geçmişle ve gelmemişle uğraşma, bırak / “Hál”inde hoş ol, ömrünü berbad etme!”

Kendisine zahmetleri için teşekkür ediyorum. Aktardığım şiirin “ilk hali” olabilir bu rubai.

Ticaret erbabı okuyucular anonim olarak söylendiğini belirttikleri bir dörtlük yolladılar. O da şöyle:

“Ömür dediğin üç gündür / Dün, günü geçmiş senet gibidir / Yarın, vadesi açık senet gibidir / Bugün peşin paradır, iyi kullan.”

Konuyla ilgili en aydınlatıcı bilgiyi Balçiçek Pamir’in çarşamba günü Haber Türk’te yayımlanan köşesinde buldum.

Balçiçek, AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu ile konuşmuş. Müezzinoğlu, “Farkında olmalı insan” diye başlayan ve benim aktardığım dörtlük ile biten bir şiiri, “Can Yücel’indir” diyerek Başbakan’a hediye etmiş, o da çok beğenmiş ve “Bunu duvarımıza asalım, hayret Can Yücel’den bunu beklemezdim” demiş.

Balçiçek de şiirin bazı sözlerinin Can Yücel’e ait olmayabileceğini düşünerek, Can Yücel’in ailesini Datça’da bulup sormuş: “Bu şiir Can Yücel’e mi ait?”

Eşinin söylediğine göre şiir Can Yücel’e ait değil. Balçiçek, Yücel’in eşinin “Bunun aslında güzel bir tarafı var. İnsanlar söyleyemediklerini, düşündüklerini ama anlatamadıklarını, söylemekten çekindiklerini Can Yücel imzasıyla ortaya çıkarıyorlar. O yüzden pek sesimizi çıkarmıyoruz” dediğini aktarıyor.

Güler Yücel, “Can Yücel bu şiirin kendi adıyla Başbakan’ın duvarını süslediğini bilseydi ne derdi” sorusunu da şöyle yanıtlamış: “Artık sen düşün Balçiçek, nasıl okkalı bir cümle söyleyeceğini!”

Böylece bu tartışmanın da sonuna geldiğimizi düşünüyorum.

Şiir çarşamba günü yazdığım gibi “láedri” olarak nitelenmeli. “Sahibi bilinmeyen” bir şiir olarak! Bu vesileyle Can Yücel’in ruhuna da bir selam göndermiş olalım, bu sayede şiirlerinin bir bölümünü yeniden okuma olanağı buldum ve o Türkçe sihirbazına bir kez daha hayran oldum.

Özdemir Asaf’ı da unutmayalım elbette. Anısı önünde saygıyla eğiliyor ve “Çiçek Senfonisi” isimli antolojisinden bir dörtlük aktarıyorum:

“Daha doymamışız yaşamasına / Günlerimiz dün bir, bugün iki / Sakın bir şey bırakma yarına / Yarın yok ki.”